
Tarih boyunca sömürgeci güçler tarafından Kürdistan'ın zayıf halkası olarak görülen Şengal, tarihinde benzerlerinin bulunduğu katliamlardan birini daha 3 Ağustos 2014’te yaşadı. Bu, Êzîdî halkının yüzyüze kaldığı 74. fermandı. Binlerce sivil katledilirken, binlerce Êzîdî kadın da alıkonuldu. 3 Ağustos insanlığın ölüm günüydü ve kara bir gün olarak tarihin sayfalarında yerini aldı. O gün Êzîdî kadınların acısı karşısında dünya sağır ve dilsiz olmuştu. Gökleri yırtan çığlıkları kimse işitmedi ve susuzluktan boğulan, ölen çocukları kimse görmedi. Acıyı en iyi yaşayan anlatır.
'Toprak yatağımız, taş yastığımız oldu'
Saldırının ardından Şengal dağına sığınan yüzlerce Êzîdî, burada tüm zorluklara rağmen yeni bir yaşamı inşa ediyor. Çadırların arasında dolaşırken Esmer Qero ve eşi Mamê Eliyas'a rastlıyoruz. Yüzlerine yansıyan derin çizgiler, yaşanan fermanların izlerini taşıyor adeta. Önce Esmer başlıyor anlatmaya: "Eliyas'a çıkalım dedim. Su yoktu ve aşırı sıcaktı. Çıkmadan önce iki şişeye su doldurup çoraba koydum. Qeraç'a ulaştık, ardından Kandil'e ulaşmak için yola koyulduk ve gece vardık. Yeğenim bize 5 litre su getirdi. Günlerce yollarda kaldık. Toprak yatağımız, taş yastığımız, gökyüzü battaniyemiz oldu. Yanımızda biraz un vardı, sıcaktan dolayı gün geçtikçe içine kurtçuklar girdi. Mecburiyetten o undan dokuz ekmek yapıp yedik. Çektiğimiz zahmetler geçici, fakat esir alınanlar hiçbir zaman aklımızdan çıkmayacak. PKK imdadımıza yetişti ve bize yardım etti. Artık yavaş yavaş hayatımızı sürdürüyoruz. Tek isteğim, esir alınanların özgürlüğüne kavuşması."
'Topraklarımızı asla bırakmayacağız'
Sonra sözü Eliyas alıyor: "Êzîdîler 1166 yılından beri Türk ve Arapların baskısı altında. Amaçları Êzîdîleri bitirmekti fakat bizi bitiremeyecekler. Her fermanda binlerce kişi katledildi, zorla alıkonuldu ve dinleri zorla değiştirildi. Son fermanda 3 gün 3 gece yollarda kaldık. Makarnayı hamur yapıp ekmek pişiriyorduk, ateş üzerinde palamut közleyip ekmekle yiyorduk. Gözlerimde sorun vardı, yollarda çok zahmet çektim. Şunu iyi bilsinler, topraklarımızı asla bırakmayacağız."
'Tehlê hepimizin annesi oldu'
Şengal dağına sığınan Êzîdîlerin dilinden düşürmediği bir isim var. "Tehlê bizim annemiz oldu" diyorlar. Tehlê Ana'yı Leyla Afrîd ve Xewla Alî şöyle anlatıyor: "Ferman olduğu zaman buraya geldik, Tehlê bize sahip çıkarak annelik yaptı. Bir bahçesi vardı, fermandan kurtulan herkes gelip bahçeden ihtiyacı olanı topluyordu. Eğer o bahçe olmasaydı, emin olun birçok kişi açlıktan ölürdü. 300 aile vardı ve Tehlê ana elinden gelen hiçbir yardımı esirgemedi. Tandırın üzerinde günlerce ekmek yaptı. Hem halkın hem de savaşçıların aç kalmaması için sürekli bir şeyler yapıp dağıtıyordu. Halen de yardım ediyor."
'Esirler aklımdan çıkmıyor'
Katliamın acısını derinden yaşanlardan Xezal Seedo, 3 Ağustos gününün kıyamet günü olduğunu söyleyerek, "Eltim çocuklarıyla beraber yürüyerek Zeytûnî köyüne gitti. Biz de arabayla Şengal merkeze geldik. Ardından Geliyê Elî Sork'a gittik. Gece yarısı dağa tırmanmaya başladık ve birkaç ağaç görünce soluklandık. Bende artık yürüyecek güç kalmadı fakat biraz daha tırmanıp yukarı çıkınca Çilmêra'ya yetiştik. Sonra yeğenim gelip bizi aldı ve Serdeştê'ye yetiştirdi. Çok fazla zahmet gördük. Esir olan anneler, kız çocukları, kadınlar aklımdan çıkmıyor. Yaşananları asla unutmayacağız" diyor.
'En acı olay çocukların açlıktan ölmesiydi'
Fermanı yaşayan her Şengalli farklı bir gözle hikayesini anlatıyor. Ne kadar anlatırlarsa anlatsınlar içlerindeki acı hafiflemiyor. O anları ifade etmekte zorlansalar da anlatabilmek için büyük çaba harcıyorlar. Elîf Silêman da 3 Ağustos'ta yaşananları şu sözlerle anlatıyor: "Gözlerimle gördüğüm en acı şey çocukların açlıktan ölmesiydi. Yiyecek ve içecek bir şey olmadığı için kadınların sütü olmuyordu ve çocuklar da süt içemedikleri için ölüyorlardı. Çok küçüklerdi ve sadece suyla yaşayamıyorlardı. O zaman durumumuz çok zordu. Çocuklarımın giymesi için ne elbise vardı ne de yiyebilecekleri yemek ama yine de DAİŞ'in eline düşmektense o halimizi tercih ediyorduk. Bu ferman dinimizin ve inancımızın yok olmasına dönük bir fermandı. İnsanın zorla dininden ve inancından alıkonulması ölmekten daha beterdir. DAİŞ çok iyi bilsin ki ne öldürmekle bizi yok edebilirler ne de zorbalıklarla bizi inancımızdan uzaklaştırabilirler. Bir kişi bile kalsak inancımızla direneceğiz."
'6 ay sonra Lorin'ime kavuştum'
Şengal'de 6 ay DAİŞ'in elinde kalan ve sonrasında birçok kadın gibi kurtulmayı başaran bir Êzîdî kadın, katliam günü geçirdiği araba kazası sonucu DAİŞ tarafından esir alınır. İki aylık kızı Lorîn ile bu kaza sonrası ayrılan Êzîdî kadın, kızının sağ mı ölü mü olduğu konusunda aylarca haber alamaz. 6 ayın ardından çetelerin elinden kurtulmayı başaran Lorîn'in annesi, kızının sağ olduğunu görünce o an tüm acılarını unutur.
'Annelerin feryadı yeri göğü inletiyordu'
Lorîn'in annesi başından geçen olayları şöyle anlatıyor: "Saldırılar başladığı zaman arabamıza binip DAİŞ'ten kaçmaya çalıştık fakat kaza geçirdik. Aileden çok kişi yaralandı, DAİŞ'in eline düştük. O esnada Lorîn'i kaybettim. 6 ay boyunca DAİŞ'in elinde kaldık. Birçok kişiye işkence yaptılar. Gözlerimin önünde bir kız çocuğunu götürüp evlendiler. Annelerin feryadı yeri göğü inletiyordu. Ardından kız çocukları sararmış şekilde annelerinin yanına getiriliyordu. 3 ay Koço'da kaldık, sonra bizi Til Afer'e götürdüler. Gittiğimiz her yerde anneler ve kızları vardı. Onları işkence ederek götürüyorlardı. Ellerinden kurtarıldığımda, sağ olduğuna inanamadığım Lorînim'e kavuştum."
ÎLHAM HECÎ/XENSÊ XIDIR/JINHA/ŞENGAL