1 Mayıs’ın emekçiler, ezilenler açısından anlamı farklıdır. Çünkü, 1 Mayıs iktidar-devlet ve tekelci sermaye güçlerine karşı ezilen halkların direniş bayramıdır. Ezilen, sömürülen insanlığın demokratik, eşit ve özgür yaşam için ruhlarını, yüreklerini, seslerini ortaklaştırarak birlik ve dayanışma içinde olduklarını görkemli bir şekilde sergiledikleri bir gündür. Bugün tarihe cevap olmak kadar, geleceğe yönelik umutları da kendi içinde taşımaktadır. Emekten yana olan insanların demokratik sosyalizme olan inancını da dile getirmektedir. Küresel anlamda dile gelen böyle bir inanç, geleceği inşa etmek açısından büyük bir öneme sahiptir.

1 Mayıs Türkiye tarihi, halkları açısından da ayrı bir anlama ve öneme sahiptir. Türkiyeli işçiler, işsizler, kadınlar, gençler emekten ve adil yaşamdan yana olan bütün kesimler her 1 Mayıs’ta meydanları doldurmaktadırlar. Egemen güçlerin tüm saldırı, işkence ve katliamlarına karşı direniş içinde olmuşlardır. 1977 1 Mayıs’ında 37 insanını Taksim Meydanı’nda şehit vermişlerdir. Büyük bir anlam ve değer ifade eden bu direnişleri sahiplenerek amaçlarına uygun tarzda örgütlü hale getirmek önemli olmaktadır. Egemen güçlerin halkları ve inançları bölüp parçalayarak, çatıştırıp yöneten politikalarına alet olmamak kadar, düzen partilerinin sahte söylemlerine kanmamakta gerekmektedir. 

Türkiye halkları, işçileri, kadınları, gençleri bir bütün ezilen kesimleri yıllarca devletin ve egemen güçlerin ve bunların uzantısı düzen partilerinin politikalarına maruz bırakılarak sömürülmüştür. Toplum, devlet odaklı düşünen ve yaşayan hale getirilerek kaderine razı kılınmıştır. “Devlet baba” anlayışı toplumun başında Demokles’in kılıcı gibi tutulmuştur. Devlete karşı başını kaldırmak, yüreğini hissederek harekete geçmek, sesini yükseltmek yaratılan bu devletçi anlayışlardan dolayı çok sınırlı olarak yaşam bulmuştur. Tek dil, tek bayrak, tek kültür anlayışının yarattığı ulus devletçi faşist anlayış toplumu özellikle 12 Eylül faşist darbesinden sonra bu hale getirmiştir. Oluşturulan korku duvarları ve reel sosyalizmin yaşadığı çözülme toplumu giderek umutsuz kılarken, geliştirilen yeşil kuşak projesiyle toplum siyasal İslam iktidarının denetimine bırakılmıştır. AKP ile toplumun dini inançları kullanılarak toplum yaşanan yolsuzluklarla iliklerine kadar sömürülmüştür. Sağıyla soluyla Türkiye’deki tüm düzen partileri devlet odaklıdır. Bunların halkla, hakla, adaletle, demokrasi, eşitlik ve özgürlükle alakaları yoktur. Bu gerçeklik bugün bütün çıplaklığıyla açığa çıkmıştır. Önemli olan açığa çıkan bu gerçeklikleri topluma anlatabilmek, gösterebilmek bu yönlü mücadele içinde olmaktadır.

Bu yıl ki 1 Mayıs tarihi bir öneme sahiptir. Tarihi olmasının nedeni Kürdistan özgürlük mücadelesinin Türkiye toplumunda yarattığı değişimlerle beraber alternatif bir parti olarak ezilen ve sömürülen bütün halkları, inançları, kadınları, gençleri kucaklayan HDP’nin olmasıdır. HDP, kuruluşundan beri yürüttüğü mücadeleyle ve açıkladığı seçim beyannamesiyle Türkiye’deki sol ve demokratik dalgalanmanın önünü açmıştır. Muhalif sol ve demokratik kesimlerin büyük oranda sahiplendikleri HDP, Türkiye partisi olarak Türkiye’nin bütün sorunlarını çözmeye aday bir parti olduğunu seçim beyannamesiyle ortaya koymuştur. Sol demokratik partilerin bıraktığı boşluğu doldurmuştur. CHP gibi sahte solcu, sahte demokrat, sahte cumhuriyetçi sosyalşoven bir partinin sahte söylemlerinin önüne geçerek emekten ve ezilenlerden yana olan herkesin kendisini içinde görebileceği bir parti olmuştur. CHP’nin devlet ve tekelci sermaye güçlerine maşalık yaptığını ve onların meşru bir partisi olmaktan öteye gitmediği ve gitmeyeceği açıktır. Ulus-devlet zihniyetinden kurtulmadan, bu yönlü köklü değişimler yaşamadan Türkiye’nin farklı etnik, inanç, kültürel geçeğini bir arada yaşatmaya ve sorunlarına çözüm gücü olmaya muktedir olamayacağı oldukça anlaşılırdır.

Bu anlamda tüm saldırılara rağmen 1 Mayıs’ta yakalanan ortak ruh, HDP ile Türkiye’nin yeni ruhu olacaktır. Bu ruh, 12 Eylül askeri faşist darbesinden sonra bir daha ayağa kalkmamak üzere yatalak hale getirilmiş, reel sosyalizmin çözülmesinden sonra da moral değerlerinden koparılmış sol ve demokratik çevrelerin yeniden ayağa kalkmasını ve kökleri ile buluşmasını sağlayacaktır. Bu ruh, Türkiye’deki sol, demokratik ve emek hareketinin yaratacağı birlik ve dayanışma gücüyle açığa çıkacak olan barış ruhudur. Bu ruh, Türkiye’nin bütün sorunlarının çözülmesinin enerjisi olmak kadar yapıcısı ve yaratıcısı olacaktır. Hayalini ve özlemini yaşadığımız Türkiye’ye ancak böyle bir barış ruhu ve bunun için gerekli olan mücadele, örgütlenme ve çalışmayla kavuşabiliriz.