Rus-Sovyet Doğu araştırmaları ekolünün önemli araştırmacılarından biri olarak kabul edilen Nikolay Marr, yaklaşık yüz evvel Doğu Karadeniz’de Lazların yaşadığı bölgelere yaptığı yolculuğu anlattığı “Lazistan’a Yolculuk” isimli çalışmasıyla bir dönemin tarihine ışık tutuyor.

Nikolay Marr’ın yardımcısıyla yaptığı yolculuktaki ilginç anektodlar, bölge insanının sosyal ve siyasal yapısına dair de önemli bilgiler sunuyor. Yüzyıl önceki idari sınırlar içerisinde bugün; Rize ve Artvin sınırları içerisinde yer alan ve Lazların kadim zamandan beri yaşadığı; Pazar (Atina), Ardeşen (Artaşeni), Fındıklı (Viçe), Arhavi (Arkabi), Hopa (Hope) ve Çamlıhemşin ilçelerindeki köylere ve yerleşimlere yolculuk ve saha çalışması, Marr’ın oldukça sade üslubuyla okura sunuluyor. 

Bugün bile Lazlar’ın kimliği ve dili konusunda neredeyse hiçbir araştırma yapılmazken yüzyıl evvel böylesi bir bilimsel gezinin varlığı, çok kıymetli bir veri sunuyor. Karadeniz’de yaşayan tüm toplumu Laz ve “uyy”, “daa” nidalarını Lazca sanan milyonlarca insanın, Lazca gibi bir dilin varlığından bihaber olması, elbette yüzyıl önce yollara düşmüş Marr gibi araştırmacıların çalışmasını değerli kılıyor. 

O dönemdeki koşullarda yakın gibi görünse de Lazistan’a yolculuk yapmak, beraberinde birçok sorunu da getiriyor haliyle. Pasaportlarına el koyulması en hafifiyle yaşadıkları sorunlardansa bir başkası kaldıkları otellerin odalarına bölge insanları tarafından yapılan baskınlar olarak aktarılmış. Ama Marr yardımcısıyla ne pahasına olursa olsun bu yolculuğu imkânlar ölçüsünde tamamlayıp geri dönebilmiş.


Bazı şeyler hiç değişmiyor

Kitabın ilk bölümünde karşılaştığı zorluklardan söz ediyor Marr. Üzerinde en çok durduğu zorluk, doğal ve lojistik zorluklar değil maalesef. Bazen fotoğraf çekmekte, soru sormakta zorlanıyorlar, kendileri sorgulandığı için. “Her türlü sorumuz yanlış yorumlanıyor, çektiğimiz her fotoğraf şüphe uyandırıyordu” diyor Marr. Şüphelerin ne yönde olduğuna ilişkin yazılanları okuyunca bazı şeylerin hiç değişmediği duygusuna kapılıyor insan. “Savaş için topografik planlar hazırlamak üzere buraya geldiğimizden ve tebdili kıyafet dolaşan askeri casuslar olduğumuzdan şüphelendiler… bize inanmadıklarını söylediler ve tehditkar bir şekilde ne zaman çekip gideceğimizi sordular. Tihonov’un (yardımcısı) Rus değil Yahudi olduğu yönünde sataşmalarda bulundular.” Şüphelerin ortadan kalkması için tüm çalışmalarını herkesin gözü önünde yapmasının da şüpheleri gidermeye yetmediğini de ekliyor Marr. Maalesef buna benzer şeyleri bugün de yaşıyoruz. 


Türkleştirme ve asimilasyon

Marr, Lazca’nın Gürcüce ve Megrelce’yle akraba bir dil olduğunu söylüyor. Ancak araştırmasını mümkün olduğunca bu iki dilden arınmış, saf Lazca üzerine yapmayı tercih ediyor. Çalışma neticesinde, aslında en arı Lazca’nın Fındıklı’da konuşulduğunu saptıyor.

100 yıldır değişmeyen başka bazı şeylerin ipuçlarını da veriyor kitap. En temiz Lazca’yı kadınların konuştuğunu belirtiyor Marr. Bugün de kadınlar dilin gelecek kuşaklara taşınmasını sağlıyorlar. Ancak günümüz koşullarında artık sadece sözlü olarak dili taşımanın çok zor olduğunu ve çok daha hızlı bir şekilde yitirildiğini de unutmamak gerekiyor. Lazca’nın unutulmasına ilişkin baskıların daha çok cumhuriyet dönemi ilişkilendirildiği günümüzde aslında diller üzerindeki baskıların daha önceki dönemlerden başladığını gösteren bilgiler veriyor Marr. 

Marr şöyle diyor: “Hopa’da Laz alfabesini oluşturmaya çalıştığı için Abdülhamit rejiminin baskısından hayli muzdarip olmuş Faik Efendi ile tanıştım. Hapse gönderilmiş, evi aranmış ve tüm çalışmaları, kitapları yakılmış.” 


Mollalar Lazistan’a yerleştiriliyor

Türkiye’deki Müslüman azınlıkların asimilasyonda en önemli araçlardan biri de din olmuştur. Bugün de insanlar Müslüman ortak paydası üzerinden Türkleştirme politikalarına maruz bırakılıyorlar. Dinin o günlerde de benzer bir işlev gördüğünü şu satırlardan da görebiliyoruz: “Lazların ulusal kazanımlarını her şeyden çok İslam yok ediyor. Ulemalar Lazları, yeryüzünde sadece 300 yıllık bir geçmişe sahip olduklarına inandırmayı başarmış. Dahası Lazlar, Lazistan sınırları içindeki Hıristiyan yapılarının da Megrellere ait olduklarına inanmaktalar. Lazistan’da mollaların çokluğu göze çarpanlar arasında. Lazlar da mollaların sayısındaki artışın farkında. Rusya’ya ve Türkiye’nin diğer bölgelerine gönderilecek mollalar Lazistan’da yetiştiriliyor.”

Lazların ulusal kazanımlarını her şeyden çok İslam’ın yok ettiğini ifade eden Marr, “Ulemalar Lazları, yeryüzünde sadece 300 yıllık bir geçmişe sahip olduğuna inandırmayı başarmış” diyor. 

Karmakarışık bir sosyolojik yapı, din, tarih, ekonomi derken Lazların bir taraftan da çok iyi mimariye sahip olduğunu ve özellikle ahşap işlerinde ustalaştığını anlatıyor. Bölgenin arkeolojik açıdan da ilgi çekici bir yer olduğuna dikkat çeken Marr, Laz halkının kendi dillerine kayıtsız olduğunu, kültürel dejenerasyon sürecini tamamladığını kaydediyor. Lazların yeniden doğuşununun üzerindeki engelleri kaldırabileceğini zamanın göstereceğini ifade eden Marr, çalışmasını “Umarım bu da gelecekte buralarda dolaşan bir seyyahın notları tadında olmaz” sözleriyle anlatıyor.


Nikolay Marr kimdir?

Marr, Karadeniz ve Kafkasya halklarının dil, tarih ve kültürleri üzerine çalışmalar yapan araştırmacıların yabancısı olmadığı bir isim. 1864 Gürcistan doğumlu olan Marr, İskoç bir baba ve Gürcü bir annenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş, eğitimini ise St. Petersburg Devlet Üniversitesi’nde tamamlamış çok yönlü bir bilim insanı. Armenoloji, Kartveloloji, Farsoloji ve klasik filoloji uzmanı olan Marr, bir dönem Sovyet devleti tarafından da desteklenen ancak 1950’ lerde bizzat Stalin tarafından eleştirilen ‘Yeni Dil Öğretisi’ adlı kuramın sahibi. 

Marr’ın çalışmalarının önemli bir bölümü Armenoloji alanındadır. 1915-1916 yıllarında Hovsep Orbeli’yle birlikte Van’da Urartulara ait çiviyazılarını araştırdı. Ani, Şiragavank, Dvin, Zvarnots ve Garni’de kazılar gerçekleştirdi. Kafkas dilleri uzmanı Marr, Laz dili üzerinde çalışmalar yaptı. 1910 yılında ‘Sözlüklü Çan (Laz ) Dili Grameri’ adlı eserini yayınlamıştır. 



Lazistan’a Yolculuk

Nikolay Marr

Çeviren: Yulva Muhurcişi

Aras Yayıncılık