Ülkemde iken her yıl 5 Temmuz’da şehit babam Faik Bucak’ın mezarının başında olmak, bu vesile ile Siverek’in asri mezarlığında yatan şehitler Ferit Uzun ve Necmettin Büyükkaya’nın da mezarlarını ziyaret edebilmek, aziz ruhlarına bir fatiha okumak için Siverek’e giderdim.
1991 yılının Haziran ay’ının son günlerinde D.Bekir’e gittim. İlk durağım imtiyaz sahipliğini yaptığım “Yeni Ülke” gazetesinin Diyarbekir bürosu oldu. Büroya vardığımda Leyla Zana, HEP İl Başkanımız değerli Kürt aydını ve aktivisti Vedat Aydın ile konuşuyordu. Telefonu aldım hal, hatır sorduktan sonra kendisini ziyaret etmek istediğimi söyledim. Bana Bismil’e gideceğini söyledi. Bende kendisine “sana refakat edebilir miyim” diye sordum. Bana ”tabii gelebilirsin” demişti. Bunun üzerine kendisine “ne zaman geri dönebiliriz” diye sorduğumda, bana yanıt olarak ”gideriz ama geri dönebilir miyiz onu bilemem” dedi. Akşam olmadan Siverek’e gitmem gerekiyordu. Vedat ile görüşmek üzere vedalaşıp aynı gün Siverek’e gittim.
5 Temmuz günü babamın, Ferit’in ve Neco’nun mezarlarını ziyaret ettikten sonra eve gittim. Aynı günün gecesi Vedat evinden alınıp uzun bir yolculuğa çıkartılmıştı cellatlar tarafından.
Vedat’ın gözaltına alındığı haberi ertesi gün Türkiye ve Kürdistan kamuoyunca duyulmuştu. Yapılan araştırmalarda Emniyet’te olmadığı haberi geliyordu. HEP milletvekillerinin İçişleri Bakanlığı nezdindeki başvuruları da yanıtsız bırakılıyordu.
7 Temmuz günü İstanbul’a gitmek üzere Diyarbakır’a geldim. Gazetenin bürosunun kapısında Leyla ile karşılaştım. Vedat’tan haber var mı diye sorduğumda “Maden’de kimliği belirlenmeyen bir kişinin cesedi bulunmuş, biz şimdi oraya gidiyoruz” dedi. Ben de sizinle geliyorum, dedim.
Leyla, Hatip Dicle ve Mehmet Vural ile buluşup temin edilen bir araba ile Maden’e doğru yola çıktık. Maden adliyesine geldiğimizde Savcı hanım ile görüştüm. Durumu anlattım. Bulunan cesedin emanette bulunan fotoğraflarını ve üzerinden çıkan eşyalarının teşhis için aile adına tarafımıza gösterilmesini istedim.
Savcı katibini çağırarak emanetteki eşyaların tarafımıza gösterilmesini söyledi. Katip Vedat’ın elbiselerini ve ayakkabılarını emanetten getirip gösterince kardeşi Veysi elbiselerini ve ayakkabısını tanıdı. Bizler Diyarbekir’e döndük. HEP İl binasında gerekli açıklamayı yaptığımda sevgili eşi Şükran Aydın da kucağında küçük çocuğu ile oradaydı.
Vedat’ın cenazesini 10 Temmuz günü yüzbinlerin katılımı ile Maden’den alarak Diyarbekir’e getirdik. İstasyon Caddesi’ndeki camide namazı kılınıp, miting yapıldıktan sonra Mardinkapı mezarlığına doğru yola koyulduk.
Ben parti otobüsünün üzerinde idim. Cenaze törenini, mahşeri kalabalığı, Diyarbekir Serhıldanını adım adım izliyordum. Mardinkapı’sına geldiğimizde karakola taş atıldı. Bunun üzerine surlarda sipere yatmış özel timler tarafından kitle taranmaya başlandı.
O gün resmi olmayan kayıtlara göre onaltı Kürdü daha şehit vermiştik. Güvenlik güçleri ile çatışmalar devam etti. Bir grup insan güvenlik güçlerinin eline geçmemek için kendilerini Fiskaya’sından aşağı atmışlardır. Mahşer günü idi. Partinin otobüsüne gaz bombası atıldı. Dışarı çıktığımızda özel timler tarafından meydan dayağına çekildik. Kalaslarla üzerimize hücum ediyorlardı.
Ben elimden yaralanmıştım. Kalas darbeleriyle ayaklarım şişmişti. Bütün arkadaşlarımız sömürgeci şiddetten nasiplerini almışlardı. Devlet hastahanesinden üstümüze doktor önlüğü giydirilerek çıktık.
Hastahanenin lojmanlarında bir yurtsever kardeşimizin evinde iki meslektaşımla birlikte kalmıştık. Ertesi gün hemşehrilerim rahmetli Arif Torunlu ve Abdi Ural beni hastahaneden alıp Arif’in evine götürdüler. Üçgün evlerinde kaldıktan sonra milletvekili arkadaşlarım ile birlikte Ankara’ya, oradan da İstanbul’a uçtum. Geceleyin meslektaşlarım, HEP’li arkadaşlarım beni ziyarete geldiler.
Misafirlerim gittikten sonra oğlum ağlayarak “baba ne olursun bu gazeteyi bırak, tekrar mesleğini yapmaya devam et demişti”. Bir hafta sonra gözaltına alınıp, sonra Diyarbekir’e götürüldüm. Av.Fethi Gümüş “tutuklanabilirsin” dedi.
Uzun bir sorgulama maratonundan sonra serbest bırakıldım. Şehit kırvem Muhsin Melik tutuklanacağımı düşünerek bana yanında yer ayırmıştı. Hapishanede buluşamadık.
Vedat’ın eşi Şükran geçen günlerde bir açıklama yapmıştı; ”Eşimi benden ayırdılar, her yıl mezarını ziyaret ederdim. 21 sene sonra KCK davası nedeni ile bu yıl mezarını ziyaret edemiyorum”.
Bende 20 yıldır babamın, şehit kardeşlerimin mezarlarını ziyaret edemiyorum. Herkes bir türlü sömürgeci zülme maruz kalıyor. Zulmünüz yerin dibine batsın, bir daha çıkmasın...
***


KÜRDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA:
* 10 Temmuz 1991 tarihinde Vedat Aydın’ın cenazesi Amed’de serhıldana dönüştü. Çıkan çatışmalarda 16 kişi şehit oldu binlerce Kürt yaralandı.
* 11 Temmuz 1952 tarihinde Kürt tarihçi Siverekli M.Ali Avni Kahire’de yaşamını yitirdi.
* 11 Temmuz 1991 tarihinde HEP Diyarbekir İl yönetim kurulu üyesi Remzi İl’in cenazesi işkence edilmiş olarak bulundu.
* 12 Temmuz 1930 tarihinde Erçiş’e bağlı Zilan deresinde Kürtlere karşı soykırım uygulandı. 15000 Kürt yaşamını yitirdi. 1970 yılına kadar bölgeye giriş ve yerleşme yasağı konuldu.
* 12 Temmuz 1993 tarihinde MKM kurucusu Ozan Ali Temel Mazıdağ’ı (Şemrex)’te bir mağarada TSK girdiği çatışmada üzerinde bomba patlatarak şehit düştü.
* 12 Temmuz 1998 tarihinde TSK esir düşen Ozan Serhat (Süleyman Alpdoğan) Qılaban Faraşin yaylasında şehit düştü.
* 14 Temmuz 1982 tarihinde Diyarbekir Cezaevinde dayatılan teslimiyet politikasına karşı direnişi yükseltmek için PKK MK üyesi Hayri Durmuş, Kemal Pir, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek süresiz ölüm orucuna başladılar.