Erdoğan-TSK koalisyonu ve norm dışı güç
Forum Haberleri —

Erdoğan/TSK
- Askeri vesayete son verme vaadiyle iktidara gelen Erdoğan’ın, Kürt sorununa çözüm önerisinin bulunmaması, O’nu ve “iktidarını” TSK bağımlısı norm dışı bir güç haline getiriyor.
HEVAL TAHA
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile devlet yetkilileri arasında İmralı Adası’nda yapılan görüşmeler, Kürt inkarının sonlandırılması ve toplumsal barışın inşası hususunda son derece önemli bir ivme. Bahse konu görüşmelere ilişkin Öcalan’ın muhatapları hakkında yaptığı “norm devlet”e karşılık olası gelişmeleri sabote etmek üzere hareket eden “norm dışı güçler” belirlemesi, son derece dikkat çekici. Öcalan, bu belirlemeyle devletin demokratikleşme temelinde yeniden inşası konusunda “norm devleti” temsil eden kadroların çabasına dikkat çekiyor. Hatta bu kadroların güven verici yaklaşımları olduğunu ifade ediyor.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin başından beri son derece önemli tavır alışlarına karşılık ittifak ortağı AKP’nin Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın süreci geniş zamana yayma eğilimini dışa vuran açıklamaları dışında bir sahiplenme olmaması herkesin malumudur. Bugün “iktidarın” dayandığı Cumhur İttifakı’nın kabinesinde yer almadığı halde ortağı olan MHP’nin tavrına karşılık AKP ve Erdoğan’ın sorunun çözümüne ilişkin alenen ayak diretmesinin esvabı mucibesi ne olabilir?
Açık söylemek gerekirse Erdoğan’ın da dolayısıyla AKP’nin de Kürt inkarının ortadan kaldırılması için demokratik bir toplum inşasına ilişkin kendine ait bir fikri ya da projesi yok. Nitekim Kürt inkarı bahsinde de son derece kişiliksiz bir “siyaset” yürütüyor Erdoğan. Kürtlüğün “ümmet” tarifi içinde varlığını kabul ederken Kürt Özgürlük Hareketi'nin demokratik, kadın özgürlükçü, ekolojik toplum mücadelesini “terör” olarak adlandırıyor.
Dolmabahçe Mutabakatı'nı inkar
Öcalan’ın 27 Şubat 2026 tarihli manifestosu ile kamuoyuna da mal olan yeni süreç konusunda AKP kabinesi içinde en ciddi direnci temsil eden isimlerin başında Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in geldiğine dikkat çekmek gerekir. AKP’nin bu kişiliksiz siyaseti karşısında en net tavrı alan her zaman Kürt Özgürlük Hareketi oldu. Özgürlük Hareketi, Erdoğan’ın siyasetine Kürdistan’da hiçbir dönem fırsat vermedi. Ne oldu da 28 Şubat Dolmabahçe Mutabakatı, Erdoğan tarafından reddedildi? Mutabakatın hazırlanması ve açıklanması sürecine katılan AKP’li isimlerin Erdoğan’a rağmen bunu yapmaları mümkün mü? Elbette değil. Bir soru daha soralım: Ne oldu da Erdoğan’ın emriyle Dolmabahçe açıklamasında yer alan AKP’li üyelerin de altında imzası bulunan mutabakatı, 24 saat sonra yine Erdoğan yok hükmünde ilan etti. Bununla da yetinilmedi. Hemen sonrasında Dolmabahçe açıklamasına katılan AKP personeli süratle tasfiye edildi. Tasfiye edilen zevattan hiçbiri tek bir laf etmeden mahfillerine çekildi. Siyasi hayatları sona erdi. Silinip gittiler.
TSK ile Erdoğan ortaklığı
Erdoğan ve AKP’sinin tutumu, Öcalan’ın “norm dışı güçler” tarifine ne kadar denk düşüyor. Dolmabahçe Mutabakatı'nı yok hükmünde ilan etmesi konusunda Erdoğan’ı kimin uyardığını bilmek, elbette çok güç. O tarihten sonra yaşanan bazı gelişmeler bir tanım yapmaya yardımcı olabilir. Erdoğan, kendi partisinin altında imzası bulunan mutabakatı “tanımadığını” açıkladığında 2015 yılıydı. Bu tarihten sonra yapılan 2018 seçimleri Türk hükümet yapısında yeni bir “koalisyon” modelinin başlangıcı oldu. 2018 seçimleri sonrası dönemin Türk Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, Erdoğan tarafından Milli Savunma Bakanı olarak atandı. Böylelikle TSK içinde Akar’ın temsil ettiği güç, AKP hükümetine resmen ortak oldu. Nitekim görevdeki genelkurmay başkanlarının milli savunma bakanı olarak atanması, mevcut Savunma Bakanı Yaşar Güler’in de Genelkurmay Başkanlığından direkt bu göreve atanmasıyla bir devamlılık kazandı. Türk ordusu (TSK) ile Erdoğan’ın ortaklığı daha da pekişti.
Erdoğan, tek başına elde edemediği “iktidar” olma gücünü yeni koalisyon ortağına borçlu olduğunu biliyor. Sivil siyaseti TSK’nın ipoteğine bağlayan Erdoğan’ın savaş politikaları dışında hiçbir siyasal rolü söz konusu değil. Erdoğan’ın TSK ile bir başka ortaklığı da devletin ekonomik zenginliklerinin paylaşımı üzerinden kuruldu. 1960 darbesi sonrası Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK) ile ekonomik alana müdahil olan TSK, Erdoğan’la birlikte Savunma Sanayi yatırımlarıyla ekonomide kendisi için yeni bir alan açtı. TSK’nın ekonomi üzerindeki tahakkümü daha da kurumsallaşırken, AKP siyasal çözümün parçası olma zeminini tamamen kaybediyor. Dolayısıyla “Askeri vesayete” son vereceği vaadiyle iktidara gelen Erdoğan’ın, Kürt inkarı gibi tarihsel bir soruna ilişkin özgün bir çözüm önerisinin bulunmaması, O’nu ve “iktidarını” TSK bağımlısı norm dışı bir güç haline getiriyor.







