Sallanan masa, bekleyen hakikat
Forum Haberleri —

Öcalan
- Önder Apo, 27 yıldır süren tecrit karanlığından çıkıp özgür çalışma ve iletişim koşullarına kavuşmadıkça, masa hep eksik, hep sallantıda kalacaktır.
- Seçim takvimlerinden ve iktidar hesaplarından bağımsız, somut ve geri dönülemez adımları içeren bir 'Geçiş Yasası' vakit kaybetmeksizin hayata geçirilmelidir.
DENİZ AMED
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 23 Nisan resepsiyonunda DEM Parti Eşbaşkanı’na sorduğu o soru, hâlâ kulaklarda çınlıyor: “Masa sağlam mı?”
Cevap “sağlam” geldi, “durmak yok” denildi. Samimi bir atmosferden söz ediliyor. Ne güzel ama gerçek şu ki; masa vardır fakat hâlâ tek ayaklıdır. Bir ayağı İmralı’dadır, öteki ayağı ise devletin somut iradesi ve hukuki güvencesindedir. Tek ayakla “sağlam” durulmaz; en hafif esinti bile devirmeye yeter. Önder Apo, 27 yıldır süren tecrit karanlığından çıkıp özgür çalışma ve iletişim koşullarına kavuşmadıkça, bu masa hep eksik, hep sallantıda kalacaktır. Bu, kimsenin lütfu değil, toplumsal özgürleşmenin ve demokratik çözümün kaçınılmaz gereğidir.
Yolun sonuna geliniyor
Zihindeki inkarı, yarım asır önce bitirdik ve hakikatin başladığını ilan ettik. “Yenilgili Kürt'ün” 100 yıllık makus talihini reddediyoruz; zihinsel devrimi, onurlu bir yaşamın yegâne etik temeli sayıyoruz. Bölge siyaseti artık bu çürümüş düzenin dar koridorlarında, günübirlik seçim aritmetiğinde ve halkların geleceğini ipotek altına alan “bekle-gör” politikalarında boğulamaz. Barışı, ucuz bir pazarlık metası haline getiren zihniyet, toplumsal iradeyi sırtından hançerliyor. Artık yolun sonuna geliniyor. Siyasal tıkanıklığın kalbindeki kördüğümü çözecek yalın ve cesur hamle ortadadır: Rêber Apo’nun başmüzakereci statüsünün hukuken tescil edilmesi. Bu adım atılmadıkça, 'Demokratik Toplum ve Barış Süreci’nden “Barış Yüzyılı”na geçiş lafta kalır.
Yeni ortaklık mimarisi
Halkların ortak geleceği, konjonktürel ittifaklarla ya da kâğıt üzerindeki ölü metinlerle değil, Selçuklu’dan Medine Sözleşmesi’ne uzanan kadim, sarsılmaz tarihsel kader birliğiyle mühürlenmiştir. Bu mirası bugünün yakıcı adaletsizliğinden kurtaracak tek yol, derhal yürürlüğe girecek bir 'Barış Yasası'dır. Bu yasa, siyasi tutsakları, sürgünleri ve iradesi gasp edilmiş kesimleri onurlu biçimde toplumsal hayata dahil eden, kapsayıcı bir 'demokratik ortaklık' mimarisi kurmalıdır. Barışın sarsılmaz kalesi, işte bu hukuksal tescildedir. Seçim takvimlerinden ve iktidar hesaplarından bağımsız, somut ve geri dönülemez adımları içeren bir 'Geçiş Yasası' vakit kaybetmeksizin hayata geçirilmelidir.
Çözüm gelmezse ne olur?
Eğer bu tarihi fırsat bir kez daha bu çürümüş düzenin karanlığına gömülür, devlet tek ayaklı masada ısrar eder ve halk iradesini yok saymaya devam ederse Kürt halkı sessizce beklemeyecektir. Farklı yollar, mecburi gelecektir. Bu, eski klasik savaş tarzı olmaz, o dönem çoktan geride kaldı. Yeni dönem, kitlesel ve örgütlü bir demokratik direnç dönemi olur; meydanlarda, üniversitelerde, fabrikalarda ve köylerde ekonomik özerklik, kültürel diriliş ve komünal yaşamı adım adım inşa ederek. Uluslararası kamuoyunu harekete geçiren, hukukun her kapısını zorlayan, meşruiyetini tarihsel hakikatten alan bir irade, barış kapısını zorlamaya devam eder. Bu, bir tehdit değil; inkâr ve tecrit karşısında tarihsel bir zorunluluktur. Halk kendi özgürlüğünü, kendi elleriyle örmeye başladığında, ne devlet ne de dünya eskisi gibi kalır.
Artık vakit, sessizliği parçalama, inkarı gömme ve stratejik aklı özgür yaşama dönüştürme vaktidir.







