- Özgür olmak isteyen insan, kendisine sınır konduğu andan itibaren yaşamak için sadece eyleme geçme sorumluluğu taşıyandır. 42 yıl önce olan da buydu.
- Kürt'ü kendisine yabancılaştırmaya karşı başlatılan hamle olarak tarihe geçti. Bir sisteme son vermenin; başka bir sisteme geçişin başlangıcı olarak algıladım, hâlâ da öyle.
SELİM FERAT
O günden bu yana 42 yıl geçti.
Nostalji mi?
Değil.
Biliyoruz; tarih tekerrür etmez, değişerek yeniden ve yeniden yaşanır.
Geçmişi devralan sorumlular, tekrar etmez, kurtuluşa yeni bir saha açar.
Başlangıcın manifestosunun ulaşmak istediği yaşamın başka bir durağında oldukları bilinciyle kararlı dururlar.
Eruh ve Şemdinli’yi andığımda, özellikle 42. yılda seçeceğim ana başlıklar bunlar.
Gözle görülmeyen, kulakla duyulmayan, kağıda yansımayan bir gerçeklik olabilir mi?
Tarih ve tecrübeler, hiçbir devrimin başkasına benzemediğini öğretiyor.
Gandi’nin öncülük ettiği benzer bir özgürlük hattı yok.
Che gibi bakanlık koltuğunu bırakıp daha çok özgürlük için yola çıkan devrimci bir lider de olmadı.
Tamil örgütü LTTE’nin önderi Suppiah Paramu Tamilselvan’ın katledilmesi, emsalsiz bir devlet terörü olarak tarihe geçti.
Hiçbir devrimci hamlenin çıkış bildirisi, bir cami minaresinden okunmadı.
Silahlı mücadelenin ilk çağrı metninin bir cami minaresinden okunmasının yeri Kuzey Kürdistan’dır ve mesajı, Müslüman iktidarların işgalindeki Kürdistan’ı özgürleştirenin önünde duran büyük engele işaret etmek olmuştu.
Benzersizdir.
Silahlı mücadele sert başladı.
Gelinen noktada, başlangıcın uzağında, onun ve manifestosunun gölgesinde, başka bir durakta.
15 Ağustos sözün bittiği değil, yeniden konuşmanın başladığı 'an' olarak tarihe geçti.
Eskiden konuşulan söz, 15 Ağustos eyleminden sonra giderek kendisini dinleyecek kulak bulmayacaktı. Öyle de oldu.
O günden sonra tarihi giz bir tünelde, paralel bir yaşamın adımları atıldı.
Özellikle 92 Cizîr Newrozuyla ortaya çıkan, işgale karşı yükselen "Paralel Kürdistan“ oldu.
Tehlikeli olan düşünmenin kendisi (Hannah Ahrend), tehlikeli eyleme dönüşmüştü.
Geriye dönüş yoktu.
Yalnızca bir ayaklanma olmadı 15 Ağustos.
Bilinçli bir yaşam kurma biçimi.
İnsanların özgürce, birleştikleri, konuşarak büyüyen kümeler haline geldikleri.
Bireylerin aktifleşerek, kurumsallaştıkları; yoksulluğun, açlığın, özgürlükten mahrum kalanların, sisteme karşı çıkışı olarak manifestolaştı.
Devrimci çıkış, giyotine başkaldırı olarak tarihe geçti.
Kötülüğün sınırsız olduğu bir coğrafyada, merhamete dayalı bir çıkış olan 15 Ağustos, sınır tanımayan devlet terörünü sona erdirme startı olarak not edilmeli.
Özgür olmak isteyen insan, kendisine sınır konduğu andan itibaren yaşamak için sadece eyleme geçme sorumluluğu taşıyandır.
42 yıl önce olan da buydu.
Soykırıma;
Zorunlu göçe;
Katliamlara;
Kürt'ü kendisine yabancılaştırmaya karşı başlatılan hamle olarak tarihe geçti.
Bir sisteme son vermenin; başka bir sisteme geçişin başlangıcı olarak algıladım, hâlâ öyle de algılıyorum.
Damarda hâlâ o kanın dolaştığını bilerek tanıyor, biliyor ve yeniden kutluyorum.