AKP iktidara geldiği günden beri “vesayet rejimine” karşı olduğunu söyledi. Son dönemde de artık vesayetin kalktığını ve milli iradenin egemen olduğunu iddia ediyor. Kendilerinin kafasına eseni yapabilmesini vesayetin kalkması olarak görmek ve göstermek istiyor. Oysa gerçek hiç de böyle değildir. AKP diktası, özellikle Kürt halkı üzerinde vesayetin kalkmasına değil tam tersine güçlendirilmesine ve zincir üstüne zincir vurulmasına çalışıyor. Bu durum da çözümsüzlüğü uzatarak, tehlikeli çatışma ve ayrışmalara götürüyor.
Kürtler üzerinde 1924 Anayasası’yla, açık olarak kanlı bir vesayet kurulmuştur. Kürt kelimesi ve Kürtçe dili bile suç sayılmıştır. Uzun yıllar ve sistemli olarak sürdürülen inkar-imha politikaları sonucu Kürtler ağır acılar çekmiştir. Buna karşı direnişleri kanla bastırılsa da yeniden-yeniden direnişi yükseltmişlerdir. Son direniş ve başkaldırı hareketi PKK önderliğinde gelişmiştir. 12 Eylül faşist darbecileri PKK hareketini bitirmek için Diyarbakır zindanlarını kurdu. İnsanlık dışı her türlü işkence yöntemine başvurulan bu zindanda PKK önderlerinin ve kadrolarının bir kısmı düşürüldü, bir çoğu katledildi. Ama direniş ve özgürlük ateşi söndürülemedi. PKK şahsında Kürt halkının düşürülmesi-köleleştirilmesi çabaları tam tersine çevrildi. 14 Temmuz bunun ilanı oldu. Bu temel üzerine daha da yükselen Özgürlük Hareketi, ezilen halk kitlelerini sardı ve harekete geçirdi. Dağlarda-zindanlarda tutuşturulan özgürlük ateşi halkın yüreğini-beynini sardı. 1991 Newroz’u onlarca şehit pahasına halkın geniş katılımıyla bunun bütün dünyaya ilanı oldu. Aslında ilan edilen Kürdistan devriminin zaferidir. Kürdistan devrimi halkın beyninde, yüreğinde, gönlünde büyük bir zafer kazandı. Halk üzerine kurulan sömürgeci vesayetin paslı zincirlerini kırdı. Halkı her alanda kuşatan-bölen-parçalayan ve birbirine düşüren din, mezhep, aşiret, aile, cinsel ayrımcılık gibi vesayetin ayakları-kolları parçalandı. Kürdistan halkı özgürleşti ve özgürlüğün kurumlaşmasını yaratmaya başladı. Bu durum 1991 yılından beri hem sokaklara-meydanlara hem de yapılabildiği ölçüde seçimlere yeterince yansıdı.
Devlet ise zorlandıkça reform-çözüm sözü verse de, sömürgeci-vesayetçi kafada inat etti. Kürtlere tasfiyeyi, köleliği ve vesayeti dayattı. AKP diktası bunun son örneğidir. AKP diktasının bütün uygulamaları bunun ispatıdır:
Yüzde 10 barajını inatla sürdüren ve her türlü oyunu tezgahlayan AKP diktası halkın iradesinin sandığa yansımasını engelliyor. Hatip Dicle’nin 80 bin oyunu çöpe atıyor, 20-30 bin oy almış birisini vekil yapıyor. Seçilmiş vekilleri, belediye başkanlarını zindanlara dolduruyor. Yerlerine hiç oy almamış ya da çok düşük oylar almış olan memurlar getiriliyor. Bu kafanın Ankara’da oturduğu yerden, istediği yere-istediği kişiyi milletvekili olarak “intihap” eden tek parti diktasından ne farkı var?
Bunun üstüne Erdoğan hayvan pazarında pazarlık yapan celepler gibi “Şunu veririm, şunu vermem, kimse bizden şunu istemesini, vb.” ifadelerle daha başta hakaretle söze başlıyor. Kendisini “yüce sahip”, halkı da köle gibi görüyor.  Köle halk “yüce sahip”in bahşettiği kırıntılara sarılıp haline şükretmeli ve “yüce sahip”e bağlı olmalıdır. Yoksa hain ve kalleş ilan edilir ki katli vaciptir.
Oysa köprülerin altından çok sular aktı. Son 20 yılda Kürt halkı özgürlüğünü elde etmekle kalmamış bunun örgütlenmesini-kurumlaşmasını da yaratmıştır. PKK sadece PKK değildir. PKK büyükçe ya da en büyük bir Kürt örgütü de değildir. PKK, Kürt halkının coğrafi sınırları olmayan devleti gibidir. Bir çok Kürt PKK’li olmasa da, PKK’yi kendi örgütü-onuru-geçmişi ve geleceği olarak görmektedir. Her Kürt biraz PKK’lidir ve PKK her Kürdün onurunu-özgürlüğünü temsil etmektedir. PKK kadrolarına yönelik imha-bölme-parçalama ve PKK önderliğine yönelik tecrit politikalarıyla Kürt halkı üzerinde yeniden vesayet kurmaya kalkışan AKP politikaları on senedir yüz kere iflas etmiştir.  Yüz kere iflas etmiş yanlış politikalarda inat etmek can-kan ve zaman kaybından başka sonuç vermez. Ortak yaşam olanağını azaltır.  Ortak yaşam olacaksa Kürtler amasız ve fakatsız olarak her alanda Türklerle eşit ve özgür olacaktır. AKP devleti Öcalan hakkında yalan haberler uydurup kafa karıştırmaya kalkışmak yerine Öcalan’ın özgürlüğünü iade etmelidir. Kürt halkının farklı kesimlerini çatıştırmaya kalkışmak yerine onların iradesini tanımalıdır. Ancak o zaman akan kan durur ve çözüm yolu açılabilir.
Faşist cuntanın kurmaya kalkıştığı sömürgeci vesayet 14 Temmuz 1982 direnişiyle parçalandı. 14 Temmuz 2012 atılımı da AKP’nin Kürdistan genelinde vesayet kurma çabalarının kesin iflası ve cenaze töreni olacaktır.  Halklarımız Kemal Pir ve tüm 14 Temmuz şehitlerini saygıyla anarken, onların mirası olan özgürlük bayrağını da zafere taşıyacaktır.