Amed zindan direnişi konusunda birçok değerlendirme yapılmaktadır. Özellikle Amed zindanının siyasal gündemin en önemli argümanlarından biri haline gelmesi buradaki direnişin daha doğru ele alınmasını gerektirmektedir. Çünkü AKP'nin de Diyarbakır zindanından söz etmesi, buradaki direnişin ve Diyarbakır zindanında olanların değerlendirilmesinin doğru yapılmasını önemli kılıyor. Çünkü hem Diyarbakır zindanındaki vahşetten söz ediyorlar hem de bu vahşete karşı direnen Kürt Özgürlük Hareketi'ni ezmek için her yol ve yöntemi deniyorlar. Buradaki zulmün dolayısıyla buna karşı direnişin haklılığı ortaya konmuş oluyor, ama Diyarbakır zindanındaki direnişin de, tüm saldırıların da merkezinde olan PKK, Kürt Özgürlük Hareketi lanetleniliyor! 12 Eylül herkes tarafından eleştiriliyor, nasıl kötü bir rejim olduğu birçok çevre tarafından söyleniyor, ama 12 Eylül rejimine karşı en büyük direnişi hem zindanda hem de dışarıda gösteren Kürt Özgürlük Hareketi demokrasi karşıtı bir güçmüş gibi gösteriliyor. Bu açıdan da zindan direnişinin ve yarattığı sonuçların doğru değerlendirilmesi önemlidir.
Kuşkusuz Amed zindan direnişi birçok boyutuyla değerlendirilmesi gerekir. Kürt halkı açısından önemi nedir? Kürt halkının kişiliğini, kimliğini, mücadelesini nasıl etkilemiştir? Yine zindan direnişinin 12 Eylül'ün geriletilmesi ve bu çerçevede Türkiye'deki demokrasi ihtiyacının ve sorunlarının açığa çıkarılmasında oynadığı rolün de doğru değerlendirilmesi gerekir. Öte yandan PKK kadrolarının, sempatizanlarının direnişi olduğundan PKK gerçeği, PKK tarihi ve mücadelesi açısından yarattığı etkilerin de değerlendirilmesi gerekmektedir. Kuşkusuz bu konular PKK'nin kuruluş yıldönümünde ve çeşitli vesilelerle değerlendirilmektedir. Ancak bu direnişin büyüklüğü ve yarattığı etkiler nedeniyle daha derinlikli bir biçimde ve yeni boyutları ele alınarak değerlendirilmektedir.
Amed zindan direnişinin PKK hareketi üzerindeki etkisi büyük, sürekli ve tarihsel olmuştur. PKK'nin resmi kuruluşunun 34. yılına girmesi vesilesiyle bu direnişin PKK yaşam anlayışı, örgüt tarzı, mücadele felsefesi, PKK ile halk arasında yarattığı güçlü bağı, PKK'nin yaşadığı zorluklar ve imkansızlıkların atlatılmasındaki etkisi ve bir bütün olarak gelişimindeki rolünü değerlendirmek merak edilen birçok konuya açıklık getirilmesi açısından önemlidir.

Kök kazıma darbesi

Herhangi bir olayı doğru değerlendirmek için içinden geçtiği mekan ve dönemi irdelemek gerekmektedir. Amed zindan direnişinin yaşandığı zaman ve mekan onun bütün karakterini, etkilerini belirlemiştir. Bilindiği gibi Amed zindan direnişi 12 Eylül'ün askeri darbesinin var olduğu koşullarda bu darbenin zindanlarda uyguladığı politikaya karşı geliştirilmiş bir direniştir. 12 Eylül’de Kürt Özgürlük Hareketi'ni, Kürt halkının uyanışını ve Türkiye'deki devrimci demokratik hareketi ezmek için bir askeri darbe gerçekleştirilmişti. Bu askeri darbe kuşkusuz Türkiye'deki devrimci demokratik hareketi de bastırmayı hedefliyordu. Darbeyi yaparken hedeflerinden biri de buydu. Ancak bu darbenin en büyük hedefinin ise Kürdistan'da gelişen halkın uyanışı ve bu temelde yükselen Kürt halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesini bastırmak olduğu çeşitli kitaplara konu olmuştur. Mezara gömüldüğü düşünülen, artık hayal olduğuna hükmedilen Kürdistan'daki gelişen bu Özgürlük Hareketi'nin kökü kazınmak isteniyordu. 12 Eylül darbesi Kürt Özgürlük Hareketi'nin kökünü kazıma darbesiydi. Bu nedenle Kürt Özgürlük Hareketi'ni besleyen, etkileyen ne varsa, Kürt Özgürlük Hareketi’yle ilgili ne kadar değer varsa hepsini ezip tasfiye etmek istiyordu.
Bu açıdan 12 Eylül öncesinden başlatılan tutuklamalar, baskı ve zulüm 12 Eylül’den sonra daha kapsamlı bir hale getirilmişti. Bu saldırılar sonucu binlerce PKK taraftarı ve sempatizanı başta Amed zindanı olmak üzere Kürdistan ve Türkiye'deki birçok cezaevlerine atılmışlardı. PKK kadro ve sempatizanlarının en yoğun bulunduğu cezaevi Amed zindanıydı. PKK'nin kurucu kadroları da bu zindanda kalıyordu. Bu nedenle mezara gömdükleri Kürdistan toplumunu yeniden ayağa kaldırmaya çalışan PKK hareketinin kökünü kazımak için Amed zindanını tam bir işkence merkezine dönüştürdüler. Eğer burada Kürt Özgürlük Hareketi'nin Önder kadrolarını, taraftarlarını, sempatizanlarını teslim alır, ezebilirlerse, bütün Kürdistan'ı da bir teslimiyet ve pasifakasyon zemini haline getireceklerdi. Bu teslimiyet ve pasifikasyon üzerinden Kürdistan'daki inkar, imha, asimilasyon ve kültürel soykırım politikasını hızlandırmayı düşünüyorlardı.

İşkenceler yok etme amaçlıydı


Kuşkusuz PKK'nin dışarıdaki etkisini de kırmak istiyorlardı. Dışarıda da her türlü imkanı kullanarak PKK'nin yarattığı etkilerin kökü kazınmak isteniyordu. 12 Eylül darbesiyle Kürt toplumuna büyük bir saldırıyla, büyük bir tırpanlama harekatıyla bir daha özgürlüğü düşünemez, bu tür eylemleri ve mücadeleyi akla getiremez, iradesi kırılmış bir toplumsal ruh hali, teslim olmuş bir Kürt toplum gerçeği yaratılmak isteniyordu. Böyle bir toplum gerçeği üzerinden de her türlü inkar, imha, asimilasyon, kültürel soykırım politikalarını rahatlıkla uygulayabilirlerdi. Bu açıdan Amed zindanındaki işkencelerin amacı çok kapsamlıydı.

Zindana düşmüş tutuklara baskı yapalım, onları susturalım, disipline alalım ve sindirelim biçiminde bir yaklaşımdan öte bir amaçları vardı. Artık bu Kürdistan hayalini bırakın, bu hayal mezara gömülmüştür, bundan vazgeçin, kaderinize razı olun, üzerinizdeki soykırım politikasını kabul edin!” diyebileceği bir siyasal ortamı yaratmak istemiştir. Amed zindanındaki saldırıları düşünürken bu uğursuz amacı anlamak gerekmektedir. Böylece hem zindanlar şahsında PKK'nin itibarı ve iradesi kırılacak; hem de dışarıda toparlanmaya çalışan PKK bu durum karşısında bir şey yapamaz hale düşürülecektir. İşkenceler, baskılar sadece bazı sadist gardiyanların ya da intikamcı yöneticilerin işkence yapması, intikam alması olarak ele alınamaz. Kesinlikle çok planlı, ideolojik, siyasi, kültürel ve sosyal olarak Kürt ulusunu yok etme amacı olan bir plan dahilinde bu işkenceler yürütülmüştür.


Halkın onuru korundu

Çok ağır insanlık dışı uygulamalar yapılmıştır. Bunlar bilindiği için bunları tekrar etmeyi gerekli görmüyoruz. Ancak PKK'nin zindanda gösterdiği direnişin PKK ve Kürdistan tarihi açısından bir daha ortaya konulması gerekmektedir. Özellikle AKP hükümetinin PKK şahsında Kürt halkının özgürlük ve demokrasi umudunu tümden bitirmek istediği dönemde, zindan direnişi gerçeğinde PKK karakterini ortaya koymak, bu temelde AKP'nin tasfiye politikalarının zindanda somutlaşan ve bugün PKK'de daha üst seviyede süren mücadele ve yaşam tarzı karşısında başarısız kalacağını görmek açısından da zindan direnişinin karakterini bir daha değerlendirmek öğretici ve yararlı olacaktır.
12 Eylül faşizminin zindandaki önderler ve kadrolar şahsında PKK'nin itibarını bitirmek, kökünü kazımak istediği uygulamalarla kısa sürede anlaşılmıştır. Amed zindanında dışarıdaki durumun ne olduğu bilinmiyordu. Örgütle de herhangi bir ilişki yoktu. Ancak hareketin yurtdışına çekildiği ve Kürdistan'da büyük baskıyla, zulümle bir sessizliğin sağlandığını biliyorduk. Yine Türkiye'deki devrimci güçler açısından da bir sessizlik olduğu biliniyordu. İşte bu ortamda en zor koşullarda PKK’li tutsaklar üzerlerinde tarihi bir görev, sorumluluk ve yük olduğunun farkına vardılar. Bu açıdan hem baskılara karşı belirli bir direniş gösterdiler hem de mahkemelerde PKK'yi, Kürdistan halkını savunmayı Kürt halkının ve PKK'nin geleceği açısından gerekli gördüler. Hatta en önemli kaygıları PKK'nin mahkemelerde doğru savunulup savunulmamasıydı. Bunu çok önemli görüyorlardı. Bu açıdan baştan itibaren Önder kadrolar savunmalara büyük önem verdiler. Zulmün en ağır koşullarında PKK'yi ve Kürdistan halkının özgürlük davasını savunmaya çalıştılar. Türk devleti zulüm ve baskıyla PKK’li tutsakları tümüyle teslim almayı, mahkemeleri bir pişmanlık kürsüsüne dönüştürmeyi hedeflerken, PKK kurucuları ve kadroları da savunmalarla bu teslim alma, pişmanlık gösterme politikasına karşı PKK'nin direnişçi karakterini ve halkın onurunu koruma tutumu içinde oldular. Bütün baskılara rağmen bu tutumlarından vazgeçmediler.

Zorun zoru bir mücadele alanı


1983 Eylül direnişini baskıların kırılması ve hafiflemesi açısından bir milat olarak görürsek, 1983 Eylül'üne kadar PKK dışında örgütünü, Kürt halkının özgürlük davasını mahkemelerde savunan tek bir kişi ve tek bir örgüt çıkmamıştır. Bir kere bunun altını çizmekte fayda vardır. Kuşkusuz daha sonra savunma yapmak isteyenler olmuştur, ama bunlar 1983 Eylül direnişinden sonra rahatlamanın getirdiği koşullarda yapılmıştır.
Zindanlar aynı zamanda Önder Apo'nun PKK'de yaratmak istediği devrimci tarzın, devrimci yaşam anlayışının, devrimci mücadele ve yaşam felsefesinin sınandığı yerler olmuştur. Önder Apo grubun ilk çıkışından itibaren “Kürdistan devriminin zor olduğunu, Kürdistan'ı sömürgecilik altında tutan ülkelerin de zalim olduğunu, bu açıdan zor koşullarda mücadele azmi ve iradesi gösterilmeden Kürdistan'da bir yere varılamayacağını" bütün kadrolarına ve sempatizanlarına belirtmiştir. Bu açıdan 12 Eylül zindanları mücadele felsefesinin sınandığı yerler olmuştur. Önder kadrolar ve PKK militanları Apoculuğun en temel mücadele felsefesi olan zor koşullarda mücadele ederek kazanma felsefesinin en önemli pratiğini Amed zindanda gerçekleştirmişlerdir. Amed zindanı da gerçekten Kürdistan coğrafyası kadar Kürt halkının tarihteki yaşadıkları kadar zor bir dönemi ifade etmektedir. Hatta bir yönüyle zorun zoru bir mücadele alanı olmuştur.

Kürtlük yok edilecekti

Kuşkusuz parti de yurtdışına çekilerek kendini toparlamaya ve mücadele etmeye hazırlamaktadır. Ama partinin geri çekildiği, mücadeleye hazırlandığı dönemde PKK Önder kadrolarının en zor koşullarda düşmanın kök kazıma politikasını boşa çıkarması tabii ki mücadeleyi ve PKK'nin tarihini önemli düzeyde etkilemiştir. Zindan direnişçileri Türk devletine ve 12 Eylül faşizmine ilk büyük başarısızlığı tattırmışlardır. Amed zindanı, Türk devletinin Kürdistan üzerinde uygulamak istediği politikanın da ilk başarısız kılındığı yer olmuştur. Eğer 12 Eylül başarılı olsaydı belki de sonraki yıllarda Kürt ve Kürdistan kavramları bile unutulabilirdi. Kürdistan hiçbir engelle karşılaşmadan Türkleşmeye uğratılacaktı; Kürtlük yok edilecekti. Ancak zindan direnişi Türk devletinin politikalarını boşa çıkartması itibarıyla sadece PKK tarihi açısından değil, bir bütün olarak Kürt halk tarihi ve Kürdistan tarihi açısından da çok önemli bir süreci ve tarihi dilimi ifade etmektedir.
Zindan direnişini temsil eden, ona ruhunu veren ve onun esası olan 14 Temmuz direnişçiliği ve 14 Temmuz direnişinde şehit düşen Kemal, Hayri, Akif ve Ali yoldaşlar Apocu mücadele felsefesinin ilk büyük sınamasını başarıyla yürütmüşlerdir. Bir yönüyle Amed zindanı hem Apocu mücadele felsefesinin ilk sınandığı ve başarılı olduğu mekan olduğu gibi, aynı zamanda en zor koşullarda mücadele etmenin ve başarmanın tarzının pratikleşmesiyle birlikte Kürdistan devriminin tarzının da somutlaştığı yer haline gelmiştir. Bu yönüyle 14 Temmuz direnişi şahsındaki zindan direnişini Kürdistan devriminin tarzını yaratan direniş olarak da kabul etmek gerekiyor. İlk önce söylemde ortaya konulan bu tarz, zindanda bir gerçeklik, bir pratik, somut yaşanmış bir olgu haline gelmiştir. Bu çok önemlidir. Bu, sadece PKK açısından değil, tüm Kürdistan tarihi açısından da önemlidir. Bu direniş PKK şahsında somutlaşmış, giderek sadece PKK militanlarının değil, Kürdistan halkının mücadele felsefesi ve tarzı haline gelmiştir. Bu yönüyle zindan direnişinde bu mücadele tarzının somutlaşması daha sonra PKK'nin başarılı mücadele pratiğini yürütmesinin en temel moral değeri olmuştur.

15 Ağustos’un itici gücü...

Zindan direnişi 1980-84 döneminde 15 Ağustos’a bir köprü olduğu gibi, 15 Ağustos atılımını 1984’lerden bugünlere getirecek olan zor koşullarda mücadele etme tarzını militanlara vermesi, militanlara örnek olması açısından PKK'nin mücadele felsefesinde ve yarattığı değerlerde çok etkili olmuştur
Zindan direnişinin PKK üzerindeki en önemli etkisi PKK'nin geriye çekiliş dönemindeki çalışmalarına büyük bir moral katkı vermesidir. 12 Eylül koşullarında hareketimiz de büyük bir darbe yemişti, 12 Eylül'ün ağır baskıları altında inanç zayıflamaları yaşanmıştı. Mücadelenin başarılı olacağı konusundaki bu inanç zayıflıkları örgütün toparlanmasında ve militanların ülkeye yönlendirilmesinde kimi sorunlar yaratıyordu. Mücadeleyi geriye çeken ve hareketi mülteci konumda tutmaya çalışan tasfiyeci eğilimler de bulunuyordu. İşte tam da bu süreçte 14 Temmuz direnişçiliğinin büyük başarı elde etmesi, zindanda direnerek en büyük kadrolarını şehit vermesi PKK kadrolarına ülkeye dön çağrısı anlamına gelmiştir. 14 Temmuz direnişiyle birlikte artık mülteciliği savunmak, artık savaşılamaz, zamanı var, beklemek gerekir gibi hareketi mültecileştirmeye çalışan yaklaşımlar savunulamaz hale gelmiştir. Bu açıdan da 14 Temmuz’da somutlaşan zindan direnişçiliği Önder Apo'nun çalışmalarına en büyük destek olmuştur. Böylelikle partinin Lübnan’daki çalışmalarının gerilla mücadelesine dönüşmesinde, gerillaların ülkeye dönerek 15 Ağustos’un başlatılmasında en önemli itici güç olmuştur.

Halkı derinden etkiledi

PKK ilk çıkışından itibaren militan bir örgüttü. Fedai ruhla ortaya çıkmıştı. Yaşamıyla, mücadele felsefesiyle dünya devrim tarihinde örnek bir hareket olarak ortaya çıkmış, gelişmiş, mücadeleyi büyük bir fedakarlık ve ruhla yürütmüştü. İşte bu hareketin karakteri 14 Temmuz’da daha militan, daha özgürlükçü, daha fedai niteliğe kavuşmuş, her türlü saldırı karşısında direnme iradesi daha da güçlenen bir militan gerçeklik ortaya çıkarmıştır. PKK militan gerçekliğinin hangi koşularda olursa olsun mücadele edeceği, hangi saldırı olursa olsun iradesinin kırılmayacağı, mücadele kararlılığından geri adım atamayacağı bir ruh hali ortaya çıkmıştır. Bu yönüyle 14 Temmuz direnişçiliğinin Kürdistan gibi çok zor koşullarda hem gerillanın hem halkın direnişinin mayalanmasında yeni bir direnişçi toplum çıkarılmasında etkisi gerçekten muazzam olmuştur.
Kuşkusuz sadece gerillalar üzerinde etkisi olmamıştır; halk üzerinde de etkisi olmuştur. Halk, PKK militanlarının, PKK’lilerin koşullar ne kadar zor olursa olsun halkın özgürlük mücadelesini savunacaklarını görmüştür. Halkın özgürlüğü söz konusu olduğunda bu hareketin en zor koşullar altında direnebileceği görülmüştür. Bu da PKK ile halk arasındaki bağı çok güçlendirmiştir. Halkın PKK'ye güvenini fazlasıyla arttırmıştır. Bu güven 15 Ağustos atılımı sonrası gelişen gerilla mücadelesiyle daha da pekişmiştir. Bugün bile hala zindan direnişçiliği Kürt halkı üzerindeki etkisini sürdürmektedir. Eğer halk üzerindeki etkisi büyük olmasaydı Amed zindanı bu kadar gündeme getirilmezdi. Amed zindanı şahsında 12 Eylül bu kadar lanetlenmezdi. Bir yönüyle 12 Eylül lanetlenerek Kürt halkının gönlü alınmaya çalışılmaktadır. Bu da Amed zindanın sadece gerilla değil, toplum üzerinde ne kadar etki gösterdiğinin kanıtıdır. DEVAM EDECEK

MUSTAFA KARASU