Yazının başlığı, Atatürk’e atfedilen "yurtta sulh, cihanda sulh" sözüne nazire bir adaptasyondur. Yüz yıllık gerçeğin ifadesi ama, adaptasyon bana ait değildir. Sevgili Celal Başlangıç’tan ödünç aldım.
Celal’in ironisi, bir çıldırmışlık hali ama yüz yaşına girmek üzere olan Türk devletinin temel gerçeğidir. Türk halkının çoğunluğu da, bu ırkçı hastalıktan muzdariptir.
Nitekim, bir kaç gün önce sonuçları açıklanan bir ankete göre, Türk halkından her yüz kişiden 61 tanesi, "iç ve dış Kürtlerin yok edilmesi" düşüncesindedir.
İnsanlık için korkunç, ama ruh zehirlenmesi olan bu hastalık, iyileşeceğine gün geçtikçe, yukarıdan aşağıya hızla yayılmaktadır.
Toplumun en rafine adamı, yani en elit insanı, en vicdanlı ve de en sağduyulusu olması gereken Cumhurbaşkanı ve Başbakan "bitişiğimizde Kürt yapılanmasına asla izin vermeyiz" diyor, diyerek yurtta düşman, dünyada düşmana vurgusu yapıyordu. Türk olduğunu söyleyen Urfa milletvekili Fakıbaba da, "dünya savaşı pahasına da olsa" diyerek büyüklerinin fikrine evrensel kat katıyordu.
Bu çıldırmışlık ve deliliğin kalıbından fırlama hali ama, savunma gücünden yoksun Kürt şehirlerinden, 130 bin nüfuslu Cizira Botan’ı, 100 binlik Silopi’yi, Nuseybin, Diyarbakır Surlarının içini, İdil kasabasını toplar, tanklarla çevirip, 100 bin kişilik asker, polis ve korucularla kuşatıyor, içeriye rastgele gülle yağdırıyorlardı. İki ayı aşan muhasaradan sonra, şehirler enkaz yığınına dönüşüyor ve yıkıntıların üstünde Türk bayrağı sallanıyordu.
Kendi yurttaşına karşı fetihte, ölüm ve viranelikle elde edilen Türk zaferi, Türk bayrağıyla gözlere sokuluyordu.
Türk medyası önceki gün, "Cizre’de destan yazan Jandarmaya çok özel ziyaret" başlığıyla fotoğraflar yayımlamaya başladılar. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kürt şehirleri kuşatması ve katliamdan özel ordu birliklerin merkezindeydi. Şehirleri yakılıp yıkılmış şehirler, işlenen cinayet ve en vahşi şekliyle toplu katliamlar Kürtlerin matemi, ama onun sevinci, askerlerinin de zaferiydi. Cumhurbaşkanı, bir zamanlar Saddam Hüseyin’in yaptığı gibi eline Kürt kanı bulaşmış askerlerini kutluyor, plaketler dağıtıyordu.
Kan damlayan, insan feryadı sıvalı kirli zafere bak ve ağla insanlık, sedece soyulup talan edilmiş Cizre’den, kadını, erkeği, bebeği, ihtiyarıyla yakılmış yüzlerce ceset toplandı.
Ne yapacaksınız ki, Kürt kiniyle kafaları çarpılmış fırıldak fatihler böyledir. Çünkü, utanma da yoktu. Şimdi ölüm meleği rolünde olan Erdoğan, daha bir kaç ay önce o katledilenlere kardeşim diye seslenerek oylarını istiyordu.
Ancak, Kürtlere diz çöktürmeleri mümkün değildi. Bunu geçmişte de denediler. Sadece bebekleri katletmek, ihtiyarları diri diri yakmak, çalıp talan ederek, tarihe pislikler saçmakla kaldılar.
Kürtler, saçılan pisliklerin dar çemberini yarıp, günümüzde, Türk devletiyle takviyeli Ortadoğu karanlığında, tıpkı ataları Sultan Selahaddin gibi mazlumun koruganı, aydınlığın gür ışığı ve vicdanla, adaletin abidesi oldular.
Türk devlet güçleri, kuşatılmış, giriş-çıkışı toplar, tanklarla barikatlanmış Kürt şehirlerinde katliam yapıp, yaralı sivilleri diri diri yakarken, Kürtler, iki gün önce kapısına dayandıkları Suriye’nin Mare kasabasında, Türk rejimin dostu El Kaideci katillere Selahaddin’in adaletiyle "şehri terkettikleri durumunda dokunmayacakları" sözünü veriyor ve sözlerini de tutuyorlardı.
Türk topçuları, bu sırada "kendi kırmızı çizgilerini koruma" adına Kürt köylerini bombalıyor, patlamalardan sonra vurulmuş, vurgun yemiş masum kadınların, çocuk, ihtiyarların feryadı toz ve duman hortumlarına karıp, göğe akıyor, kendini Başbakan sanan Davutoğlu, Erdoğan'ın gölgesinde başını uzatıp "gaddarlıkta ben de varım" demeye getirerek, sivil cinayetleri "haklı" gösteriyor, Kürt kadınlarının, kahırlı "bebek katilleri, barbarlar" haykırışını da havada kapıp, İslamo Faşistlerin üstüne giden Ruslara fırlatıyordu.
Cumhurbaşkanı ise seçimden seçime oy isterken "kardeşim" dediği insanların yıkım ve katliamından dönenleri kutluyor, "zaferlerini mubarek" ediyor, Türk medyası ise "destan" diye kutsuyordu.
"Birlik, beraberlik, kardeşlik" üzere yalan masalına bakın siz, Türklerin sevinci, Kürtlerin matemiydi.