Kadın-erkek arasındaki ilişki; yüzyıllardır destanlara, efsanelere, edebiyata, resime; en nihayetinde bugün yaşamı var eden diğer alanların da (dinlerin, ekonomi, siyaset, medya vb) vazgeçilmez konusu haline gelmiştir. Her alan bu ilişkiyi kendi ihtiyacı üzerinden ele almış, farklı tanımlar geliştirmiş, farklı ölçüler belirlemiştir. Ancak bu tanımlamaların hepsi kadına rağmen yapılmış ve kadın üzerinde ortaklaşılmıştır. Birbirine çok zıt alanlar bile söz konusu kadın olunca aynı zihniyette buluşma yetisini, öğretisini geliştirmeyi başarmışlardır. İlişki ölçülerini belirleyen erkek, kadının belirlenen ölçülere uyması için envai çeşit yöntem uygulamıştır.
Adım adım, sabırla kadının etrafında takküm zihniyetinden duvarlar inşa etmiştir. (Bu sürecin ataerkil toplum yapılarıyla geliştiğini söylememe gerek yok sanırım). Son yıllarda daha sıkça tartışılan bu konular ve kadın hareketlerinin çabası toplumsal cinsiyet eşitsizliğini açığa çıkarmışsa da henüz tam bir kabul ve algı oluştuğu söylenemez. Bu sadece erkek egemen toplumun baskılarından kaynaklanmıyor; kadının alışkanlıkları, bağımlıkları, korkuları, güvensizlikleri de belirleyici oluyor. Biz kadınların erkek egemen öğretilerle büyüdüğü, ilk algımızın, sözcüğümüzün, duygularımızın, acılarımızın kökeninde bu öğretilerin yer aldığı kesin. Etrafımızın kuşatılmışlığı, nefes almanın bile zaman zaman imkansız olduğu olaylarla karşılaştığımızda doğrudur. Hatta ölümlerden ölüm beğendiren tercihlere zorlandığımız çokça olmuş ve olmaktadır. Yine maddi imkanlarımızın kısıtlı olduğu da bilinmektedir.
Tek tek erkeklerden neler çekildiği yazılsa, bunlardan bir yol yapılsa, belki yaşanabilecek yeni bir evren keşfedilir. Böyle yapamayacağımızdan, yaşamımızı ve dünyamızı yeni bir evrene çevirmeye çalışabilir, hatta başarabiliriz. Ama onun için önce kendi yaşamlarımızı tanımlamalı, kendimizin nerede durduğumuzu tespit etmeli, ne istediğimizi iyi bilmeliyiz. Mecbur kaldığımız yaşam hastalıklı bir yaşam. Mesela aşk adına yazılan, çizilen, söylenen onca duygu, kelime, cümle geriye şiddet bırakıyorsa bir şeyler yanlış demektir. Ailelere, çocuklara, eşlere, kardeşlere son tahlilde toplum için kendimizden feragat etmemiz sadece bizi baskılamayla sonuçlanıyorsa bir yanı eksiktir bu yaşamın. Kadınca "saçımı süpürge yaptım" deyişiyle başlayan emeklerimiz inkar ediliyor, yok sayılıyor, görünmüyorsa; bu bir soruna işaret ediyordur. Kısaca 'her şeyimi verdim; ömrümü, duygularımı, emeğimi' sözcükleri kendimiz için bir anlam ifade ediyorsa bir köşesinden sorgulamalıyız bu yaşamı.
Şuraya gelmek istiyorum aslında; hergün onlarca şiddet, taciz, tecavüz olaylarıyla; emek inkarıyla, hakaretle karşılaşıp, yaşadıklarımızı yeterince sorgulamıyoruz, dolayısıyla çözümsüzlük, hayatımızın çözümü halini alıyor çoğu zaman.
Sakatlanmış bu yaşamlarımızı sağaltmak, iyileştirmek için şu sorulara cevap bulmalıyız belkide: Gerçekten belirtilenlerden farklı mı yaşamak istiyoruz? Tuhaf gelebilir ama bu çok önemli. Mevcut olanı tahammül sınırlarına çekmek yeterli olur mu? Çokça eleştirdiğimiz 'hem sever, hem döver' tarzı mı makul olan? Efendi- köle (biraz kabaca oldu ama diğerlerinin toplam tanımıdır), yani birinin lehine, diğerini mahkum etmek daha mı cazip olur? Ya da bireylerin kendi kimliklerini kaybetmeden, birbirine hoşgörülü, eşit, demokratik yaşamak mı? Özcesi nasıl bir ilişki, toplum ve yaşam istediğimize karar vermeliyiz. Kadın-erkek ilişkileri o kadar sorunlu, sakat, hastalıklıdır ki; köklü değişiklikler olmadan düzelmez. Yani restore edemezsiniz- ki buna toplum da fırsat vermez. Tümden değişiklik ise büyük çaba, emek, sabır ve mücadele demektir. Dolayısıyla önce zihniyette dönüşüme ihtiyaç vardır. Bunu değiştirmeden yapılacak sorgulamalarda yeterli sonuçları açığa çıkarmayacaktır.
Ünlü Alman filozofu Teodor Adorno'nun "yanlış hayat doğru yaşanmaz" tespitinde olduğu gibi, hayatımızın örüldüğü zihniyet, alışkanlıklar, bağımlık ve ölçüler hastalıklı. Dolayısıyla birçok çaba, köklü çözümler üretmiyor. Belki neden bu kadar soru diyebilirsiniz. Sadece etrafınıza bakın. Onlarca kadın ve erkeğin bu girdapta boğulduğunu göreceksiniz. Sizce de yanlış bir şeyler yok mu?
'Yanlış hayat doğru yaşanmaz'