Türk sağının demokrasi anlayışı çok dar ve hastalıklıdır. Demokrasi deyince sadece sandığı anlar. O da kendisi kazanırsa... Kendisi kazanamazsa sandığa da tekmeyi atar. Her türlü teröre ve askeri darbelere kucak açar.
1960’larda sol hızla gelişmeye başladı ve ilk defa meclise girdi. TİP, 15 milletvekili ile grup kurdu. 450 kişilik TBMM, 15 kişilik TİP grubuyla baş edemedi. Nispi temsil ve milli bakiye sistemine dayanan demokratik seçim yasalarını kaldırarak TİP’in grup kurmasını engellediler. Sokaklardaki mücadeleyi ezmek için de tetikçi katillerini solun üzerine sürdüler. Birçok cinayet işlediler ve katliam yaptılar. Ama bütün bunlar demokrasi mücadelesinin yükselmesini engelleyemedi. 68 kuşağı bütün ülkeyi ayağa kaldırmıştı. “Sosyal uyanış ekonomik gelişmeyi aştı. Bunu durdurmak gerekir” diyen faşist generaller Türk sağı ile işbirliği halinde darbe yaptılar. Solun liderleri asıldı, katledildi ve zindanlara dolduruldu.
Bu zulüm de mücadeleyi durduramadı. Dahası mücadele kısa sürede hızla yükselmeye başladı. 74-80 arası on bine yakın devrimci, ilerici gizli açık devlet çeteleri tarafından katledildi. Çoğunun faili hala meçhul. Belli olanlar da zaman aşımı vb. yollarla kurtarıldı. Bu yükseliş de 12 Eylül faşist darbesiyle durdurulmak istendi. Ağır baskı ve zulme, idamlara, işkencelere rağmen halk teslim alınamadı. Bir yandan Kürdistan halklarının silahlı direnişi, bir yandan da bütün ezilenlerin mücadelesi yükseldi. 12 Eylül faşist anayasasıyla kurulan sistem halk tarafından mahkum edildi. Halk artık darbe anayasası ve darbecilerin işbirlikçileri, suç ortakları tarafından yönetilmek istemiyor.
Bütün farklılıkların eşitliğine, özgürlüğüne dayanan yeni demokratik bir anayasa temelinde, barış içinde yaşamak istiyor. Halklarımız bu tercihini 7 Haziran seçimlerinde net olarak ortaya koydu. Ama ne var ki AKP ve Erdoğan diktası halkın tercihine karşı saldırıya geçti. 7 Haziran öncesi başlattıkları kanlı saldırıları artarak sürdürdü. 7 Haziran seçimlerini geçersiz kılarak yeni seçim kararı aldı. AKP ve Erdoğan diktasının tek amacı HDP’yi meclis dışında bırakarak tek parti diktasını azgınca sürdürmektir. Bu amaçla hem HDP kadrolarına yönelik tutuklama, katletme operasyonları, hem de HDP’ye oy veren halka yönelik soykırım katliamları yapılıyor. Aylardır haberlerde, canlı yayınlarda izlemeye alıştırıldığımız Cizre, Şırnak, Nusaybin, Lice, Gever, Dersim ve diğer yerlerdeki sokağa çıkma yasağıyla sürdürülen zulüm gözler önündedir. Ankara’daki katliamın canlı bombası kim olursa olsun azmettiren, teşvik eden ve göz yuman AKP çetesidir. AKP-DAİŞ işbirliği Kobanê’den, Suruç’tan, Ankara’ya kadar sürmektedir. Şimdiye kadar zaten birlikte olan, kaybetme ve yok olma korkusu içindeki bu iki çete kader birliği yaparak iyice kenetlenmiştir. Erdoğan ve Davutoğlu’nun son açıklamaları DAİŞ ile işbirliğini açıkça ortaya sermiştir. DAİŞ yaptı denilen tüm saldırılara bir de bu açıdan bakmak, değerlendirmek gerekiyor.
İşte bu şartlarda yarın seçimler tekrarlanacak. Katliam tehditleriyle hiç miting yaptırılmayan, medyada ambargo uygulanan HDP ile cemaat medyasına bile el koyup saldıran, devletin bütün olanaklarını kendileri için kullanan Erdoğan-AKP diktası yarışacak. Hiç bir ahlaki, hukuki, insani değere saygı duymayan AKP diktası her yolla üste çıkmaya çalışıyor. Halk, ya AKP’nin hukuk dışı, insanlık dışı saldırılarına, tehditlerine, şantajlarına boyun eğecek ya da meydanlardaki gibi canı pahasına da olsa hepsine dur diyecek. Köle olarak yüz sene yaşamaktansa özgürce bir saniye yaşamak daha iyidir diyecek. Özgürlük yoksa zaten yaşam olmaz diyecek. “Direnmek yaşamaktır, Berxwedan Jîyane” diyecek. Özgürlük, demokratik özerklik ve özyönetim diyecek.
1 Kasım seçimleri sıradan bir seçim değil, ya özgürlük ya özgürlük seçimi olacak.
1 Kasım’da sadece HDP’ye oy vermek de yetmiyor. Sandıkları korumak ilk defa bu kadar önemli hale gelmiştir. HDP’nin kazanması özel savaş rejimine kesin bir darbe vuracak ve demokratik siyasi çözümün önünü açacaktır. Aslında bu AKP diktası için de bir fırsattır. Diktalarını sürdürmek uğruna iyice kana batıp boğulmadan çekip gitmeleri için son bir şanstır.
1 Kasım “Dünya Kobanê günü”dür.
Geçen sene DAİŞ çetesinin Kobanê kuşatmasına ve zulmüne son verilmişti.
Kobanê düşmedi, ayağa kalktı.
Bu sene de DAİŞ çetesinin Ankara zulmüne ve kuşatmasına son verilip çifte bayram kutlamak için görev başına... Ankara da düşmeyecek. Ayağa kalk Ankara!