‘Yarım hoca dinden, yarım doktor candan eder” derler. Yarım tarihçiler de bizi tarihten-tarih bilincinden ediyor, etmeye çalışıyor. Yakın zamana kadar saçı sakalı ağarmış ya da dökülmüş koca koca adamlar tarihçi, uzman vb. unvanlarıyla TV’ler çıkıyor ve Kürt diye bir halk, Kürtçe diye bir dil olmadığını “çok bilimsel” ambalajlarla sunuyordu. Bu uzmanlar herhalde şimdi Kürtçe yayın yapan devlet kanalı da dahil onlarca kanala, internet sitelerine bakıp utanıyorlardır.
Ama halkın beynini bulandırmak, hafızasını silmek isteyenler için konu biter mi? Son günlerde medyada dört koldan sola ve solun değerlerine saldırılıyor. “Eski solcu” denilen ya da “Biz de oradaydık” diyen herkes atağa geçmiş. Sol döküntülerle ve ırkçı-faşist geçmişi ortada olanlar elbirliğiyle yaylım ateş açıyorlar:
“Nazım şöyleymiş, Denizler-Mahirler darbeciymiş, 1 Mayıs katliamını sol kendisi yapmış vb.” Her köşeden Yılmaz Güney, Ahmet Kaya gibi halkın sahip çıktığı değerlere saldırıyorlar. “Dur bakalım” deyince de “Ne yani, eleştiremeyecek miyiz, demokrasi yok mu” diye yine sureti haktan görünüyorlar. Şunu herkes bilir ki solun temeli eleştiri ve özeleştiridir. Sol gelenekte eleştirinin üzerinde ne Lenin ne de Marx olabilir. Sol açıkça eleştiri-özeleştiri yapabildiği ölçüde güçlenir. Solun halktan gizleyeceği-halktan gizli tartışacağı, halka hesap vermekten kaçacağı hiç bir konu da yoktur. Ama solu içerden ya da dışardan eleştireceklerin dürüst olması, gerçeklere saygılı olması şarttır. Yoksa haklı olarak kime-niye hizmet ettiği düşünülür ve sorgulanır.
1960’larda yükselen sol hareket geniş işçi-gençlik ve emekçi yığınlarıyla bütünleşmişti. Bunu durdurmak için yapılan kontrgerilla-ülkücü saldırıları-cinayetleri yeterli olmadı. 12 Mart faşist darbesi yapıldı. Devrimciler asıldı, vuruldu, zindanlara atıldı. Şimdi 12 Mart faşizmi ve her türden faşist-gerici işbirlikçisini değil de solu suçlamak alçaklıktır.
Ama 12 Mart faşizmi de yetersiz kaldı. Önderleri katledilmiş ya da zindanlarda olan devrimci hareketler kör topal ayağa kalkıp mücadeleyi yükseltti. Kısa sürede halkların büyük ilgisi ve desteği ortaya çıktı. Halk yüz binler-milyonlar olup sisteme karşı sokaklara dökülüyordu. Bunu durdurmak için Milliyetçi Cephe iktidarı tarafından Çatlı-Çakıcı-Ağca-Yazıcıoğlu vb. faşist-kontrgerillacıların liderliğinde sola karşı cinayetler-katliamlar başlatıldı. 1977 baharında MHP yanlısı başarısız bir darbe girişimi oldu. İşte tam bu dönemde 1 Mayıs 77 katliamı yapıldı. Haziran ayında genel seçimler yapılacaktı. Seçimi kazanması beklenen Ecevit’e suikast gündeme geldi. Ardından bazen günde 40-50 insanın öldüğü bir çatışma süreci, Maraş Çorum, Sivas, 16 Mart, Piyangotepe, Bahçelievler gibi birçok katliamlar ve sonunda 12 Eylül faşist darbesi geldi. 12 Eylül faşist darbesini kışkırtan, destekleyen ve alkışlayanların kimler olduğu iyi biliniyor. Bilmeyen 12 Eylül ve sonrasının gazete manşetlerine baksın yeter. 1 Mayıs 77’den 12 Eylül darbesine giden süreç bir merdivenin basamakları gibidir. O günlerden beri işçi ve emekçiler haklarını bir bir kaybetmişlerdir. 1 Mayıs 77’de devlet memurları dahil tüm çalışanlara grevli-toplu sözleşmeli sendika hakkı istiyorduk. Bugün taşeron firmalar yoluyla işçilerin bile sendika-sözleşme hakları gasp edilmiş durumda. İşçiler çoluk çocuk demeden sigortasız-kaçak çalıştırılıyor.
Şimdi 12 Eylül faşizminin suç ortağı olanlar, hala onun anayasasıyla iktidar olanlar ve uzantıları demokrasi adına solu suçluyor. Bunları ciddiye almak gerekir mi?
Ne Roboskî’de TSK uçakları tarafından bombalanarak paramparça edilen çoğu çocuk 34 insan, ne Pozantı’da tecavüze uğrayan çocuklar, ne her gün dağlardan gelen cenazeler ne de AKP faşizminin Kürtleri imha etmek planıyla hepimizi cehenneme sürüklemesi... ”Tabu deviren” sağlı-sollu sağlı eleştirmenlerimiz her ne hikmetse gözlerinin önündeki sorunlarla ilgilenmezler. Beklerler ki tarih olsun. O zaman da emin olun ki “Roboskî’yi PKK uçakları bombaladı, Pozantı’da teröristler gardiyanlara tecavüz etti” vb. yazıp tabu devirmeye devam ederler.
İşin gerçeği geçmişte sol çok ezildi, vuruldu, asıldı, zindanlara atıldı. Ama hiç bir zaman teslim olmadı, itibarını ve onurunu yitirmedi. Tersine hep arttırdı. 12 Mart-12 Eylül faşizmi ve sonrasında sol fizik olarak ağır darbeler almasına rağmen itibarını ve onurunu korudu. Bugün bu temelde yeni bir atılım yaparken bu tür saldırılara uğraması da bundandır. AKP faşizmi KCK-HDK operasyonları deyip vuruyor, Roboskî deyip vuruyor, medyadaki tetikçileri de manevi katliama teşebbüs ediyorlar. Solu fizik olarak imha ettiklerine inananlar şimdi de onurunu ve itibarını imha etmeye, teslim almaya kalkışıyorlar. Bu kirli teşebbüslerinin altında kalacaklardır.
1 Mayıs 1977 ve darbecilik