Yeni Özgür Politika’nın Cumartesi günkü sayısında, Hakan Sandal ve Serhat Aslan’ın hazırladığı, "Duvarlara iç döken devlet" başlığı ile önemli bir yorum-haber yayınlandı.
Farqîn’de, Gever’de, Varto’da, Sur’da, Lice’de, Silopi’de, Nusaybin’de Kürtlerin evleri tanklarla, havanlarla, roketlerle delik deşik edildikten sonra duvarlara yazılanlar; savaş kurmaylarının,Türk polis ve askerlerinin gerçek duygularının dışa vurumuydu.
"Devlet geldi"
"Kan koksun buram buram"
"Kurdun dişine kan deydi, korkun"
"Kızlar geldik ininize girdik"
"TC burada piçler nerde"
"Devletin var ihanet etme"
"TC ne derse odur"
"Türksen övün değilsen itaat et"
Bu yazılar üç beş kendini bilmezin duygu ve düşünceleri değildir. Yazıların altına atılan "Esedullah Timi" imzası da, devletin bu açık suçlarını örtmek için uydurulmuş bir isimdir. Varsa eğer, Esedullah Timi’nin başında Tayyip Erdoğan, Hulusi Akar, Ahmet Davutoğlu ve Hakan Fidan vardır. DAİŞ’in Kobanê’yi tanklarla kuşattığı günlerde, Kürt halkı kaygı ve üzüntü içinde iken, sevinçten ellerini ovuşturan, "hadi Kandil’dekiler gelsin kurtarsın" diye yazı döşeyenlerin, "Kobanê düştü düşecek" diye müjde verenlerin örgütüdür Esedullah Timi.
Bu yazılar bugünkü Türk devletinin, Türk ordusunun, Türk polisinin ve AKP Hükümetinin Kürdistan coğrafyasına ve Kürt halkına hangi gözle baktığının yalın ifadesidir.
Yazıları bir kez daha okuyun, "Gaza"ya çıkmış bir ordunun düşünce ve ruh dünyasını görürsünüz.
Gaza, İslam dinini korumak ve yaymak amacıyla Müslüman olmayanlara karşı yapılan kutsal savaşa verilen isimdir. Bu savaşa katılanlara "gazi" denir. Bu savaşta ele geçirilen mallara "ganimet", bu savaşın muhataplarına da düşman denir.
Türk devleti de Kürdistan’da Tayyip Erdoğan komutasında bir 'gaza'ya çıkmıştır.
İstila edilerek ele geçirilecek coğrafya Kürdistan, düşman da Kürt halkıdır.
Türk devleti bu konuda bir bütün olarak nettir ve aynı görüştedir.
Kürt halkına itaat, boyun eğme ve teslimiyet dayatılıyor.
Kobanê ve Şengal’i işgal eden DAİŞ, Kürtlerin evlerine ve mallarına el koyarken, kendilerine biat ederek müslüman olmayı kabul edenlere "yaşama" şansı veriyor, diğerlerini katlediyordu.
Türk devleti de bugün aynen DAİŞ’in yaptığı gibi, Kürdistan’a boyun eğdirme ve irade kırma savaşı yürütmektedir.
Halk da bu köleleştirme seferine karşı muazzam bir direnişle karşılık vermektedir.
Olay tam tamına budur.
O nedenle TV’lere çıkarak, "PKK, AKP’nin politikalarına destek sunmuştur", "PKK karşılık vermeseydi yoluna girmiş işler bozulmazdı", "PKK’nin yüzünden HDP’ye oy veren bir kesim, oylarını bu kez AKP’ye verdi" diyen yazar, siyasetçi ve akademisyenler olup biteni çarpıtma faaliyet yürütüyor.
HDP çevresindeki bir kısım konformist ve orta sınıf temsilcisi de Kürt kentlerini savaş alanına çeviren devleti değil; "özerklik ilanları olmasaydı işler yoluna girecekti. Bu olaylar HDP’ye oy kaybettirecektir. Halk göç ediyor, esnaf tepkili" diyerek PKK’yi ve direnen halkı suçluyor.
PKK, HDP’nin oy oranını artırmak veya TBMM’nde çoğunluğu elde etmek amacıyla kurulmuş bir parti değildir. PKK’nin kuruluş amacı ve mücadele gerekçesi Kürdistan’ın sömürge statüsünü sona erdirerek, Kürt halkının kendi özgür iradesi ile özgürce yaşamasıdır.
Türk devleti, AKP iktidarı, Erdoğan ve TSK bu özgürleşme amacına karşı savaş açmıştır. DAİŞ Rojava’ya ve Şengal’e açtığı savaş ile Kürtlere nasıl bir yaşam reva görüyor ise, Türk devletinin amacı da aynıdır.
Kobanê’yi kuşatan DAİŞ, Kürtlerin evlerini havaya uçurdu, çocukları, kadınları katletti. Onbinlerce Kobanêli göç etti. Ama Kobanê teslim olmadı. Özgürlüğü için büyük acılar çeken ve büyük bedeller ödeyen Kobanê, bugün bütün Kürdistan’ın medarı iftiharı bir kenttir.
Cizre, Gever, Farqîn, Nusaybin, Lice, Varto, Sur bugün gözlerimizin önünde büyük bir işgale karşı, büyük bir direniş sergiliyor. Acılar yaşanıyor, çocuklar, kadınlar katlediliyor, göçler yaşanıyor.
Ama teslim alma ve biat ettirme savaşına karşı Kürt halkının onuru, şerefi, haysiyeti ve özgürlüğü korunuyor.
Bu nedenle Özerk yönetim ilanları, "TC ne derse odur", "Türksen övün değilsen itaat et" diyen sömürgeci-Türk işgalciliğine karşı bir halkın öz savunması ve meşru müdafaasıdır.
Sonuna kadar haklıdır, yerindedir.
Çünkü bu savaş işgalci ile yerlinin, despot ile mazlumun, dağdan inen ile bağ sahibinin ve dişlerine kan değmiş itlerin daha fazla kan dökmesine engel olmak üzere yürütülen bir halkın haklı savaşıdır.
Özerklik ilanları demokrasi mücadelesinin kendisinidir, özüdür. Bu nedenle HDP’yi ve demokrasi cephesini daraltmaz, küçültmez. Aksine netleştirir, geliştirir ve büyütür.