- ‘Demokratik Toplum ve Cumhuriyet Hareketi’, var olanı aşan kapsayıcılıkta olur ve tüm toplumsal kesimlere hitap edecek noktaya ulaşırsa demokratik çıkışı gerçekleştirebilir.
- Geçmişin çok ciddi ve doğru bir eleştirisi ve öz eleştirisi; Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin öngördüğü değişim ve dönüşüm diyalektiğinin yakalanması gerekiyor.
FUAT ALİ RIZA
Kamuoyunda ‘çerçeve yasa’ olarak tanımlanan yasa tasarısının 10 Ağustos gecesi Meclis'ten geçmesi ardından dikkatler, atılacak pratik adımlara ve bu adımları atacak olan siyasete çevrildi. Zaten söz konusu yasa, siyasetin önünü açmayı ve siyaset kurumuna görev yüklemeyi içeriyor. Bu da tüm siyaset kurumlarını, söz konusu görev ve sorumlulukları doğru anlama ve onların gereklerini yerine getirecek yeterlilikte değişim ve dönüşüm yaşama durumuyla karşı karşıya getirmiş bulunuyor.
Nitekim Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin herhangi bir anlaşmaya ya da al-vere dayanmadığı, tersine güçlü bir zihniyet ve siyaset değişiminin ve dönüşümünün ürünü olduğu, ilgili taraflarca çok iyi biliniyor. Taraflar, yaşadıkları anlayış ve yöntem değişikliklerinin gerektirdiği adımları atıyor. Bu nedenledir ki, köklü bir anlayış ve tarz değişimi yaşayanlar, daha kararlı ve etkili adımlar atarken, anlayış ve tarz değişiminde zorlanan ve zayıf kalanlar ise adeta zoraki bazı şeyler yapmakla yetiniyor.
Bu gerçeği çok iyi bilen Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin teorik dayanaklarını ve çerçevesini ortaya koyduğu Demokratik Komünal Toplum Manifestosu’nda değişim ve dönüşümü birinci hakikat olarak tanımlıyor. Diyalektik Materyalizmin sadece değişimi hakikat olarak tanımlamasını eksik buluyor. Değişimin kendi başına yönsüz olduğunu, hangi sonucu doğuracağının belli olmadığını, değişimi dönüşümle birlikte ele almanın ise yeni bir şeye ulaşmayı ifade ettiğini belirterek, diyalektiğin sadece yıkıcı yönüyle değil, esas olarak yapıcı yönüyle ele alınması ve anlaşılması gerektiğini ortaya koyuyor.
Biz biliyoruz ki, Barış ve Demokratik Toplum Süreci sadece ortaya çıkan siyasi ve askeri gelişmelerin zorlaması ve gerekleri sonucunda değil, bununla birlikte işte böyle bir zihniyet ve siyaset değişiminin de sonucu olarak geliştirilmiş bulunuyor. Bütün zorluk ve engellere rağmen süreçte birinci aşamanın başarıyla gerçekleştirilmiş olması ve 10 Ağustos gecesi çıkartılan ‘çerçeve yasa’ ile de ikinci aşamaya geçiş adımının atılması, esas olarak işte bu zihniyet ve siyaset değişiminin ve dönüşümünün ürünü olarak gerçekleşmiş oluyor. Bu gerçeği, süreç üzerine kafa yoran ve tartışma yürüten hemen herkes, böyle kabul ediyor ve bunu gerçekleştirenin de Önder Abdullah Öcalan olduğunu belirtiyor.
Bu temelde, şimdi artık ikinci aşamanın pratik adımlarının peş peşe atılması gerekiyor. Nitekim hemen herkes de söz konusu bu pratik adımların neler olacağını ya da olması gerektiğini tartışıyor. Kuşkusuz Kürt tarafı ve tutarlı demokratik çevreler, söz konusu yasayı yeterli bulmuyor ve eleştiriyor. Örneğin söz konusu yasanın bir kök yasa olarak, devamla Türkiye’yi demokratikleştirecek ve Kürt sorununu çözecek yeni özgürlük ve demokrasi yasalarının çıkartılmasına açıktan vurgu yapması gerektiği belirtiliyor. Yine Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin mimarı olan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın statüsünün, yani özgür yaşar ve çalışır koşullarının açıkça ifade edilmesi gerektiği vurgulanıyor. Ayrıca söz konusu yasanın diline ve düzenlenişine dair de eleştiri yapılıp öneriler ortaya konuyor.
Söz konusu yasa, Meclis'ten rekor oyla geçmiş, ırkçı-faşist bazı çevrelerle sosyal-milliyetçi bazı kesimler dışında herkes tarafından yasanın tarihsel anlam ve önemi belirtilip açıktan sahip çıkılmış bulunuyor. Bu da iktidarı ve muhalefetiyle, yine sağı ve soluyla siyaset kurumuna yeni ve yaratıcı pratik adımlar atma görevi yüklüyor. Bunun gerçekleşebilmesi için de siyaset kurumunun çok yönlü ve köklü bir zihniyet ve siyaset değişimi ve dönüşümü yaşaması gerekiyor. Yani siyasette yeni demokratik çıkış ihtiyacı, her zamankinden daha acil hale gelmiş bulunuyor.
Bu çerçevede ilk önemli gelişme CHP’nin bölünmesi ve “YENİ Parti” ismiyle bir partinin kurulması oldu. Özgür Özel öncülüğündeki YENİ Parti, CHP içinde yarattığı heyecanı mevcut haliyle belli oranda sürdürüyor fakat ‘çerçeve şasa’ karşısında izlediği siyaset, yeni sürecin gerektirdiği sosyal-demokrat bir parti olabilme konusunda ciddi kuşkuları da içinde barındırıyor. Sosyal-milliyetçi etkilerin YENİ Parti’yi zorladığı, demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü açısından gereken zihniyet ve siyaset değişimi ve dönüşümü konusunda tam net olamadığı gözleniyor.
Egemen siyasette Ahmet Davutoğlu’nun Gelecek Partisi kendini feshettiğini açıkladı, ancak yeni bir demokratik yönelime kapı aralama gibi bir mesaj ortaya çıkmadı. Yine bazı milletvekili ve belediye başkanının AKP’ye katılma törenleriyle Tayyip Erdoğan Yönetimi kendine siyasi hava yaratmaya çalışsa da bunun ciddi bir umut oluşturmadığı açıkça görülüyor. Bu konuda, epeyce yayılan ‘çerçeve yasa’ propagandası da artık aşılması gereken AKP’ye fazla puan kazandırmıyor.
Bu noktada açıkça görülen şey, egemen siyasette demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü yönünde ciddi bir zihniyet ve siyaset değişiminin ve dönüşümünün yaşanmamasıdır. Aslında siyasetsizlik, tutuculuk ve inkârcılık devam ediyor. Zihniyet ve siyaset olarak Kürt karşıtlığı, Kürt inkârı, antidemokratik yaklaşımlar aşılamıyor. Bu da ne kadar demogoji yaparsa yapsın, ne kadar maddiyatla oynarsa oynasın mevcut egemen siyasetin toplumda yeni bir heyecan ve umut yaratmasına yol açmıyor.
Bu noktada DEM Parti ve diğer sol, sosyalist örgütlere gelince, mevcut haliyle Önder Apo’nun çabaları sonucu bazı tartışma ve arayışlar olsa da somutluk kazanan yeni bir çıkış henüz gözükmüyor. DEM Parti’nin Eylül'deki kongresi biraz dikkat toplamıştı, ancak son açıklamayla söz konusu kongrenin daha kapsamlı bir yenilenme ve yeniden yapılanma çalışması başlatacağı ilan edildi. Bu durum, beklentiyi biraz zamana yaysa da hala yeni bir demokratik çıkış umudunu koruyor. Tartışılan ‘Demokratik Toplum ve Cumhuriyet Hareketi’, eğer var olanı aşan genişlikte ve kapsayıcılıkta olursa ve tüm toplumsal kesimlere hitap eden bir noktaya ulaşırsa sürecin ihtiyaç duyduğu demokratik çıkışı gerçekleştirebilir.
Bu noktada da geçmişin çok ciddi ve doğru bir eleştirisi ve öz eleştirisi gerekiyor. Kürt sorununu çözen, yeni Demokratik Türkiye’yi yaratmayı hedefleyen bir programın, yeni bir örgütlenme ve çalışma tarzının, demokrasiden yana her kesimi içine alacak bir kapsayıcılığın, yönetim olma iddia ve iradesinin ortaya konması gerekiyor. Yani Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin öngördüğü değişim ve dönüşüm diyalektiğinin yakalanması gerekiyor. Aynı zamanda demokratik komüne dayalı demokratik toplum hareketinin örgütsel ve eylemsel düzeyde etkin olarak geliştirilmesi gerekiyor.
İşte mevcut haliyle tüm bu noktalarda çeşitli zayıflıkların yaşandığı gözleniyor. Özellikle dönemin devrimciliğini ifade eden komünarlaşmada ve emekçi topluma gidip komün hareketini örgütlemede çok ciddi bir zayıflık yaşanıyor. Yine darlık ve tek yanlılık, önemli bir hastalık olarak varlığını sürdürüyor. Tüm demokratik güçleri asgari müştereklerde birleştirecek bir kapsayıcılıkta zayıf kalınıyor. En önemlisi de değişim ve dönüşüm diyalektiğini yakalamada ciddi zayıflık gözleniyor.
Bu noktada, değişim adına liberalizme savrulma ve geçmiş mücadele sürecine inkârcı yaklaşma tehlikesi var. Yani eleştiri ve öz eleştiri ile geçmiş mücadeleyi inkâr etmeyi birbirine karıştırma ve tasfiyeci savrulmaları yaşama tehlikesi söz konusu. Tersinden inkârcı olmayayım diye eleştiri ve öz eleştiriyi zayıflatarak tutucu davranıp değişim ve dönüşümü yarım bırakma tehlikesi de yaşanabilir. Besbelli ki tutuculuk ve inkârcılık hastalıklarına düşmeden, çizgi temelinde tutarlı bir eleştiri ve öz eleştiri ile geçmişin derslerini çıkartıp gereken değişimi ve dönüşümü başarıyla yaşamak gerekiyor. Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin başarısı işte böyle bir değişim ve dönüşüm hakikatine bağlıdır.