Modern, post modern zamanların toplumsal yaşamı düzenleyen üç temel aracı vardır. 1. Devlet 2. Siyaset 3. Sivil Toplum Örgütlenmesi.

Günümüz Türkiye'sinde, devlet ve siyaset, ırkçı, gerici, tekçi anlayışı teşkil eden devlet anlayışının denetiminde ve yönlendirmesindedir. Türkiye'de devlet klasik ulus devlet modelindeki gibi salt burjuvazinin denetiminde değildir. Türkiye burjuvazisi ırkçı, tekçi ve talancı devlet elitinin denetimindedir. Devletteki türedi burjuvazi ki devleti kuran değil devlet zihniyetinin kendini yaşatmak için oluşturduğu talancı, yağmacı, besleme ve taklitçi bir sınıftır! Burjuvazinin Avrupa’da geçirdiği “Çıkarın gereklerine göre değişim” sürecini de yaşamamıştır. Bir anlamda teneke burjuvazidir! Çünkü Türkiye burjuvazisinin yegâne "Üretimi" otomotiv, "Beyaz eşya" vb. alandaki patentli mallara kaporta yapmak, gıda, ulaşım, ticaret (Devasa market ve AVM) ve bankacılık alanına egemen olmaktır. Kendisinin ürettiği maddi bir değer yoktur.  
Besleme burjuvazi dışında bir de "Anadolu Kaplanları" denen kasaba eşraflığından gelen zahire tüccarları vardır. Bunların kökeni tahıl, bakliyat vb. ürünlerin alım satımı ile başlamış sonra küçük ölçekli atölye, fabrika vb. ile devam etmiştir. Türedi, besleme burjuvazi daha çok “Laik” bir yapıya sahipken zahire tüccarları dindar ve gelenekçidir. Şu anda Türkiye bu iki egemen zihniyetin denetimi altındadır.  Öte yandan “Devleti kurduğu” iddiasında olan asker, sivil bürokrasi uluslararası konjonktürün “Türkiye’de değişim” politikası gereği etkisiz kılınmıştır.
Ancak günümüz Türkiye’sinde siyasete etki eden ve yukarıda sıraladığımız güçler dengesi için oyunu bozan bir güç var! Bu güç Türkiye’nin gelecek yüzyılını kendi çıkarları bağlamında düzenlemeye çalışanların oyununu bozuyor. Bu güç HDP’dir. 10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşanan durum özetle budur.
HDP sistemin tanımına uyan klasik bir parti değildir. Devlet, siyaset, sivil toplum üçlüsü içinde siyaseti sivil toplumun iradesiyle yürütmeye çalışan, toplumu oluşturan etnik, inançsal, sınıfsal, cinsel vb. kimlikleri gören, benimseyen bu bağlamda demokratik, çoğulcu ve katılımcı siyaseti örgütlemeye, yaşamaya ve yaşatmaya çalışan bir partidir. Bu devletin tekçi siyasetini aşan, devlete “Sorun yaratan” bir durumdur. Devlet “Vatandaşların” yaşamın har alanında “Milli iradeye bağlı birer Türk yurttaşı” olmasını murat eder. HDP tekçiliğin ve inkârın sona ermesini, yurttaşların siyasete, sivil toplum yaşamına, kamusal alana kendi kimlikleriyle katılabilmelerini, kimliklerin toplumsal barış ortamında eşit ve özgür olmasını, toplumsal kesimlerin birbirini gören, anlayan, saygı duyan ve kabul eden demokratik bilince kavuşmasını ister. İşte Türkiye’nin, Ortadoğu ve dünyanın temel sorunu budur.  
Bu tablo içinde sivil toplumun ne kadar etkili ve belirleyici olduğunu fark etmek gerek. Ama gelin görün ki devlet kendince bunun önlemini de almıştır. Türkiye’de “Sivil toplum” sivil değildir. Anayasa, yasalar, egemen tekçi zihniyet, elitlerin çıkar ilişkisi vb. sivil toplumu “Milli irade” yapmıştır. Kürt Siyasal Demokratik Hareketi ve Türkiye Devrimci Demokratik Hareketi'nin destansı bedellerle yarattığı sivil, demokratik, halkçı oluşum dışındaki toplumsal yapı “Milli iradenin” arka bahçesidir. Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan’ın 1999’dan beri yinelediği “Demokratik Cumhuriyet, Demokratik Ulus, Radikal Demokrasi” tezi tekçi ve inkârcı “Milli irade”nin karşısında sivil, demokratik, çoğulcu ve katılımcı yapıyı oluşturma hakikatidir.
Radikal Demokrasi’nin yaşam bulması için radikal demokrasi mücadelesi yürüten kurum ve kişilerin, radikal bir tarih, toplum, kültür, inanç, siyaset bilincine sahip olması bilinen yöntemleri aşabilecek beceri ve yöntemler oluşturması gerekir. Buradaki “Radikal” sözcüğüne yüklenen anlam elbette ki “Fanatizm” değildir. Biz “Radikal” kavramını “Hak, hakikat, masumluk, öze dönme, tevazu ve bilgeliğin ilkeleriyle yaşama” olarak anlıyoruz. Hak ve hakikat bağlamında eşitliği, özgürlüğü hedefleyen masumların öze dönme çabası “Demokratik cumhuriyet, demokratik ulus” için yürütülen “Radikal demokrasi” mücadelesinde yegâne faktördür…