Bir yanda, "beni sev ve benimle bütünleş" yalvarmalı gözlem, öte yanda korsan baskınlarla Roboskî, ardından Paris katliamı…
Masada barış dili, hatta geçmişleriyle hesaplaşacakları sözü, ama gerisinde geleneksel tutumla katilleri himaye, köyleri yakma, kırım yapmaktan sorumlu tutulmuş generalleri terfilerle ödüllendirme.
Tutuklanan ırkçı Ergenekon sanıklarına, iyi niyet belirtisi olarak Kürt katliamı konusunda tek soru sorulmadı.
Tersine Kürt düşmanlığı üstüne kurulu ırkçılık devlet eliyle sınır ötesine taşındı. Rojava'da Kürt kırım ihalesi, İslami teröre verildi.
TC, Ortadoğu’da İslami terörü Truva Atı misali öne sürüp giriştiği oyunda yenilgiye uğrayıp yalnızlaşması, Kürtlerin kendi bölgelerinde etkin güç haline gelmesi ve Kuzeyli Kürt gücü tarafının iteklenip köşeye sıkışması üzerine, görüşmeleri hukuksal zeminine oturtmak zorunda kaldı. Ama ikinci bir etrikayla, yasal dayanağa "Terörün Sona Erdilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi" adını koyarak…
Önümüzdeki günlerde parlamentodan geçecek bu yasa önerisi, yalnızca adıyla Kürtler için kuşkularla dolu bir güvensizlik belgesidir. Çünkü, Türk devletinin artık hukuka oturduğu görüntüsü altında, aslında ırkçı tutumundan vazgeçmeden Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Kürtlerin oyu peşindedir.
Nitekim, yasa önerisi Amerika, Britanya, Almanya ve Fransa medyasında da AKP’nin Kürtlere dönük oy avcılığında af olarak değerlendirilmiştir.
Kürtleri kandırmak, mümkün mü sorusu bir yana, birazcık terbiyesi olan, adap bilen, utanmayı hatırlayan hiç kimse, hele hele bir devlet, karşılıklı müzakereye başladığı tarafı "terörist" yaftası altında oturtmaz. Müzakere, ancak ve yalnızca, birbirini saygıyla tanıyan, yani meşru gören taraflar arasında yürütülür.
"Terörü sona erdirme" diyerek söze girme, devlet olmamış yapıya yakışır.
Kaldı ki Kürtler, terör mağdurudur. Herhangi bir Orta Asya, mesela Gürcistan’dan kopup gelen göçmen değil, ülkelerinin taşı, toprağı kadar yerli, ama terör mengesinde soykırımdan geçmiş, bir halktır. Ülkelerinin adı, ana dilleri, kültürleri terör kurbanı…
Yine, yasa önerisinin adından yola çıkarsak, varmış gibi toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesinden söz ediliyor. Bu da yalana taç giydirmektir. Bütünleşme ne zaman oldu ki, şimdi güçlenme olsun!..
Kürtler, iki yüz yıldan beri, anayurtlarında renkleri, kültürleriyle kendileri olarak yaşama mücadelesi veriyor. Kurtulma umuduyla baş kaldırıyor. Bütünleşme varsa, Kürdistan başkaldırıları neden?
Bu açıdan bakıldığında, bütünleşme tekçi, açık deyişle ırkçı, faşizan dildir. İnsani ve çözücü olan herkesin kendisi olarak kabul görmesidir. Barışın yolu budur.
Ayrıca, AKP iktidarında "bütünleşme" olmuşsa, en basidinden sigorta sektöründe bile bu ikilik neden? Kürdistan’da mal, mülk, araç, gereç ve insan hayatı sigortalamanın fiyatı, neden Türk kesiminden daha pahalıdır? Kürtlerin mal ve mülkleri banka kredilerinde teminat da sayılmıyor?
Her yerde baş gösteren vahşi linç taarruzları, hangi bütünleşmenin ifadesi? Neden Diyarbakır'daki otomobillerin çoğunluğu, vahşi teröre karşı önlem olarak Türk şehirlerinin numarasını taşıyor?
Kürt tarafının onları, yasal zemnine zorlayıp, isteklerini kabul ettirmesi elbette, Kürtler için başarıdır. Anlamını anlayamasalar bile, Kürt hareketi ve mücadelesini yasayla tanıma, meşruluğunu dünyaya ilan etmedir. Bu Kürtler için değerli bir kazanımdır.
Ancak, yasa önerisi yol haritası niteliğinde bir kapsamdan uzaktır. Parlamento devre dışı, diktatoryal tutum ön planda, ipler hükümetin elindedir. Hükümet temsilcilerine dokunulmazlık zırhı giydirmektedir. Kürtlerin anayurt statüsü ve dillerinin özgürlüğüne dair ibare yok, ama buna karşılık, halkın güvencesi olan orduları gerillanın, teslim olma anlamında silah bırakması, bunlardan "iyi aile çocuğu" gözüyle görülenlerin, lütufkarlıkla afı vardır.
Oysa, bu madde, şimdiye kadar hiç bir sonuç vermeyen, pişmanlık yasasının yeni şeklidir. Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde, sanki Kürtler can yıkan terör mazlumu değil de, küsüp dağa çıkmış gibi, lütfedilmiş af entrikası...
Bunun adı rüşvetle, ülke ve halkı olmaktan doğan talepleri küllemektir. Pazarlık sürecinde, ülke ve sorunları dururken, kişilere has rüşvetin işe yaramadığı görülecektir, elbette...
'Terörist'lerle müzakere
TC’nin, Kürt temsilcilerle yürüttüğü görüşmenin, hiç bir hukuki dayanağı yoktu. "Korsan işi" bir garip ilişkiydi, bu.