
1886’da Şikago’da dört yiğit işçi önderi Albert Persons, Adolph Fischer, George Engel ve August Spies, sekiz saatlik iş günü mücadelesinde önderlik yaptıkları için idam edildiler. Onların ve bütün dünyada günümüze kadar katledilenlerin direnişçi ruhu, başta proletarya olmak üzere bütün ezilenleri hak ve özgürlükler kavgasında enternasyonalist dayanışmayı yükseltmeye çağırıyor. Kapitalist modernitenin köleliğini reddetmeye ve “dünyanın bütün ezilenleri birleşin“ sloganıyla, adalet-eşitlik ve özgürlük bayrağı altında mücadeleyi birlikte yükseltmeye çağırıyor. Bu nedenle gün sadece “yaşasın 1 Mayıs“ sloganı heyecan vermiyor artık. II. Enternasyonal tarafından 1890'da 1 Mayıs'ın “Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü” olarak kabul edilmesinin üzerinden 127 yıl geçti.
Bugün üçüncü dünya savaşı daha fazla sömürü-daha fazla kar amacıyla farklı biçimlerde Ortadoğu alanında sürmektedir. ABD, Rusya, Almanya, İngiltere, Fransa başta olmak üzere, Türkiye, İran, Irak (Barzani) gibi diğer işbirlikçi yerel güçler ve onların maşaları olan IŞİD, Özgür Suriye Ordusu, El Kaide, gibi çetelerin vahşi saldırıları, Kapitalist sistemin çözümsüzlüğünü daha da açığa çıkartmıştır. Ekolojik dengenin bozulması, başta kadının erkek egemenliğine dayalı iktidarcı zihniyetin, işsizlik ve yoksulluğun derinleşmesi bu küresel kapitalist modernitenin bir ürünüdür. Bu nedenle, zalim ve zorbaların saltanatına karşı ezilenlerin küresel dayanışması ve bu temelde bir enternasyonal radikal demokrasi cephesinin kurulması, tarihsel bir görev olarak önümüzde durmaktadır.
Avrupa proletaryası nerede? Avrupa işçi sınıfı ve solcuları tarihsel görevlerini yerine getir(e)mediği için ülkemiz Kürdistan 1923’de “medeniyet şehri“ Lozan’da dört parçaya bölündü. Onlar üretimden gelen gücünü bir genel grevle ve de sokaklarda göst(e)rmediği için Kürdistan ve Ortadoğu’da özgürlük-eşitlik ve adalet isteyenler vahşice öldürülüyor. Kendilerini de sömüren devletlerinin iç ve dış politikalarına “artık yeter“ diye bağır(a)madıkları için bizim bebeklerimiz ve gençlerimiz daha büyümeden öldürülüyor. Biz yoksulsak, biz işsizsek, biz topluca öldürülüp yakılıyor ve sokaklara atılıyorsak, dilimiz ve kültürümüz işgal altındaysa ve de genç kızlarımız çıplak ölü bedenleriyle teşhir ediliyorsa, onlar güçlü örgütlü bir itiraz eylemi örgütleyemediği içindir. Onlar korktuğu için Erdoğan denen faşist diktatör azgınca saldırabiliyor ve katillerine Avrupa sokaklarında katliamlar yaptırarak korku salıyor. Yani siz korktuğunuz için bizim ve sizin de geleceklerimiz çalınıyor. Şimdi yüz yıl sonra ezilen halklar için yeniden özgürlük fırsatı doğdu. Bu fırsatı ancak enternasyonalist bir ruhla kazanıma dönüştürebiliriz. Tabi ki bütün bu sözler Türkiye işçi sınıfına ve onları devrimin temel gücü olarak görenleredir.
Ey Avrupa ve Türkiye İşçi sınıfı!
Daha ne kadar bu halinizden memnun olacaksınız? Ey Sendikalar siz ne için varsınız? AKP-MHP şahsında yürütülen devlet faşizmi yarın çok daha büyük katliamlara hazırlanıyor. Hitlerin ruhu Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu’da yeniden dolaşıyor. Sizi de tehdit ediyor. Bu nedenle faşizme karşı, ezilen ve sömürülen dünya halklarıyla birlikte birleşik enternasyonalist direniş hareketini örgütlemek zorunda olduğunuzu göremiyor musunuz? Bunun için gerekli olan tek şey cesaret ve vicdandır. Zulüm metropollerinizde sizlere de huzur vermeyecektir. Bunu Erdoğan diktatörünün piyonu olan IŞİD sizlere Avrupa şehirlerinde de yaşattı. Yarın Türkiye’de daha fazla yaşayacaksınız. AKP kendi tabanını bunun için silahlandırıyor ve özel silahlı birlikler kuruyor. Eğitimlerinde IŞİD’in sloganlarını atıyorlar. Tehlikeyi göremeyecek kadar körleştiniz mi yoksa susarsanız kurtulacağınızı mı sanıyorsunuz?
Ey Avrupa proletaryası ve diğerleri asla unutmayınız ki, siz yoksul değilseniz biz yoksul olduğumuz içindir. Siz uzun bir ömür sürüyorsanız bizim ömrümüzden çalındığı içindir. Çocuklarınız öldürülmüyorsa ve siz cesetleri kokmasın diye buzdolabında saklamıyorsanız, bizim çocuklarımıza bunlar yapıldığı içindir. Bu nedenle, siz radikal bir demokrasi cephesini kurmak ve enternasyonal bir mücadele örgütü olarak kendi egemenlerinize karşı mücadeleyi yükseltmek zorundasınız.
1 Mayıs bunun için artık bir vicdan ve onur günüdür. Bu iki manevi gücü de kaybetmemek için, geleceğin mutlu, özgür, eşit ve adalet dolu yaşamını inşa edebilmek için, Kürdistan halkı sizleri ayağa kalkmaya ve sahte mutluluk ve refah dünyanızdan uyanmaya çağırıyoruz. Çünkü artık ölmek istemiyoruz!
Özgür topraklarımızda bütün halklarla adalet ve eşitlik içinde yaşamak istiyoruz! Bu sözler aynı zamanda Türkiye işçi sınıfına ve susan ve güçlü bir red hareketi kur(a)mayan herkesedir. Bu nedenle dünya ezilenlerinin demokratik konfederal birliği olan enternasyonal dayanışma örgütünü Kobanê ruhuyla birlikte inşa etmek ve bugünün en temel görevidir. Bunun tohumları Rojava’da atıldı ve yeşeriyor. Unutmayalım ki, farklı ülkelerimiz olsa da aynı gezegenin içindeyiz. Geleceğin en temel sorunu olacak olan su sıkıntısı hepimizi derinden etkileyecek. Çevre kirliliği, hastalıklar, fuhuş, kadın cinayetleri, uyuşturucu, işsizlik yoksulluk vb sorunlar hepimizi ayrım yapmadan derinden vuruyor ve vuracaktır. Bu nedenle egemenlerin küresel örgütlenmesine karşı ezilenlerin küresel demokrasi cephesini inşa etmek artık dünden daha fazla gerekli ve zorunludur.
Geçmişimizi çalanlar şimdi de geleceğimize göz koydular ve her gün çalmaktadırlar. Buna dur demenin adıdır 1 Mayıs. Teslim olmayan direnişçi ruhun yavaş yavaş öldürüldüğü hoş seda sohbetleriyle kutlanacak gün değildir. Siz geç kaldıkça bizler o kadar çok ölüyoruz. Artık geç kalmayın! Artık konuşmayı ve klasik kitaplardan alıntı yaparak entel takılmayı bırakın! Neyi, nasıl yapacağınızı bilmiyorsanız; kafanız bu kadar karışıksa sadece Rojava’ya bakmanız yeterlidir! Bunu başarabilirsiniz.
Albert Persons 1886’da idama giderken ne demişti: “Bütün Dünya biliyor suçsuz olduğumu. Eğer asılırsam cani olduğumdan değil, emekçi olduğumdan dolayı asılacağım.” Ey proletarya ve ona umut bağlayan solcular, bugün zincirlerinizden başka kaybedecek şeyleriniz olsa da artık vicdanlarınızı kaybetmekten korkmalısınız.