Bizler, iktidarın ayak izlerinden giderek, onun bize sunduğu gündem gereğince, yolsuzluklar, hırsızlıklar, tepelerde dolanan rüşvet çemberlerine ilişkin "dedim, dedi"lerle uğraşırken, gelişmelerin ana unsuru, temeli yadsınıyor.

TC hukuka dayalı değildi. Bugün, artık kanun da kalmadı. Başbakanın günlük esintiye uygun, konuşmaları kanun olarak önümüze geliyor. Batı sermayesi kaçıyor.
Varın rejimin adını siz koyun, ama Batı'nın temsilcisi Amerika, bir zamanlar iktidara getirdiği öteki dinci rejimlerin sapması üzerine, arkasını döndüğü gibi, bunların yaptığından yaka silkiyor. Türk medyası, düne kadar AKP iktidarının payandası "kardeş" gösterdiği Amerika Başkanı Obama’nın, Erdoğan telefonlarına çıkmadığını işliyor. Açıktan açığa, yerine alternatif arıyor.
Kürt cephesine gelince:
Kürt liderlerin son zamanlarda, sıklıkla tekrarladığı gibi, Kürdistan meselesinin halline ilişkin kader, Kürtlerin karşı tarafı olan AKP’nin elinde değildir. "Devlet" adına söz ve karar sahibi olan asıl güç, Generaller Agorası Milli Güvenlik Kurulu'dur (MGK).
İki seneden beri, ortalıkta dolanan, ancak kimsenin ne olduğunu bilmediği, "çözüm" lakırdısı, Batı’nın bölgedeki çıkarlarıyla yakından ilgilenen ve ona bekçilik eden Amerika’nın dayatması sonucu, Milli Güvenlik Kurulu'nun, bir şeyler yapılıyormuş görünme adına, öne sürdüğü "söylem"dir.
Çünkü sorun, on yıllarca önce sınırı aşmış, Rojava’nın da katılımıyla, Batı çıkarlarını yakından ilgilendiren bölgesel nitelik kazanmış ve çok aktörlü yumağa dönüşmüştür.
Batı, meselenin şu, ya da bu şekilde, ama çıkarlarına çözüm istemektedir.
AKP’nin gönlündeki niyet ise "alt kültürün" ayak oyunlarıyla, urgana un sermek, seçim hesapları yapmaktır. Sunulmuş kırıntı varmış gibi yapıp, Kürtlerin özgürlük mücadelesini, "Yeşil Kuşak dini" doğrultusunda eritmek, kitleleri öncü ana güçten koparıp, iğdişleştirmektir.
"Yeşil Kuşak dini", Amerika tarafından soğuk savaş yıllarında, rakipleri Sovyet yayılmacılığına karşı geliştirilmiş, TC’de "Türk-İslam sentezi" adıyla, ırkçı olarak yerleşmiştir. Amerikancılık dindarlıktı, sokak sloganlarında.
"Yeşil Kuşağı inşaa" sürecinde, Afganistan ve Pakistan’a paralel olarak, geri kalmış TC’de de, bu nedenle el üstünde tutuldular. Dernekleri besleniyor, öğrenci kurumları onlara teslim ediliyor, ek olarak "Komünizmle Mücadele Derneği" kurduruluyordu.
"Allah" kelimesini ağızlarında eksik etmiyor, ama ktidarı ele geçirme yolunda, bütün dinlerle aykırılaşarak, her türlü yalanı, dolanı, insana zulmü mübah sayıyor, "kanımız aksa da zafer İslamındır" naralarıyla, Maraş’ta, Sivas ve Çorum'da, bugünkü El Kaidecilerin yaptığı gibi insan kesiyorlardı.
Yer yüzünde, tek evrensel din İslam değildir. Cinayet, katliam, yalan, entrika, hak yeme, zulüm, soygun ve rüşvet, bütün dinlerde günah, ahlaki olarak ayıp, hukukta da suçtur.
İsalmın kitabı Kur’an'a göre, Allah zülmet karanlıkta, Afrika Savanalarında kımıldıyan karıncanın ayak boğumunu görmekte, sineğin kanat sesini duymaktadır. Ama bu, ayukası göklere çıktı ki, kimi "Yeşil Kuşak" dincilere göre değildir. Allah'ın gördüğü hırsızlık, rüşvet, dolandırılık, kalpazanlık katakullası bunlara mübah, kendilerine bağışlanmış haktı. Allah'ın gördüğünü, kullarından saklayarak, cami avlularını mesken tutarak  dindarlık oynuyor, dini, günahlarını tehdit unsuru yapıp haraç da topluyorlardı.
Hiç bir suç imparatorluğu sonuna kadar yaşamıyordu. Günü gelince çöken enkazı altında kalıyordu.
Kendilerini cennete adamış dindar rolünde halkı kullanıp, sırtına binen, parasını alan, birikimlerini talan eden kimileri, sonunda bu dünyada cenneti yaşamayı şiar edinip, mala, mülke kilitlenerek hedeflerine koşan dolar milyarderleri olarak çıktılar karşımıza. Geride, eski Türk filmlerindeki gibi, gazosuna uyuşturucu ilaç konup uyutularak aldatılmış, sonra yüz üstü bırakılmış genç kız misali dolandırılmış kitleler kaldı.
Onca kara propaganda bombardmanına rağmen, aldatılamayan tek kitle Kürtlerdir. Onları, kandırıp "kendi dinleri"ne çekemeyince, paslı terör silahını gömülü yerden çıkarıp, eli satırlı, "katillerden yeniden dindar" yaratma çabasına girdiler. 
Kendilerinden öncekilerden miras kalan terör makinesi "Hizbullah" çetesini yeniden ete, kemiğe bündürülerek, bu kez, parti tabelası altında meydanlara saldırlar. Kürdistan’da konuşlandırılan Hizbullah, "Yeşil Kuşak dindarlığına" uygunlukla, Rojava’da, bir yudum özgürlük arayan Kürtleri, "Allah Allah" sesleri arasında törensellikle kesen, kadınlarına tecavüz eden El Kaidecilere lojistik sağlamaktadır. Kürt gençlerinden, halkına karşı katil, öte yandan diktatörlüğe destek oyu devşirme çabasındadır.
Ha, çözüm mü, Kürtlerin tek güvendikleri örgütlü güçleridir. Ayakları üstünde çöken "Yeşil Kuşak dinciliğini" ve gidemediği meydanlara, son çare olarak saldıkları eli satırlı katilleri, ibretlik gülüşle seyretmektedirler.