Bugün 1 Mayıs…

Hapistesiniz. Kapınızın önününde virüs nöbette. Virüsün nöbetine de polis nezaret etmekte.

Polisi atlatsan virüs burnundan girecek. Devletin şefkati, rikkati zirvede.

“Kendinizi intihat etmemeniz” için sokağa çıkma yasağı koymuş. Korunuyorsunuz. Devletin aguşunda sıhhat ve afiyettesiniz. Daha ne istiyorsunuz. Erdoğan babanız, sizi seviyor.

1976 yılını düşünün. Türkiye’de ilk legal 1 Mayıs kutlaması. Taksim tıkabasa dolmuş. Bizim DİSK’teki TKP’lilerin, Kemal Türkler’in, “ilerlemeci” işyeri temsilcilerinin, “enternasyonali” ezbere bilen işçilerin öncülüğünde, bütün sosyalist gruplar el ele…

Erdoğan öncesi devlet başları bugünleri yaşasaydı, bir virüs icat eder, “proletaryayı” ölümden kurtarmak için, o gün sokağa çıkma yasağı ile 1 Mayıs’tan yakayı kurtarırlardı. Allah Teala o yıl devlet için “lutfunu” esirgedi. Baktılar Allah’tan medet yok, ertesi yıl “iş başa düştü” diyerekten 1977 yılını kana boyadılar.

Tüfeklerinde virüs olsa buna gerek kalmayacaktı. Şanssızlık işte.

Şu 2020 1 Mayısına  bakın hele. Sokaklar sakin. Alanlar asude. Ülke sathında sokaklarda in-cin-virüs-polis-asker top oynuyor.

Bu top oyununu işçi sınıfı evlerinin camından hüzünlü gözlerle seyrediyor. Bir yandan da mırıldanıyor:

“Düşman geldi tabur tabur dizildi

Alnımıza kara yazı yazıldı

Virüs icat oldu mertlik bozuldu

Eski ilaç cepte bozulmalıdır”…

“Eski ilaç” ne ola ki? Sıtma olsan kinin var. Verem olsan penisilin. Bu virüsün ilacı yok.

Yeni bir ilaç şart.

Hey gidi günler. Sungurlar Kazan Fabrikası’nın kapısından sızıyoruz. Metin Kutucu karşılıyor. Yemekhane… Yüzlerce işçi. Bir anda siren sesleri. Patron kapıdan bir tekmeyle kovulmuş. Alibeyköy’ün en ucundan yürüyüş başlıyor. Demirdöküm. Binlerce işçi. Kapılar açılıyor. Eyüp karakolunun önünde onbinler. 15-16 Haziran isyanı böyle başlıyor, büyüyor.

Aradan yıllar geçmiş. Alibeyköy tepeleri apartmanlarla dolmuş. Eski gecekondular da yok, fabrikalar da…O fabrikalarla etrafındaki gecekondular iç içe. İşçi vardiya çıkışında on metre ötedeki kahvede. Üniversiteli devrimci gençler de. Şimdi o fabrikalar Çorlu kırsalında. Etrafları dikenli tellerle çevrili. Yanaş yanaşabilirsen.

Daha önemlisi sendikalar sendika olmaktan çıkmış. Her on işçiden biri bile sendikalı değil.

Kapitalist virüse karşı eskimiş reçetelerimizle aldığımız ilaç işe yaramıyor.

Yeni bir ilaca ihtiyaç var.

Sokağa çıkması yasaklanan 65 yaş üstü emekli işçiler ilk Kavel grevini hatırlıyor. Pek çoğu o grevi aynı zamanda Hasan Hüseyin Kormazgil’in “Kavel” şiiriyle birlikte anıyor. O zamanın işçisi şiir biliyor. Marşlar söylüyor, hem de Brecht’in sözleriyle:

“İşçi işçi olduğundan

Başkası onu kurtaramaz

Çünkü işçileri kurtaracak olan

İşçiden başkası olamaz

Marş sol ki üç

Marş sol ki üç

Arkadaş yerini bil

İşçinin sınıf cephesine gir

Çünkü sen de bir işçisin”…

Berlin İşçi Korosu… Başlarında Tahsin İncirci. 1970 başlarındayız. 45’lik plak çalıyor:

“İşçi geliyor baştan

Fabrika dağdan taştan

Galiptir her savaştan

Geliyoruz zincirleri kıra kıra hey

Faşistlerin kafasına vura vura hey..”

Bugüne dönüyoruz. Emekçinin şarkıları, türküleri, marşları zindana atılmış. Grup Yorum hücrede ölüyor. Şili’de cunta Victor Jara’nın gitar tellerinde uçuşan ellerini,parmaklarını balyozla paramparça etmiş. Şimdi Korona hapsine mahkum edilmiş o günlerin işçisi “ulusalcı” değil.

“Venseremos” diye haykırmış. “El pueblo unido hama sera vencido…”

Maden-İş üyeleri neden yargılanmış? Enternasyonal marşını söylemekten:

“Uyan artık uykudan uyan

Uyan esirler dünyası

Zulme karşı hıncımız volkan

Bu ölüm dirim kavgası”

“Bu kavga en sonuncu kavgamızdır artık

Enternasyonalle kurtulur insanlık…”

Elbette yalnız devrim marşları değil o zamanki işçilerin okudukları. Bir de sevda türküleri var:

“"Her akşam yorgun işten dönerken

Görürdüm onu, yolumda ben

Düşürmüştü gönlüme bir sızı

O üzüm gözlü, işçi kızı..."

Ellerinde işten kalan iz var

Tütün işlemiş o parmaklar

Allıksız yanaklarıyla ağzı

İzmir narı gibi kırmızı..."

“O da amele ben de amele

Bir sınıfın evladıyız biz

Kavga  yerinde verip el ele

Yeni bir ufka gitmedeyiz”

Güzel günlerdi… O zamanın işçisi DİSK diyemez, DİKS derdi, ama vurduğu yerden ses gelirdi.

Şimdi “sağlığınız için” sizi 1 Mayıs’ta hapsettiler.

Hazır evdeyken yeni bir “ilaç” için bir şeyler yapalım, bir şeyler düşünelim…Grev ilacını bulan emekçi, virüse karşı da yeni bir ilaç bulacaktır.

Yaşasın 1 Mayıs, işçilerin, emekçilerin, kadınların, ezilen halkların, doğanın, sincapların, beyaz papatyaların, kızıl gelinciklerin, yeşil çimenlerin mücadele günü.