Türk usulü siyaset

Forum Haberleri —

1 Haziran 2022 Çarşamba - 07:25

Türkiye zindanları

Türkiye zindanları

  • Dış siyasette, diplomatik ilişkilerde de akıllara ziyan bir ilişki biçimi söz konusudur. Birkaç istisna hariç, bütün ilişkilerinde karşılarına almadıkları, hakaret etmedikleri, alaya almadıkları, küfür söylemedikleri nerdeyse devlet kalmadı.

ŞÜKRÜ GEDİK
Karmaşa ve kaos Türk siyasetinin yapısal bir özeliği haline geldi. Siyaset bilimcilerin bile altından çıkamayacağı siyasi bir tabloyla karşı karşıyayız. En temel hayati konularda bile çözüme dair görünür herhangi bir gelişme yoktur. Yüz yıllık ömrünü doldurmakta olan Türk usulü Cumhuriyet’te Kürtlerin varlığı devlet için bir sorun olmaya devam ediyor. Türk usulü diyoruz çünkü dünya da başka benzeri yoktur. Osmanlı bakiyesi üzerine kurulmuş, temelleri çürük, askeri darbelerle kesintiye uğramış, demokratik özden yoksun bir yapılanma ola gelmiştir. Şimdiki cumhurbaşkanlığı sistemi dedikleri ucube sistem de Türkiye’ye özgü, Türk usulü bir sistemdir. 

Genel, geçer tanımlamalara pek uymayan ama uydurulmaya çalışılan Türk usulü sistemin siyaseti de haliyle ilkesiz, tutarsız ve etik değerlerden yoksun olacaktır. İç siyasette, iktidar ve muhalefet arasındaki dalaşma son derece çirkin bir hal almıştır. Birbirlerine demedikleri kalmadı. Kılıç kalkan kuşanmışlar savaşa gider gibiler. ‘Bu ülkeyi kanla kazandık, sandıkta vermeyiz’ gibisinden laflar ediyorlar. Bel altı, bel üstü her türlü vuruş serbest. Osmanlıdaki taht kavgaları, oynanan türlü türlü oyunlar, entrikalar, komplolar, sadrazam cinayetleri ve daha neler neler, şimdiki siyasetin de yol göstericiliği haline geldi. İktidar için her şey mubah olmuştur. 

Dış siyasette, diplomatik ilişkilerde de akıllara ziyan bir ilişki biçimi söz konusudur. Birkaç istisna hariç, bütün ilişkilerinde karşılarına almadıkları, hakaret etmedikleri, alaya almadıkları, küfür söylemedikleri nerdeyse devlet kalmadı. Ardından da hiçbir şey olmamışçasına can ciğer kuzu sarması haline gelebiliyorlar. Utanma yok, yüzleri kızarmıyor, en iyi maharetleri yalan söylemek oluyor. Bu konuda sayısız örnek göstermek mümkündür. Suudilere, özelikle Kaşıkçı cinayetinden dolayı edilmedik laf kalmadı. İsrail’e, Davos’ta 2009 One Minute çıkışı ve mavi Marmara gemisiyle Filistinlere yardım faciasından dolayı hakaretin alasını yaptılar, yıllara varan ilişki kopukluğu yaşadılar.

Mısır’a, Sisi’ye diktatör tanımından, en ağır söylemlere, Rabia işaretini sembolleştirmeye kadar, Mursi’yi ve de Müslüman Kardeşleri desteklediler. Ey Avrupa, ey Amerika kükremeleri de önemli meydan okumalardı. Rahip Brunson, gazeteci Deniz Yücel hani cezaevinden salıverilmeyecekti! tutuklu iken onlar için söyledikleri yenilir yutulur cinsten değildi. ‘Dünya beşten büyüktür’ çıkışları, Rusya sefirini öldürme ve uçağını düşürmede sergilediği külhanbeylik tavırları vb. o kadar çok vaka var ki hangi birisini gösterelim?   

Türk devletinin, Kürt halkına ilişkin siyaseti, iyi polis kötü polis oyununa benziyor ama sonuçta hep imhayı esas alıyorlar. Yürürlükte olan daha geliştirilmiş yeni bir şark ıslahat planına dayalı en temel politikalarında herhangi bir değişiklik yoktur. Yeri geldiğinde ‘et ile tırnak gibiyiz’ (bu et tırnak meselesini zaten kabul etmiyoruz, Kürtler hep kesilen tırnak oluyor), ‘kardeşlik’ hikayeleri, türünden bolca laf kalabalığı. Barışçı kesilirler, demokrat olurlar, insan hakları savunucuları yerine girerler. Bu konularda mangalda kül bırakmazlar. Ardından da kök kazıma işlerine devam ederler. Sadece iktidar cenahı değil, muhalefet mahallesi de Kürtler konusunda aynı havadadır.
Seçimler yaklaştıkça Kürtler yine kıymete binmiştir. İktidarı da muhalefeti de sorunun çözümüne dair tek laf etmezler ama kandırmak için çokça çaba sarf ederler. Kurulan altılı masada Kürt sorunun çözümü gündeme gelmez, Kürt kelimesi dahi telaffuz edilmez. Ama, sınır dışı operasyona, Rojava’yı işgal savaşına onay çıkar. Yani; ‘Rojava’yı işgal edelim fakat iç siyaset malzemesi yapmayalım’ diyorlar.

Bu CHP’yi anlamak için de özel bir çaba gerekir. Kürt konusunda hükümetin attığı bütün adımlara, katliamcı, soykırımcı politikalara evet der, siyasi desteğini esirgemez, mecliste aynı safta yer alır. Her ne hikmetse bir seferliğine tezkereye hayır demesini de inkâr etmemek lazım. Son günlerde Kürdistan’a adeta çıkarma yaparak içi boş vaatlerle Kürtleri kazanmaya çalışıyor. ‘Selahattin Demirtaş’ın serbest kalmasını istiyorsanız bize katılın, kayyımlardan kurtulmak istiyorsanız bize katılın’ çağrısı yapılıyor. Bu türden vaatlerle, Kürt sorunu gibi devasa bir sorunun çözümüne ilişkin ortada hiçbir şey yokken Kürtler CHP’ye neden katılsın? 

Kürt sorunun özü; temel insani, demokratik, özgürlük, eşit vatandaşlık haklarıdır. Ulus olmasından kaynaklı haklardır. Kürt müziği artık yasaklanır hale gelmişken kayyum olsa ne olur olmasa ne olur? Başkan Apo ağır tecrit koşullarında tutulurken, hukuki, insani haklarından mahrum bırakılırken, binlerce siyasi rehin varken, Selahattin Demirtaş’ın serbest kalması kalmaması neyi değiştirir? Rojava, Mexmur, Şengal, Medya Savunma Alanlarında yapılan katliamlara ortak olan bir CHP’ye Kürtler nasıl katılsın? Bir yandan Kürtler katledilecek diğer yandan kendilerine katılması istenilecek. Bundan daha tutarsız ilkesiz siyaset olur mu? 

Kürtler; şimdiye kadar seçim vaatleri olarak duydukları yalanlarla, temel sorunların çözülmeyeceğinin farkına varmışlardır. Sorunun tanımı ve çözümü net olmazsa sadece partiler kaybetmez, kaybeden Türkiye olacaktır. Saldırılarla, İşgallerle, soykırımlarla bitiremedikleri pratik uygulamaların yerine ikame edilen ilkesiz, tutarsız, etik değerlerden yoksun siyaset anlayışıyla Kürt sorunu asla çözülmez. Bunu ne zaman anlayacaklar acaba? Merak konusudur. Kürtler konusunda, ‘düşüncelerini kafa tutarak, buyruklar vererek ortaya koyanlar akıldan yana güçsüz olduklarını beli ediyorlar’. Türkiye’de olan da tam olarak budur, düşünce güçsüzlüğü…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.