Türkiye'de pek çok ayrıma tabi tutulan kadınlar, evlendikleri aşamada kendi soyisimlerini kullanamayarak da, bir başka cinsiyetçiliğin daha mağduru oluyorlar. Kadın hukukçular, bu cinsiyetçi uygulamayı Türk Medeni Kanunu'nun 187. maddesini işaret ederek değerlendiriyor ve kınıyorlar. Ayrıca, konuyla ilgili AİHM kararı, kadından yana işliyor; Türk devleti de mahkum oluyor! Kadın hukukçular Şerife Ceren Uysal ve Gülşen Uzuner'le AİHM'in örnek kararını ve Türk Medeni Kanunu'nun cinsiyetçi dayatmasını konuştuk.
Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Yönetim Kurulu Üyesi Av. Şerife Ceren Uysal, Türkiye’de kadınların "doğum yolu ile elde ettikleri soyisimlerini" kullanmaya evlendikten sonra da "yanına hiçbir ek soyisim eklenmeksizin" devam etmek yönündeki hukuksal mücadelesinin uzunca bir süredir sürdüğünü hatırlatarak, ekledi: "Aslında bu konu ile ilgili hukuk alanında 2004 yılında önemli bir başarı elde edildi. Bu, AİHM’in 2004 yılında Ünal Tekeli-Türkiye kararıdır. Ayten Ünal’ın yaptığı başvuruda, erkeklerin evlendiklerinde soyisimlerini değiştirmeleri beklenmezken ve/veya soy isimlerine bir ek yapmaları zorunlu tutulmazken, kadınlara yönelik böyle bir uygulama bulunması, cinsiyete dayalı ayrımcılık olarak ifadelendirilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin hem ayrımcılık yasağı ile ilgili hükümlerine, hem de özel hayata müdahale hükümlerine aykırı davranıldığı konusunda şikayet de bulunulmuştur. Türkiye ise bu konuda yaptığı savunmada, soyadı seçiminin bireysel bir tercih olmadığını, ayrımcılığın farkında olduğunu ancak, burada önceliğin (devletin kamu alanındaki tasarruf yetkisinin bir uzantısı olarak) özel hayat değil, kamu düzeni olduğunu belirtmiştir."
Türk Medeni Kanunu'nun 187. maddesine değinen Av. Uysal, şu tahlilde bulunuyor: "Bu maddedeki ayrımcılık, dayatmacılık ve esasında tabiyet ilişkisi o kadar açıktır ki, bu noktadan sonra gerek Medeni Kanun’daki, gerekse Anayasa’dan başlayarak diğer hukuk kaynaklarındaki özellikle eşitlik ilkesi ve ayrımcılık yasağına ilişkin hükümleri sıralamanın kendisi hiçbir anlam ifade etmemektedir. Zira bu madde halen kadının evlilik yoluyla aileler arası takası 'ruhunu' taşımaktadır. Ve bu noktadan sonra kadının evlilik içindeki eşitliğinden söz etmek ya da maddenin ikinci bölümündeki 'soyisim seçme' hakkını tartışmaya açmak anlamsızdır."

Diğer ülkelerde durum
Av. Uysal, Türkiye dışındaki bazı ülkelerin bu husustaki yaklaşımlarına da, şöyle değindi: "Almanya’da da yıllar önce Türkiye’deki ile aynı uygulama yürürlükteydi. Ancak geçen yıllar içerisinde konu ile ilgili bir dizi farklı uygulamaya gidildi. Ve nihayetinde 1994 yılında Aile Adına ilişkin olarak yürürlüğe giren yasa uyarınca, eşler, ortak bir soyadı seçebiliyorlar. Bu hak Almanya’da 1994’den önce de mevcuttu. Seçmedikleri takdirde ise, herkes evlenmeden önceki soy ismini kullanmaya devam edebiliyor. Belçika’da, kadın evlendikten sonra kendi soyadını taşıyor. Fransa’da kadın, evlilik ile birlikte eşinin soyadını taşıma 'hakkını' kazanıyor. Ancak yine herkes doğumla birlikte edindiği soyismini taşıma 'hakkına' da sahip. En azından denilebilir ki Türkiye ile birlikte aynı sözleşmelerin imzacısı Avrupa ülkelerinde, bu tartışmalar, kadın ve erkeğin en azından bu alandaki eşitliğinin sağlanması yönlü bir çaba eşliğinde çözülmeye çalışılıyor."

'Eş zamanlı davalar açılmalı'
ÇHD Yönetim Kurulu Üyesi Uysal, kadınların ne yapması gerektiği üzerine de, şöyle diyor: "Burada çözücü halka, kadınların ortak bir tavırla hareket etmesi olacaktır. Kadınların soyisimlerine, egemenlerin karşı çıkışı ile denk bir kararlılıkla sahip çıkması gerekmektedir. Çünkü burada sorun basit bir isim değil, bir tabi etme/mülkleştirme sorunudur. Çok sayıda eş zamanlı dava açmanın ihtiyaç olduğu kanısındayım. Son bir not olarak, bu davaların kazanılması kadar, 'ne söylenerek kazanıldığının' da önemli olduğunu düşünüyorum. İnsanın kendi ismini koruması bir insan hakkıdır. Her ne kadar hukuk mekanizması, 'bir isimle tanınmış olmak', 'kariyer gelişimi' vb. akla gelebilecek türlü gerekçelendirmeyi sanki bir ihtiyaçmış gibi dayatıyorsa da, kanımca, bu konudaki davalar ortak ve kısa bir vurgu ile açılmalıdır. Bu vurgu, hiçbir gerekçe belirtmeksizin, sadece 'kadının kendi soyismini, eşininki eklenmeksizin kullanmak isteğinin ve bu alanda erkekle eşit haklara sahip olma talebinin' ifadesinden ibaret olmalıdır."

187. madde engeli!
Avukat Gülşen Uzuner ise, Türk Medeni Kanunu’nun 187.maddesinde yer alan "Kadın, evlenmekle kocasının soyadını alır; ancak evlendirme memuruna veya daha sonra nüfus idaresine yapacağı yazılı başvuruyla kocasının soyadı önünde önceki soyadını da kullanabilir. Daha önce iki soyadı kullanan kadın, bu haktan sadece bir soyadı için yararlanabilir" ibaresinin kadının evlenmeden önceki soyadını taşımasının önünde engel olarak gösterildiğini kaydetti. Ancak, Türk devletinin buna rağmen imzaladığı, uyması gereken uluslararası sözleşmeler mevcut.

Anayasa Mahkemesi anayasaya karşı!
Anayasa Mahkemesi, 'Kadınların kocasının soyadını almasına' ilişkin yasa maddesinin iptali istemini, AİHM kararına rağmen reddetmişti. Av. Gülşen Uzuner, Anayasa Mahkemesi'nin yasalara aykırı davrandığını, şu karşılaştırmalarla özetliyor: "Her ne kadar Anayasa Mahkemesi aynı görüşte olmasa da TMK 187. Maddesi Anayasaya aykırıdır. Şöyle ki; Anayasanın 5. maddesine göre devletin temel amaç ve görevlerinden biri kişilerin refah, huzur ve mutluluğunu sınırlayan engelleri kaldırmaktır. Bu doğrultuda 10. maddenin 2. fıkrası uyarınca, 'Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet bu eşitliği yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür' diyen 5. ve 10/2. maddelerine, 'Herkes kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir' diyen Anayasanın 12. maddesine, 'Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir' diyen Anayasanın 17. maddesi’ne, 'Aile Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır'  diyen Anayasanın 41. maddesine aykırıdır."
Kadınlara Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Sözleşme'nin Türkiye tarafından çekincesiz olarak imzalandığına dikkat çeken Uzuner, "Yine Türkiye’nin imzasının bulunduğu BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesinde taraf devletlerin eşlerin evlenirken, evlilik süresince ve evliliğin sona ermesinde eşit hak ve sorumluluklara sahip olmalarını sağlamak için gerekli tedbirleri alacağı düzenlenmiştir" sözleriyle de, yine Türk devletinin 'sözünde durmadığını' açıklıyor!

Hangi aşamalara uğranıyor?
Avukat Uzuner, Türkiye’de eşinin soyadını kullanmak istemeyen kadınların dava açmak mecburiyetinde olduklarını söyleyerek, şunları aktardı: "İlk derece mahkemeleri bu konuda ikili bir tutum izlemekteler. Eğer uluslararası sözleşmelerin doğrudan iç hukuka uygulanabileceğinden haberleri var ise -uluslararası sözleşmeyi okuyup dikkate alan hakim sayısı oldukça az- kadının kendi soyadını kullanabileceği kararını veriyorlar. Bu kararlar temyize gitmediği için kesinleşiyor. Ancak Yargıtay Başsavcılığı yürürlükteki hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek, bazı dosyalarda kanun yararına temyiz ettiği ve bu dosyaların maalesef bozulduğu görülmektedir. Ancak genellikle sayısal olarak da çoğunluğu oluşturan iç hukuk düzenlemeleri çerçevesinde karar veren hakimler, TMK 187 doğrultusunda kadının soyadı kullanması talebini reddediyorlar. Temyiz sonucunda Yargıtay da oldukça muhafazakar bir tutumla uluslararası düzenlemeleri görmezden gelerek ret kararını onuyor. Kadının soyadı konusunda bazı ilk derece mahkemesi hakimlerin gösterdiği özeni ve cesareti Yargıtay sistemli bir biçimde reddediyor. Kadınlar iç hukuk yolları tükendikten sonra AİHM'e başvurabilirler."


ALİ BARIŞ KURT