Büyük şehirlerde 1 Mayıs kutlamaları hem katılım hem de coşku bakımından geçen yıla göre oldukça iyiydi. Küçük şehirlerde ise tam tersi; kutlamalar zayıf ve çekingen kaldı bu yıl. Toplamına bakarsak; Nicelik olarak referandum sonuçları ile paralellikler de vardı tezat görüntüler de, ancak nitelik olarak Tayyip ve iktidarına karşı direncin güçlendiği, Hayırla ortaya çıkan enerjinin yoluna devam ettiği görülüyordu.

İstanbul’da iki eylem alanı vardı malum. İzinli alanda, geçen yılkinin kat be kat üstünde bir katılım oldu. Coşku da aynı derecede fazlaydı. Katılanlara bakıldığında, geçen yıllara göre daha geniş bir profil alanlardaydı. İnsanlar sözü yarım kalmış da tamamlamak ister gibiydiler. Tek başına kurtuluş olmayacağını anlamış da yanındakine tahammül etmeye gayret gördüm ayrıca. 

Referandumdan hileyle hurdayla evet çıkmasını sağlayan iktidarın, Hayır’ın böyle bir enerji ortaya çıkaracağını hesap ettiğini hiç sanmıyorum. Yenilmiş olarak evlerine çekileceğini sandığı o insanlar 1 Mayıs alanındaydı ve belli ki o yolu yürümeye kararlıydı.

Ne kadar yürünür, yol nereye çıkar bir şey demek zor bu günden. Çünkü AKP ve icraatlarına karşıtlık dışında ne belirgin  ortak bir hedefi var ne de ona yol gösterecek bir öncüsü. Tabanı CHP’nin eksik ve yanlışlarının farkında ama tutuklamalarla saldırılarla çalışması engellenen HDP’nin de gücü ve üretkenliği sınırlı ve bu kesim için cazibe noktası değil. Kaldı ki; CHP’nin ele gelmez politikaları bir yana, eski ve yeni genel başkanlarının üstün çabaları ile tabanın bu enerjisini düşürme girişimleri şimdiden başladı bile. 

İstanbul’da iki yerde Bakırköy ve Taksim’in eylem alanı olarak belirlenmiş olmasının yansımaları da oldukça olumluydu geçen yılların aksine. Geçen yıllarda, yasakları delmek için polisle çatışan gruplara karşı olumsuz tepki gösterilirken, bu yıl; Bakırköy olmasa Taksim, Taksim olmasa Bakırköy eksik kalacaktı diye düşünenler oldukça fazlaydı. 

Bakırköy devletin verdiği izinle ve büyük bir katılımla gerçekleşirken, Taksimi hedefleyen gruplar militan bir tavırla hem iktidarın yasaklarına baş kaldırmış ve bu yasakları teşhir etmiş oldu hem de 1977 1 Mayıs’ının 40 yılında Taksim’i sahipsiz bırakmamış oldu. Bakırköy’ün Taksim’i karşıtı değil parçası olarak kabul etmesi oradaki gruplara ideolojik olarak yaklaşması anlamına gelmiyor elbette, ancak anayasal hakların ve özgürlüklerin bile yasaklandığı bir atmosferde radikal yöntemlere sıcak bakmaya başladığı anlamına geliyor. Yani toplum radikalleşiyor. Ve bu radikalleşme, yasaklar devam ettiği sürece gelişme ve yayılma potansiyeli taşıyor...

1 Mayıs’ın ardından; 10 Ekim Ankara katliamı davasının 3. duruşması 2 Mayıs’ta başladı ve şimdi Suruç katliamı davasının duruşması için Urfa yolundayız. Hissiyatım odur ki; Katliamların üzerimizde bıraktığı ağırlığı aşabilmemiz ve coşkuda buluşabilmemiz ile katillerin yargılandığı o mahkeme salonlarında 1 Mayıs alanlarında ortaya çıkan coşku ve dayanışmanın hissedilmesinin yakın alakası var. Hayırla açılan yolda yürümek böylece bir adım daha anlamını bulmuş olacak.