Kimi okurlar bu köşede yazdığım yazılar üzerine yorumlar yapar katkılar sunar tartışmak isterler. Bu durum okurun edilgen olmadığına dair son derece değerli bir göstergedir. Yapılan yorumlar daha çok sanat üzerine yazdığım kimi poetik yazılar üzerinde yoğunlaşıyor ve ilginçtir çoğunlukla aynı bakış açılarında çakışıyor. Bu yazı da bu görüşlere eleştirel bir bakışın devamı mahiyetinde olsun istedim. Başka yazılarda da yeri geldikçe bu konulara değinmek yararlı olur diye düşünüyorum.

***
Sanat, insan gereksinimlerini, duygu ve düşüncelerini, insanları yakından ilgilendirecek ve derinden etkileyecek biçimde sunmaktır. Bu yüzden belli bir toplumsal yaşam içindeki düzenin var olmasını, değişmesini ve gelişmesini de içerir. Sanatın bir işlevi de yaşamın değişebilirliğini, güzelleştirebilirliğini duyumsatmaktır.
Sanat bir gerçeği vurgularken, elbette yargıç yerine geçip adalet dağıtmayacaktır. Ama okuyucunun duygu ve düşüncelerini canlandırıp ayaklandırabilir.
Dünya sanat tarihi gösteriyor ki, insanlığın kültür hazinelerini oluşturan eserler yaşamla sımsıkı ilişkisi olan eserlerdir.
Toplumuna, insanlığına yabancılaşmamış sanatçı, zaten ürün vermekle başlı başına bir tavır ortaya koymuştur. Bu tavır, istese de istemese de ideolojiktir. Ancak, Fischer'in deyişiyle; "Her sanat yapıtında üslup özelliğinde bir sınıfın ya da toplumsal durumun dolaysız ve kesin bir açıklanışını aramaktan sakınmalıyız."
Bir sanat ürününü yalnızca fikirlerine, felsefesine dayanarak değerlendiremeyiz. Esas olan, sanat ürününe bir sanat eseri olarak bakmaktır. Çünkü, "Sanat ustaca boyanmış bir ideoloji değildir, siyasal anlam, yapıtın dokusunda bulunur ve ondan önce asla gelemez." (Avner Ziss)
***
Sanatın amacı bilgi vermek de değildir. Gerçeğin yansıtılması veya gösterilmesi tek başına sanat için yeterli olamaz. Hele salt bilinçlendirme kaygısı ve didaktizm sanat için bir zaaf olmanın ötesine geçemez. Bu kaygı sanatçıyı belirli konularla, belirli biçim ve temalarla sınırlandırır. Sanat yapıtını sloganlara indirgeyen, doğmatik, şematik ve popülist bir anlayışa sürükler. Burada unutulmaması gereken şey, ortaya çıkan ürünün değerinin, güncel siyasetle çakışıp çakışmamasıyla değil, sanatın kendi iç siyasası ve poetikasıyla ilgili olduğudur.
"İnsan toplumsal bir varlıktır" belirlemesinin yetersiz kalmaması için, insanın hem bireysel, hem de toplumsal bir varlık olduğunu bilince çıkarmak gerekir. Ancak bu sayede toplum için birey, birey için toplum feda edilmeyecektir.
***
"Yapıt, kaynağını yazarın özgürlüğünden almaktadır ve okuyucunun özgürlüğüne yöneltilmiş bir çağrıdır" diyor Sartre. Sanatçının yeteneği, yarattığı imgelerin özgünlüğü ile ölçülür. Ayrıca sanatın çarpıcılığını belirleyenler de bu unsurlardır. Bireyselleştirme sanatta aynıyı, tekrarı, basiti ve şematizmi aşma yolunda önemli bir araçtır.
Sanatsal imge, insanın doğayla, toplumla ve kendisiyle ilişkisinin somut, özel, tikel görünüşlerinin doluluğu içinde, estetiksel olanın zihinsel biçimi olduğuna göre; sanat, kurulu düzenlere yerleşmiş, düşünmeyen insanların değil, yarını arayan insanların elinde biçimlenecektir. Bu anlamıyla baskıya, zulme ve adaletsizliğe karşı durmak sanatın boynuna borçtur.