Akif Beki'nin yazılarını okurum, yine okudum.
Dünkü yazımda hiss-i kable'l vuku sonucu, bu Akif Beki'nin, üstelik Oral Çalışlar'ın "yorumundan" hareketle, tuhaf bir yazı yazacağını hissetmişim gibi, "PKK darbe istiyor" sahtekarlığına karşı gerekli uyarıda bulunmuş, aynı zamanda Çalışlar'ın yorum hatasına da işaret etmiştim.
"Hiss-i kabl'ı vuku" netice vermiş olmalı ki, benim bu yazımla aynı gün, aynı saat ve dakikada, Hürriyet yazarı Akif Beki, Hürriyet'te yayınlanan yazısında Çalışlar'ın yorum "hatasını" iyice derinleştirdi ve ortaya artık "mizah" bile denemeyecek abuk sabuk bir iddia çıktı. PKK'den bahisle şöyle yazdı:
"Marksist, sosyalist ve güya 'proleter devrimci' bir örgütken küresel kapitalizmin ağababası ABD'den, IŞİD vesilesiyle yüz bulur bulmaz yürüyüşü değişti.
O hızla, Türk ordusuna ardı ardına 'darbe' çağrıları yapmaya başladılar ki Kürt ulusalcılığının da Apoculuğun da kitabını oturup baştan yazsan anlatamazsın." Bu maskaralığın sahibi de ağzından çıkanların deli saçması olduğunun farkında.  
"Bir 'absürt komedi' skeci gibi göründüğünün farkındayım. İnanmakta ben de zorlandım."
Akif Beki'yi geçelim de, AKP'nin yönetici kliğinin "gizlemekte zorlandığı" büyük bir tehlike var. Bu tehlikeyi, Başbakan'ın yeni Baş Danışmanlarından Etyen Mahçupyan geçtiğimiz gün, MGK toplantısından günler sonra, yani bu toplantıyla ilgili enformasyana gecikerek sahip olunca, şöyle yazdı:
"Uzayan MGK'lar sivil iktidarın eski ‘devlet' karşısında zorlandığını ima edebilir. Uzun MGK'lar askerin söyleyeceği şeyin çokluğunu, muhtemelen itirazların veya bir direncin olduğunu da akla getirebilir. Kısacası eğer soru uzun MGK'ların toplum tarafından nasıl algılanacağı şeklinde kurgulanır ve buna bağlı olarak kimin lehine diye sorulursa, cevap da açıktır. Tabii ki uzun MGK'lar daima askerin yeniden siyasete girmesinin bir işareti olarak yorumlanmaya müsait olacaktır.
Bu değerlendirmenin aynen silahlı kuvvetler tarafından da yapıldığını düşünürsek, yeniden siyasete girme hevesi duyduğu takdirde askerin uzun MGK'ları tercih edeceğini öngörebiliriz."
Bir "potansiyel darbe tehlikesi", hükümetin baş danışmanının ağzından bundan daha veciz, bundan daha açık, bundan daha "dobra" açıklanıp, ilan edilebilir mi?
Bu yazı, hükümetin bir "Sisi sendromuna" kapıldığını, kendisine karşı "model" olacağı korkusuyla, hiçbir anlamı olmadığı halde Mısır'la tüm ilişkileri havaya uçurduğunu,  göstermiyor mu?
Bir hükümet düşünün: Sabahtan akşama kadar ABD'ye demediğini bırakmıyor. Bu hükümet bir "üçüncü dünya" hükümeti değil, bir Rusya değil, bir Kuzey Kore değil. İpini NATO'ya bağlamış bir ülke. Ekmeğini Batı'nın sıcak para fırınında pişiren bir sistem. Neden böyle bağırıyor? Çünkü hükümet ABD-CIA-Cemaat destekli bir "darbe" tehdidini hissediyor. Nahçupyan bu durumu açık etmiştir.
İyi de, önce PKK Önderi Öcalan'ın, ardından Cemil Bayık'ın bu "darbe tehlikesini" dile getirmesini "darbe çağrısı" olarak yorumlamak için, insanın aklını "darbe korkusuyla" kaçırmış olması lazım değil mi?
"Darbe çağrısı" değil… Size "darbeden yakanızı nasıl kurtaracağınız" anlatılıyor. Deniyor ki, "bu kafayla giderseniz, korktuğunuz başınıza gelecek, o zaman ne ‘süreç', ne Apo, ne Kandil, ne HDP sizi kurtaramayacak…"
AKP PKK'ye düşmandır. Onu yok etmek için çılgınca Amok koşusuna heveslenmiştir. Buna karşılık Kürt siyasi hareketi Türkiye'ye dosttur. Onu bu felaket koşusu nedeniyle uyarıyor ve ona kurtuluş yolunu gösteriyor…
Star Gazetesi yazarı Mensur Akgün şöyle yazmıştı:
"En baştan itibaren bizim IŞİD tehdidini fırsata dönüştürmemiz, Kürtler ve hatta PKK ile dayanışma içinde olduğumuzu göstermemiz mümkündü.
Yine de hiçbir şey için geç sayılmaz. Uzun süreceği belli olan bu savaşta Türkiye Kürtlerin, özellikle de PYD'nin yanında yer aldığını ispatlayabilir. Ankara Kobanê'ye silah yardımı yapmayı da düşünmek zorundadır."
PKK'ye karşı savaş hazırlığı yapan ve MGK toplantısında bunun ilk adımlarını atan orduyu bu "savaş ve darbe" yürüyüşünde durdurmanın biricik yolu budur…