AZİZ OÐUR / REQA


Reqa’nın kuzey cephesindeki büyük ilerlemeyi anlatan QSD komutanlarından Kajîn Kobanê, başarının sırrını şöyle özetliyor: ”Önce karşıdan düşmanın kendini en güçlü hissettiği yerde cephe alıyoruz, orada oyalarken değişik güçlerimiz düşman hatının en zayıf noktasına seri bir saldırı düzenleyerek yarıyor ve onları çembere alıyoruz. Sonra içeride boğuyoruz, içerisinin temizlenmesi fazla sorun olmuyor.”  

Son üç gündür başarısıyla büyük övgü alan kuzey cephesini ziyaret ettim; kurtarılan alanı ve mevzileri gezdim. Komuta kademesi ve savaşçılarla sohbet etme imkanı buldum. En deneyimsiz ve disiplinsiz güç olarak bilinen QSD’nin Reqalılardan oluşan birlikleri, 10 gün sürecek diye hesaplanan; DAİŞ’in kendini en çok güvende hissettiği stratejik buğday silosunun (Sawama) da bulunduğu bölgeyi (40 kilometrekareyi) üç gün içinde kurtardı. Kobanê’de Miştenûr Tepesi ne ise Reqa’da da Sawama öyle. Üst düzey komutanları hariç tamamı Reqalı Araplardan oluşan bu güç, aslında çok yeni. Birlik olarak savaş tecrübesi olmamasına rağmen elde ettikleri başarıyla tüm cephelerde övgüyle bahsedilen bir güç oldu. Bu nedenle de kuzey cephesine gitmek için ısrar ettim. 

YPG basınından Tirêj’in gelip beni almasıyla yola çıkıyoruz. Daha önce gittiğim cephelerin tersine bu sefer 15-20 dakikalık mesafede olan bölgeye güvenlik gerekçesiyle 45 dakikalık bir yolculukla gideceğimiz söyleniyor. Reqa’nın batısında bulunduğumuz noktadan önce kuzeye, yani Eyn Îsa yönüne doğru hareket ediyoruz. Şehrin diğer tarafları gibi kuzeyi de yemyeşil. Tarlalarda hasat var, yakınlarında işçiler için çadırlar kurulmuş. Çoğunlukla mısır, arada bir de olsa pamuk ve ayçiçeği ekili tarlaların arasından geçiyoruz. 

Sıcak havadan insanlar sulama kanallarının yerleşim alanlarına yakın olan bölümlerinde serinliyor. Güzergahımız üzerinde bulunan Rabia köyünde pazar kurulmuş. Tezgahlarda bir çok şey sergilenmiş, ancak çok uzaktan bile parlak renkli kumaşlar görünüyor. Pazar kalabalık; bağıranlar ve pazarlık yapanların arasından geçiyoruz. Bölede çok az asayiş ve kontrol noktası var; insanların hal ve hareketine bakıldığında burada kısa süre önce büyük bir savaşın yaşandığını fark etmek zor.

Kuzeyden doğuya yönelip gittiğimizde belli bir mesafeye kadar olağan yaşam aynı şekilde devam ediyor. Ancak şehir merkezinin sınırına ulaştığımızda kontrol noktaları, QSD ve asayişin oluşturduğu karakollar, bariyer ve güvenlik için yükseltilen toprak yığınları her dakika cepheye daha da yakınlaştığımızı gösteriyor. Tîrej, iyi tutunmamı, yolun sağlı sollu toprak tümseklerine rağmen küçük de olsa bir risk olduğunu ve hızla geçeceğimizi söylüyor. Orayı geçtikten kısa bir süre sonra QSD güçlerinin şehrin kuzey ve kuzeydoğusunda yerleştiği alanın içine giriyoruz. Bazı binaların önünde telaş var, araçlara birşeyler yükleniyor, birşeyler indiriliyor. 


Karargah arı kovanı gibi hareketli

Daha sonra kuzey cephesinin karargahı olan şantiye görünümlü bir avluya giriyoruz ve oradan ikinci avluya açılan kapıyı geçince içerideki zırhlı araçlar, dozerler, pikaplar ve telaştan yoğunluğun boyutunu ilk anda anlıyoruz. Diğer cephelerde gördüğümden farklı bir yapı var. Hemen hemen hepsi Arap, giyimlerinden hal ve hareketlerine kadar, diğer savaşçı güçlerden daha düzensiz görünüyorlar. Gölgelikte serilen halılar üzerinde yoğun çatışmaların yorgunluğunu ve uykusuzluğunu gidermeye çalışan savaşçılar, küme küme toplanıp sohbet edenler, dağıtalan mermileri sohbet ederek şarjörlere dolduran savaşçıların arasından geçerek yukarı çıkıyoruz. 

Karargah arı kovanı gibi hareketli, bir araç giriyor, diğeri çıkıyor. Komuta kademesinden bir kaç kişi terasta yoğun telsiz anonsları arasında hem tartışıyor hem de ilerlemenin sürdürülmesi ve temizliğin sonlandırılması için sürekli planlama yapıyor. 


Silo temizlendi müjdesi

Büyük buğday silosunun DAİŞ’ten alındığı anonsları yapılınca hepsinin yüzüne bir sevinç ve rahatlama geliyor. Daha sonra siloyu temizleyenlerin ÖSO’dan ayrılarak QSD’ye katılan bir güç olduğu söyleniyor. Komutan Kajin, “Siloyu temizleyen bu komutanın kuvvetleri, kendisi Ceyşel Hurr’den bize katıldı” diyor. Ceyş El Hurr lafını duyar duymaz yerinden fırlıyor komutan ve Arapça “Ceyşel Hurr falan yok, ben QSD savaşçısıyım” diyor. Bu refleksiyle tüm komutanları güldürüyor, Komutan Kajin’in şaka yaptığını anlayınca da biraz mahçup oluyor. 


Çılgın komutan: Evdo


Kurtarılan alana gitmek istediğimi kabul ediyorlar. Zırhlı aracın oraya gitmesi için hazır olmasını beklerken, Komutan Evdo pikabın direksiyonuna geçiyor. Ben de gideyim mi diye sorunca, QSD komutanlarından Kajin Kobanê onay veriyor. Komutan Evdo da atla diyor. Hızlı bir şekilde üç günlük ilerleme ile kurtarılan alanın uç noktasına kadar gidiyoruz. 

Sonradan anlatılanladan öğreniyorum ki diğer güçlerle eş zamanlı olarak Komutan Evdo doğudan birliğinin başına geçerek, en önde geçtiğimiz caddeleri vuruşa vuruşa DAİŞ’ten temizlemiş. “DAİŞ yine kuzeyden saldıracağımızı beklerken doğudan girdik ve Silo’nun da bulunduğu büyük bir parçayı çembere aldık. İlk gün 2.8 km yol almışız” diyor Evdo direksiyon başında. Silahını her an önüne DAİŞ’li çıkacak pozisyonda tutarak sürüyor cephane dolu pikabı. Toprak yığınıyla etrafı çevrilen 4 katlı bir evin önünde duruyoruz. Hareket sırasında güzergahı temizlemek için kullanılan iki dozer var evin önünde. Yukarı çıkıyoruz, her kattaki güçlerle selamlaşıyor Komutan Evdo, hepsi Arap ve hemen hemen hepsi Reqalı olduklarını söylüyor. En üst kata geçiyoruz, daha soluklanmadan silah sesleri yakınımızdan geliyor. Komutan Evdo önce telsizle, sonra cihazı bırakarak binanın camından bağırarak, ıslık çalarak yönlendiriyor çatışan savaşçılarını. Bu durum da çok sürmüyor, silahına davrandığı gibi çıkıyor binadan, arkasından üç dört kişiden oluşan güvenliği ve yardımcısı. Orada beklememi söylüyor çıkarken. 

Evdo’nun inmesinden bir kaç dakika sonra rutin silah seslerinin yerini tam bir savaş alanına bırakıyor. Kıyamet kopuyor adeta. Evdo’nun gür sesi ve silah sesleri bir birine karışıyor. Ağır silahlar devreye giriyor. Binanın camında izlemeye çalışıyorum, içeride dinlenen savaşçılar sürekle beni ikaz edip geri çekiyorlar. O keşmekeşte çay getiriliyor. Silah seslerini unutup sohbete dalıyoruz. Odada bulunan ve tümü Arap olan savaşçıların kıt Kürtçesi ile benim kıt bile olmayan Arapçamın karışımından bir iletişim dili geliştiriyoruz. İsimlerini soruyorum tek tek ve sırayla yanıtlar alıyorum; Avdilkerim, Fahad Kurdî, Avdilqadir, Kawa Reqa, Evdilrezzaq, Ehmet Xulo, Ebû Egreb... 



Herne pêş marşı eşliğinde 

İkinci bardak çayı, hafifleyen çatışma sesinin eşliğinde içerken yaşlı bir savaşçı giriyor içeri ve onu takip etmemi istiyor. Dışarıda savaşçılar pikap ve dozerlerin yanında bekliyor, Evdo ise toprak yığınını siper yapmış eli tetikte savaşçılarına bağırarak talimatlar vermeye devam ediyor. Kısa bir süre sonra geliyor, bu sefer başka bir savaşçı kullanıyor arabayı, “Burası da tamamdır, gidebiliriz” diyor. Dönüş yolunda ‘Herne pêş’ marşını teatral bir yorumla söylüyor. Sonra neden telsiz üzerinden değil de bağırarak talimat verdiğini soruyorum. Verdiği cevap ilginç: “Telsiz bir nevi mesafe demektir. Ama kendim bağırarak onlarla konuştuğumda savaşçılar komutanlarının çok yakında olduklarını hissediyor. Bu büyük bir güven veriyor.”


Son ev özgürleşmeden... 

Daha da merak ediyorum ve QSD’nin komutanlarından Evdo’nun hikayesini. Israrım sonucu anlatıyor: “Reqalı bir Kürt’üm. Rojava Devrimi’nde ilk mermi patladığı günden beri, yani Serêkaniyê’ye çeteler saldırdığı günden beri savaşın içindeyim, şimdiye kadar 6 kez yaralandım. Daha önce Reqa’da kültür çalışmalarında yer aldım. Tiyatro grubu oluşturmuştuk. Rejimin zulmünden ben de payımı aldım. Bir kaç kez tutuklamdım ve toplam üç yıl cezaevinde kaldım. Dört çocuğum var. Bizim evin bulunduğu mahalleyi arkadaşlar özgürleştirdi, ama ben daha gitmedim. 6 yıldır görmemişim, bir sürü anım var, çocukluk arkadaşlarım, akrabalarım var ama şimdilik görmeye gitmeyeceğim. Reqa’da özgürleştirilmeyen tek ev bile kalmışsa görmeye gitmeyeceğim. Bu da benim ahdimdir, Reqa tümden özgürleşecek, tek bir ev kalmayacak DAİŞ elinde, o zaman giderim.”


Tiyatro ve savaş aynı şey

“Tiyatrodan savaşa, çok ayrı konular değil mi” diye takılıyorum. “Tiyatro ve savaş tıpa tıp aynı desem şaşırma. Tiyatronun da bir teksti, senaryosu, kurgusu ve planı var, savaşın da. İkisinde de kendinden katacağın şeyler çok. Yani kendi yorumunu, tarzını, rengini dahil etmezsen ilerleyemiyorsun ya da vasat kalıyorsun. Tiyatro benim savaşçı kimliğimin oluşumunda büyük katkı sundu. Yoldaşlarla, savaşçılarla iletişimde çok faydasını gördüm” diyor. 

Yaşamın her anına bir espiri, bir kahkaha sığdıracak kadar neşeli, savaşçılarla içli dışlı olacak kadar mütevazi ama iş savaşa, güvenliğe ve direnişe gelince de o kadar ciddi ve gür sesli bir komutan. QSD’nin kuzey cephesinde karşılaştığım renkli kişiliklerden biri olan Komutan Evdo’nun literatüründe ‘olmaz’, ‘yok’ gibi kavramlara yer vermediği gibi görünüyordu. Diğer komutanlarla tartışmalarda gösterilen her engelin, sorunun bir çözümünü şakayla karışık, pratik bir zeka ürünü yöntemlerle bulduğuna şahit oldum. Detaylı konuşma isteğimi reddetmiyor ama bir kaç dakika sonra tekrar çatışmanın olduğu bölgeye doğru seri bir şekilde hareket etmeden önce vedalaşıyor.


Germiyan’dan Reqa’ya 

Evdo gittikten sonra orada kalan komutanların tartışması devam ederken, Soranca bir ses kulağıma geliyor. Kurmanci ve Arapçanın karşımından oluşan seslerin arasında Sorancanın geldiği tarafa yöneliyorum. Bir savaşçıyla suikast silahı Kanas üzerine tartışıyor. Nişan alıyor, sonra Kanas’ın mekanizmasını kontrol ediyor, dürbün ve diğer ekipmanlarını elden geçiriyor ve ayak üstü deneyimlerini aktarıyor. Ayak üstü verdiği küçük eğitimden, eski bir suikastçi olduğu anlaşılıyor. Mevzilere dönmek üzere oldukları halde tugay komutanı olan Baz Brûsk’a öyküsünü soruyorum ve kırmıyor kısaca anlatıyor: “Germiyan’a bağlı Kelar kasabasındanım. DAİŞ çetesinin Başur ve Rojava’ya saldırılarından beri ben de onlara karşı savaşıyorum. Şengal’de yaralandım. Kerkûk, Xeneqîn ve Rojava’daki hamlelerde yer aldım.” 

Baz Brûsk’un zırhlı araçlarla hareket eden birliğin başında olduğu, daha çok kritik noktaların tutulması, yaralı savaşçıların, çembere düşmüş grupların kurtarılması gibi son derece riskli ve kritik bir çalışmayı yürüttüğü anlatılıyor. Ayrılmadan önce, “Nerde halkımıza karşı bir tehdit ve saldırı varsa orada olacağız. Kerkûk, Mexmûr, Şengal, Kobanê, Reqa, Amed fark etmez, halkımız bunu bilmeli” diyor ve vedalaşıyor.


Mütevazi bir savaş ustası: Girê Boz


Reqa’da bulunduğum süreç içinde en çok ismi zikredilen, komuta yeteneği ve savaş alanındaki becerileri ile anılan QSD komutanlarından Girê Boz (Mêrxas) da aynı cephede savaşıyor. Düşman mevzilerine savaşçılarının önünde yürümesi ve hedefe koyduğu alanı ustalıkla düşürmesiyle bilinen Girê Boz ile karşılaşıyorum. Mütevazi, hal hareketlerinden sıradan bir savaşçı imajı veren, hoşsohbet biri. En çetin çarpışmaları, en ağır saldırıları, karşı soğukkanlı yaklaşımıyla boşa çıkaran bir yapısı olduğu söyleniyor. Tanışıyoruz, gazeteci olarak cephenin durumunu öğrenmek için orada bulunduğumu söyleyince etraftakileri benimle ilgilenmedikleri için eleştiriyor ve özel bir ilgi gösteriyor. Daha sonra konuştuğum basıncı arkadaşlar, cephelere gidiş gelişlerde, çalışmalarının sorunsuz yürümesi için elindeki imkanları seferber eden, basıncılara en babacan yaklaşan komutan olduğunu anlatıyor. 

Savaş denilince konuşulacak ismin şüphesiz Girê Boz olduğunu hem oradaki komuta yapısı hem de diğer alanlarda karşılaştığım komutanların ortak görüşü. Orada kaldığım zaman dilimi içinde onunla çatışmalara, hamlelere katılanların verdiği tüyolarla bir sürü olağanüstü anı dinliyorum Girê Boz’dan.   


Komutan Kajîn anlatıyor

Karargahın geniş avlusunda tek tek zırhlı araçlar, dozer ve kepçeler savaşçı grupların bindiği araçlar eşliğinde çatışmanın olduğu mevzilenme alanına komutanlarıyla yol alırken ben de kuzey cephesi komutanlarından Kajîn Kobanê ile 10 günlük ilerlemeyi üç güne sığdıran motivasyon ve pratikliğinin sırrını tartışma fırsatı buluyorum. Telsizleri komutanlardan birisine teslim ettikten sonra kenara çekiliyor ve son üç günde yaşananlara ilişkin şu bilgileri paylaşıyor: ”Güçlerimiz daha önce DAİŞ’in önemli bir kesimini Reqa Devlet Hastanesi’de tecrit altına aldı. Ondan sonra kalan DAİŞ’liler artık her tarafta savunmaya geçti. Kuzey ve kuzeydoğu cephesi, DAİŞ’in daha hamle başlamadan önce yönelmemizi beklediği alandı ve tüm hazırlıkları buranın üzerinden yapmıştı. Yani en çok ağırlık verdiği alandı. DAİŞ’in yıllardır hazırlık yaptığı, mayınladığı ve hiçbir gücün girebileceği var sayılmayan bu alanı özgürleştirme harekatını gücümüz üzerine aldı. Planlamaya göre 10 gün sürecekti, ancak güçlerimiz üç günde tamamladı. 40 kilometrekareye yakın bir alanı denetime almış bulunuyoruz. Bu alanın içinde stratejik olan devasa buğday silosu da vardı. Orası da bugün arkadaşlar tarafından tamamen temizlendi. 

DAİŞ daha çok yoğun mayınlama ve suikast, bombalı araç tarzı küçük gruplarla bizi oyalama üzerine kurmuştu stratejisini. Yoğun mayınlamaya çok güveniyorlardı. Ancak biz onların beklediği yönün tersine, yani arkadan dolanarak önemli bir bölgede hat açtık ve büyük bir alanı kopardık. 


İçeride boğma taktiği

Hedefe koyduğumuz alanın etrafında sağlam bir hat çekerek güçlerimizi yerleştirmek, içeride kalan unsurları derinlemesine yapacağımız temizlik operasyonuyla ortadan kaldırmak ve parçayı özgür alanlara ekleyerek, DAİŞ’in içinde bulunduğu kıskacı adım adım daraltıp son darbeyi vuracak noktaya getirmek gibi bir taktikle ilerledik. Bu taktikte de çok başarılı olduk. Önce karşılarında cephe oluşturuyoruz, bizim saldırı girişimimizi önlemek için tüm güçlerini karşı cepheye yerleştiriyorlar, bir gücümüz de arkadan dolanarak savunmada olan çete gruplarını çembere alıyor. Sonra da içeride boğuyoruz. 


Komuta gücünün niteliği

Savaşı yürüten gücün motivasyon ve düzeyini belirleyen, komutanın niteliğidir. Yani savaşta, muharebede belirleyici olan komuta kademesidir. Savaşçı düzeyi ne kadar iyi olursa olsun, komuta düzeyi yeterli değilse yapacakları bir şey olmaz. Bizim bu cephede de Evdo, Girê Boz ve onlar gibi bir çok yetkin komutan bulunuyor.

Yeni örgütlenen QSD gücünün bir harekat ve başarısından söz ediyoruz. Bu başarının altında savaşçıların önünde düşmana karşı yürüyen komutanların cesaret ve yeteneği var. Savaşçı gücün yüzde 100’ü Arap ve hemen hemen hepsi Reqa, Tebqa ve Dêrazor bölgesinin insanlarından oluşuyor. Şimdilik onların yönetimini, komuta ve sevk-idare ve organize etme işlerini biz yürütüyoruz. 

Hepsi de DAİŞ vahşetinden nasibini almış insanlar. QSD gücünün savaşmak anlamında herhangi bir sorunu yok. Cesur ve gözünü budaktan sakınmayan bir yapı var. Ancak düzen anlamında sorun var. Yani öz disiplin ve organize olma konusunda istenilen düzeyde bir güç değil. Son üç gün içinde yaşanan başarı da gösteriyor ki savaş içinde var olan sorunlar da çözülecektir. 


Son darbeye ramak kaldı


Kuzey cephesinden ayrılmadan önce komutanlar arasındaki tartışma ve sohbette, komutan Girê Boz’un Kobanê’de Miştenûr Tepesi’ne devasa bayrağın asılması gibi Sawama, yani DAİŞ’in elinde kalan son bölgeye tepeden bakan devasa buğday silosuna da aynı büyüklükte bir bayrağın asılması planı tartışılıyordu. İçeride kalan DAİŞ’liler tamamen moral olarak çökertilecek ve kazanılan başarının da sembolü olacak deniliyordu.

Basın Merkezi’ne döndükten sonra farklı komutan ve yetkililerle yaptığım sohbette DAİŞ’e Reqa’da son darbeyi vuracak ve bir çok gücün aynı anda harekete geçerek sivillerin tutulduğu ve DAİŞ’in ana karargahına çevrilen Reqa Devlet Hastanesi dışındaki tüm alanların özgürleştirileceği kapsamlı bir harekatın çok kısa, günlerle tabir edilen bir sürede başlamasının mümkün olduğu izlenimi edindim. 

Kuzey cephesinde 10 gün olarak planlanan harekatın iki-üç gün gibi kısa bir sürede sonuçlanması DAİŞ’in içeride çöküntü yaşadığı ve hamlenin beklenenden de daha erken sonuçlanıp Reqa’nın özgürlüğünün ilan edilmesi ihtimalini güçlendirmiş bulunuyor. Değişik cephelerde ve alanlarda karşılaştığım komutanlara bunu ısrarla soruyorum; somut bir şey söylememekle birlikte, elde edilen başarıların büyük bir moral verdiği ve DAİŞ’in sonunu getirecek son darbe için güçlerin sabırsızlıkla beklediğini anlıyorum.