1 Kasım 2015 Erken Genel Seçimleri Türkiye’de stratejik bir önem kazandı. Çünkü Türkiye savaş ve siyasetin iç içe geçtiği kaosu derinleştirerek kendisini iktidarda tutan AKP’nin geleceği 1 Kasım seçimlerine bağlı. Ama sorun sadece Tayyip Erdoğan ve AKP belasından kurtulma meselesi değil. Bakın Nokta dergisi geçtiğimiz günlerde AKP’nin önemli bir toplantısının tutanaklarını yayınladı. 

O tutanakları merkez medya, havuz medyası gündemine almadı, görmezlikten geldi. Ama o toplantıda AKP’nin içinde bulunduğu çaresizlik ile bu çaresizlikten neden kaos ve çatışma ile çıkış aradığını daha iyi anlıyoruz. Ama önemli bir tespit var ki bu zaten AKP’nin ve Tayyip Erdoğan’ın siyasal sonunu getiren bir durumdur. Tespit şudur: AKP Türkiye ve Kürdistan’da sosyolojik gerçekliğe karşı duruyor. Şimdi medyanın pek de görmediği ama memleketi kaosa götüren AKP’lilerin gerçek zihniyetini de ele veren o günlüklerden kısa bir derleme yapalım:

Tarih: 1 Eylül 2015 

Yer: AKP Genel Merkezi

Konu: AKP’nin kongresi, seçim stratejisi

Toplantıya katılanlar: Ömer Çelik, Mustafa Şentop, Taha Özhan, Erol Olçok, Lütfü Elvan, Taner Yıldız, Ali Sarıkaya, İbrahim Dalmış, İbrahim Uslu, Hatem Ete, Efkan Ala, Ertan Aydın, Faruk Çelik, Mücahit Arslan ve Mahir Ünal… 

Bakın AKP’nin önemli isimleri hangi tespitleri yapıyor:

Ömer Çelik: Oylardaki oynamanın dönemsel durumlardan ziyade nedenlerine odaklanmak gerekiyor. Eğer bu olgu da AK Parti’nin elinden gidiyorsa sıkıntılı bir durumla karşı karşıya olduğumuzu bilmeliyiz.

Hayat tarzı ve Kadın mevzularının somut politikalardan ziyade retoriğe ait bir sıkıntı olduğunu belirtmekte fayda var. 

AK Parti’de siyaset yapan kadınlar söylem kurma yetisine sahip değiller. HDP’li kadınlara bakıldığında herhangi bir konuda rasyonel bir mimari ile konuşup dertlerini ifade edebiliyorlar. Bölgede AK Parti’den daha az oy aldıkları bir dönemde bile söylem üstünlüğü onlardaydı. Şimdi oy üstünlüğünü de ele geçirdiler.

Ertan Aydın: Bizim nefret kitlemiz artıyor. Hükümet beğenisi ve oylar birbirine eşitlendi. Sevmeyenlerin de artık nefret ettiği bir ortam oluştu. 

CHP ve HDP açılım üstüne açılım yaparken biz korkuyoruz. 

Mücahit Arslan: Her ne kadar yüzde 41 oy almış olsak da biz aslında yüzde 25’lik bir partiyiz. Biz istikrarı temsil ettiğimiz ve Merkez sağ ve muhafazakar bir alternatifimiz olmadığı için biz yüzde 41 oy aldık. Son dört yıl içinde lale devri yaşıyoruz ve toplumsal olanı gözden kaçırıyoruz. 

Klişelerden de uzak kalalım. Neden Kürt yok, neden kadın yok mevzuları çok ezber. Gerçek anlamda Kürt bulamıyorsun. Bulsak dahi neden HDP yerine bizi tercih etsin. 

Taner Yıldız: KÖYDES ile Ağrı’ya para yağdırdık. Ağrı’daki vatandaşların yüzde 78’ine dokunan sosyal projelerimiz var. Toplamda 324 milyon TL sosyal yardımda bulunmuşuz. Sonuç? Demek istediğim şu ki biz ana meseleyi halletmeden bu konulara odaklanmak bir sonuç üretmiyor. HDP hemen tersine çevirebiliyor.

Efkan Ala: Gençlik konusunda partinin bir dil değişimine gitmesi şart. Gençlik Kolları Başkanı kesinlikle vekil olmasın. Alperen ve Ülkü Ocakları tarzında bir yan yapılanmamız olsun. 

Bizimle uyumlu çalışabilecek rektörler atansın. 

Taha Özhan: Kürt meselesi bağlamında biz önümüzdeki gerçekliği reddeden bir tavra büründük. Açık konuşursak gerçekliği reddetmemiz bilinçli bir tercihti. Erzurum bunun en bariz örneği. Sosyolojiye karşı mücadele ediyoruz. Erzurum’da Kürt olduğunu ısrarla kabul etmedik. Kabul etmeye yanaştığımız noktada ise iş çoktan bitmişti.

Faruk Çelik: Kamplaşma mevzusu çok tehlikeli. Biz bu kampta azınlığız. Yetkili ve etkili olduğumuz için farkında olmuyoruz ama nasıl ki 28 Şubat’ta bize zulmedenler bize karşı direnemediler. Biz de bugün bu kesime karşı koyamayacağız.”

AKP’nin mevcut politikalarından anladığımız ve ortaya çıkan sonuç şudur.

1 Kasım 2015 seçimleri Türkiye’nin önümüzdeki yüzyıla nasıl bir giriş yapacağını göstermesi açısından da stratejik bir anlam içeriyor. Yani ya Türkiye Ortadoğu’da devam eden 3. Dünya Savaşı’nın Afganistan’dan’dan Irak’a, Mısır’dan Libya’ya, Yemen’den Suriye’ye uzanan kalıcı savaş mekanlarından biri olacak, ya da Ortadoğu’daki demokratik barışçıl çözümün modeli haline gelecek!.. 

Eğer AKP savaş ve çatışmayı derinleştiren bu siyasetini devam ettirip “Tek başına iktidar ve Tayyip Erdoğan”la yoluna devam edecekse bu çok zor. AKP ve Tayyip Erdoğan artık Türkiye, Kürdistan ve bölge halkları açısından bir istikrar unsuru değildir. Aksine kaosun kendisidir. Yani AKP yanlış bir siyaset matematiği ile hareket etti ve kendisi ile birlikte Türkiye ve bölgeyi kaosun içine çekti. 

Nasıl ki Ortadoğu’daki egemen sistem kendisini sürekli kriz, çatışma ve kaosla sürdürmek istiyorsa, AKP de artık Türkiye’de kendisini ancak kriz, kaos ile sürdüren bir karakterle tanımlamaktadır. Ancak bu durumun Türkiye’deki kabul noktası, toplumsal gerçekliği yoktur. Belki de bu nedenle AKP’nin kendi iç toplantısında sızan belgelerdeki “sosyolojiye karşı mücadele ederek sonuç almaya çalışıyoruz” demesi önemli bir gerçekliği ifade ediyor.