
Devletin asli güçleri yani ordu ve kontrgerilla hep mesai halindeydi. Gençlik hareketine kan bulaştırılmış, derin devletin kirli ve sokak kolu olan MHP ve uzantıları devrimci gençlik üzerine salınmıştı. Günde on-yirmi insan yaşamını yitirir olmuştu. Bu kanlı oyunlar üzerine Maraş katliamı planlandı. Çok sayıda Alevi Kürt katledildi. Ardından sıkıyönetim ilan edildi. Ülke göz göre göre askeri bir darbeye hazırlandı. Bu kanlı oyunların üzerine de 12 Eylül darbesiyle askeri cunta yönetime el koydu.
Devrimci demokratik muhalefet adına ne varsa tasfiye edildi, tüm oluşumlar ve örgütlenmeler dağıtıldı. Meydan militerlere kalmıştı. Onbinlerce insan tutuklandı, işkence gördü, yurtdışına kaçmak zorunda bırakıldı. Generaller cuntası engelsiz ve dizginsiz bir terör estirdi. Toplum suskunluğa gömülmüş, korku ve endişe hükmünü sürdürür olmuştu. Ülke tam anlamıyla karanlıklara gömülmüştü. Zindanlar tam bir cehenneme çevrilmişti. Kendileri gibi bu ülkenin insanları olan tutsakları öldürme, ezme ve işkencelerden geçirme hakkını kendilerinde görüyorlardı. Tanrısal bir üstünlük edasındaydılar. Milliyetçilik ve ırkçılık sıradanlaşmış ve tüm topluma şırınga edilir olmuştu.
Toplum suskunluğa ve örgütsüzlüğe gömüldüğünde de yasal anayasal düzenlemelerle uzun vadeli devleti ve toplumu dizayn etmeyi önlerine koydular. 12 Eylül Anayasası’yla bunu günümüze kadar sürdürmeyi başardılar. Üniversiteler ve gençlik politikanın dışına atılmış, apolitik bir toplum ve gençlik hedeflenmiş ve bu büyük oranda da başarılmıştı. 12 Eylül’ün tahribatları ve etkileri o yıllarla sınırlı kalmamıştır. Yüzbinlerce insanın açık zarar görmesi, ölmesi ve işkenceden geçmesiyle sonuçları sınırlı değildi. Günümüze kadar hala etkisini sürdüren bir düzen oluştu.
Cunta Türk-İslam sentezini esas alarak günümüzde dinin politikada bu denli kullanılmasının da önünü açtı. Eğer bugün Fethullah hareketi ve AKP bu kadar etkili hale geldiyse bunda kesinlikle cuntanın Türk-İslam modelinin ağır bir etkisi vardır.
Çünkü o dönem bugünkü AKP’nin kadroları veya Fethullahçılar hapishanelere atılmadı. İşkence görmediler, muhalefete geçmediler. Açık ve etkili bir itirazlarını ve karşı çıkışlarını görmedik.
Askeri darbelerden ve faşizan rejimlerden sonra genelde kitleler sola kayar, toplum bir nefes almak ister. Ancak 12 Eylül solu öyle bir ezdi ki, ülkeyi sağın cennetine çevirdi. Yasal düzenlemelerle de demokrasi güçlerinin işi hep zorlaştırıldı. Bugün de hala 12 Eylül anayasası ile Türkiye yönetiliyor. AKP söylemde demokratikleşme konusunda önemli adımları attığını söylüyor, ama 12 Eylül’ün ruhu olan anayasayı değiştirmeyi de önemli bir sorun olarak görmedi.
AKP darbe anayasası ile Türkiye’yi yönetebiliyor. Devleti ele geçirip tüm kurumlara yerleşip hizmetine koşabiliyor. İktidar odaklı siyaset yaptığı için devleti bu temelde ele geçirip yönetme ona yetiyor. Yüzünü halka dönüp demokrasiyi geliştirmeyi, zihniyeti değiştirmeyi ve demokrasi kültürünü egemen kılmayı kendisi için gerekli görmüyor. İktidara ve devlete yerleştikçe de değişimden korkmaya ve iktidarını korumaya kendisini ayarlıyor. AKP Kürt halkının otuz yılı aşan kesintisiz direnişine ve toplumsal dinamiklere karşı giderek de muhafazakar bir çizgide durmaya çalışıyor.
12 Eylül rejiminin özü anayasada ifadesini buluyor. Bu anayasanın özü de ilk üç değiştirilemez ve değiştirilmesi bile teklif edilemez maddesidir. Otuz yıl süre geçti. AKP on yıldan fazladır iktidarda ama hala bu maddelere dokunabilmiş değillerdir. Bu maddeler ve faşist, ırkçı anayasa değişmedikçe Türkiye ne demokratikleşebilir ne de Kürt halkını kapsayıp barışı kalıcı hale getirebilir.
12 Eylül’le ilgili iktidar çevreleri de konuşmaktadırlar. Bir yerde mağdur olduklarını ve karşı olduklarını söylemektedirler. Ancak bunlar doğru değerlendirmeler değildir. 12 Eylül rejimi hala bir biçimde devam etmektedir. Kürt halkının büyük tarihsel direnişine rağmen bu böyledir. Nedeni de AKP 12 Eylül rejiminin devamcısı olmasıdır. Darbenin anayasası hala yürürlükteyse ülkeyi on yıldır yöneten AKP’nin bunda sorumluluğu belirleyicidir. Kürtler ve Türkiye’nin demokrasi güçleri anayasanın değişmesini istiyorlar. Bunun mücadelesini veriyorlar. AKP de eğer değişimden yana ise kim bu anayasayı yürürlükte tutabiliyor? Bu soruya doğru cevap vermek çok önemlidir.
12 Eylül’ü günümüze kadar taşıran AKP gibi parti ve güçlerin artık gerici bir rol oynadıklarını ve aşılmaları gerektiğini bilerek mücadele edilmeli.