Adı Azîze Mahmut. Çevresi onu Azize Cidî olarak tanıyor. Torunu ile birlikte yaşayan Azîze ninenin yaşı 80’in üzerinde. İlerlemiş yaşına rağmen geçmişe dair belleği güçlü. Gündemdeki gelişmeleri ise ilgiyle takip ediyor.
Babası Türk faşizminin zulmünden kaçtığı için Kürt olma bilinci ve yurtseverlik duygularıyla erken yaşta tanıştığını, kendi deyimi ile ‘hevalleri’ uzun zamandan beri tanıdığını ifade eden Azîze nine, “APO’cular bu topraklarda olmasaydı, şimdi burada yaşayamazdık” diyor.

'Her gün dua ediyorum'

Türk devletinin Rojava halkına karşı düşmanca yaklaştığını dile getiren Azîze nine, “Allah Türk devletini yönetenlerin belasını versin” bedduasında bulunarak,  “Çeteler ilkin Serêkanîyê’de Türk devletinin denetiminde saldırı gerçekleştirdi. Şimdi ise sınırlarda her gün gençlerimizi öldürüyorlar. Bunlarda iman, insanlık denilen bir şey yok. Rojava’daki tüm bu savaşların sebebi Türk devletidir” şeklinde tepkisini ifade ediyor.
İnsanlık düşmanı DAİŞ çetelerine karşı herkesin mücadele etmesi gerektiğini ifade eden Azîze nine “Halkımız bu zalimler karşısında yenilmesin, düşmanların gözü çıksın diye her gün dua ediyorum” diyor.

Eski komşuluk ilişkilerini özlüyor
Birkaç gözlü odanın bulunduğu avluda iki görümcesi ile birlikte tam otuz yıl bunca yaşamış. Şimdi ise yapayalnız. O günlerde cıvıl cıvıl çocuk seslerinin yükseldiğini, gidiş gelişleri ve mahallenin canlığını anlatırken gözleri doluyor Azîze ninenin. Yeniden eskisi gibi mahalledeki komşuluk ilişkilerini yakalamayı ve komünal değerlerle buluşturabilmeyi arzuluyor.

Hikayesi Agirî isyanıyla başlıyor
“Çeteler Türkiye tarafından geldi, her şeyimiz alt üst oldu” diyor ve  parçalanan hayatının çetelerle başlamadığını anlatıyor. Azize ninenin babası, Türk devletinin etnik soykırım gerçekleştirdiği Agirî isyanı sonrasında Serhed'ı terk ederek, o süreçte Fransızların mandasında bulunan Rojava’ya geçmiş. Babasının anlatımlarını bize aktarıyor: ”Türk devleti o süreçte direnen direnmeyen herkesi katlediyordu. Anne karnındaki bebekleri süngü uçlarında sallandıracak kadar vahşileşmişlerdi. Askerê Romê’nin bêbextliğinden (Türk askerlerinin gaddarlığından) kaçabilenler şanslıydı. Tek bir tek canlı bırakmamak için her türlü barbarlığı sergiliyorlardı.”
Rojava'ya göç ettikten sonra babasının uzun yıllar bir toprak ağasının tarlalarında çalışarak geçimini sağladığını ifade eden Azîze nine, şimdi Serêkaniyê'de Kuzey Kürdistan sınır kapısına yakın Mihedê mahallesinde torunu ile birlikte yaşıyor.

'Çeteler çok kötü insanlar'

'Çeteleri ilkin Türk devleti Serêkaniyê'ye gönderdi" diyen Azîze nine, son üç yıllık savaş sürecini şu sözlerle özetliyor: “Çeteler kapıdan saldırdığında evimiz çatışmaların tam ortasında kalmıştı. Bu nedenle ilkin üç ay Nisêbîn'de kaldık. Ardından Qamişlo'ya geçtik ve burada 5 ay kaldık. Hevallar çeteleri Serêkanîyê’den attıktan sonra evimize döndük. Ancak çeteler her şeyimizi alıp götürmüştü.”
Çetelerin çok kötü insanlar olduğunu buraları yıkıp yakmak için geldiklerini ifade eden Azîze nine, “İnsanlık dışı şeyler yapıyorlar. Çocukları kesen, kadınlara tecavüz eden, insan yakan ve başlarını kesenlerle onları destekleyenlerin din ile hiçbir alakaları yoktur” diyor.

‘Hevaller sayesinde yaşıyoruz’
Mahallede hemen hemen mermi değmeyen hiçbir evin kalmadığını söyleyen nine, halkın çetelere karşı büyük bedeller ödediğini belirtiyor ve her şehit düşen savaşçı için gözyaşı döktüğünü söylüyor.
"Çetelere karşı başarılı olsunlar diye şervanlarımız için her gün dua ediyorum" sözlerini yineleyen Azîze nine, çetelerin bu topraklarda yenilip gideceğine inanıyor. YPG ve YPJ savaşçılarına yönelik duygularını ifade ederken gözleri doluyor ve ekliyor: “Hevaller sayesinde buralarda yaşıyoruz.”

Dönsünler diye bekliyor

Rojava’nın YPG/YPJ savaşçıları sayesinde özgürlüğüne kavuştuğunu belirten Azîze nine, evini barkını terk edenlere de geri dönmeleri çağrısında bulunuyor. “Her gün kapının önünde oturarak komşularımın dönüşünü bekliyorum. Dışarı gidenler dönsün, evleri, toprakları onları bekliyor. Gittikleri yerler hiçbir zaman onlar için yurt olmaz. İnsan ancak kendi toprağı üzerinde huzurlu ve onurlu bir yaşam sürebilir” diyen nine, insanın içinde doğup büyüdüğü vatanın en yaşanılır yer olduğunu, “Şam şekirê, welat jê şêrîntir e” (Şam şeker dahi olsa ülke ondan tatlıdır) Kürt atasözüyle dile getiriyor.

Kavurucu güneş kırılmaya yüz tuttuğuna hatır isteyerek evden ayrıldığımızda, Azîze nine ‘Xwedê bi we re’ diyerek bizi dış kapıya kadar uğurluyor.

MEHMET NURİ EKİNCİ/BÊRÎVAN OSMAN
ANHA/SERÊKANIYÊ