15 AÐUSTOS - VI


30.cı yılına giren 15 Ağustos Atılımı, Kürtlerin olduğu her yerde kutlanırken, bizler de “Abdullah Öcalan Sosyal Bilimler Akademisi” öğrencileriyle 15 Ağustos 1984 Atılımı’nı ve etkilerini konuştuk.

15 Ağustos Atılımı nasıl bir zihniyet şekillenmesi üzerinden çıkış yaptı?
Mahir Ulaş Güneş:
1971 Askeri Darbesi’nden sonra Türkiye’de devrimci sol hareketin öncülerinden Mahir Çayan ve arkadaşlarının Tokat’ta faşist ordu güçleriyle girdikleri çatışmada şehit düşmeleri, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ların idamı ve en son Diyarbakır Zindanında İbrahim Kaypakkaya’nın işkenceyle katledilmesinden sonra Türkiye Devrimci Hareketi yaşadığı öncülük sorunundan dolayı giderek bir dağılma ve kendi içinde çatışmaya yöneldi. Diğer yandan kendilerine Kürt diyen, ama özünde egemen ulus zihniyetinden kopmayan ve ilkel milliyetçi duygu, düşüncelerle hareket eden Kürt örgütleri ise, çok basit talepler temelinde bir örgütlenmeye gitmişlerdi. Önder APO’nun sol hareketten ayrı bir oluşuma yönelmesi işte böylesi bir döneme rast geliyor. Kürt halkının kaderini değiştirecek olan o devasa gücün ilk oluş anı bu olayların ardında gelişiyor.
Apocular denilen, daha sonra PKK ile partileşecek olan bu oluşum, herşeyden önce ideolojik alanda gelişme, netleşme ve mücadele vermeyi esas aldı. Bu nedenle Önder Apo 1970 ve 1980 arasını ideolojik mücadele dönemi olarak tanımladı. İdeoloji demek kimlik demektir. Kendini tanıma ve tanıtma demektir. Tarihsel-toplum gerçekliğinde Kürtleri tanımlayan, onu günümüzde içine düşürüldüğü koşulların nedenini arayan ve anlam kazandıran ve en önemlisi de bu içinde bulunulan durumdan nasıl çıkılması gerektiği hususunda kararlaşma bu on yıllık süreçte netleştirilmiştir. Kısacası niçin ve neden yaşanması gerektiği hususlarının netleştirilmesiyle birlikte, nasıl yaşamanın da netleştirilip partikte yerine getirilmesi dönemidir bu on yıllık süreç.
Kürtlerin kadim bir halk olma ve Kürdistan’ın sömürge bir ülke olma gerçekliği ile birlikte bölge devletleri arasında dört parçaya bölünmüş olması ve en önemlisi de fiziki ve kültürel soykırım kıskacına alınmış bir Kürt halk gerçekliğinin varolması bilincine varlığına ve netleştirilen bir diğer husus olmuştur.
 Dolayısıyla bu ilkelerin bir programa kavuşturulması, bunun örgütünün ne olacağı ve nasıl bir mücadele verileceği hususlarının da mutlaka netleştirilmesi, bunun kararının verilmesi gerekiyordu. PKK, inkar ve imha sistemi tarafından soykırım kıskacına alınan Kürdün, bu kıskaçtan kurtulması ve özgürlüğe kavuşması için gerekli olan ideolojik ilkelerin ve iradenin adı olarak Kürd’ün yeni özgür kimliğini temsil etme iddiasıyla kurulduktan sonra ve bunun ilanı yapıldıktan sonra, bu sefer bu ilke ve irade temelinde bunun kadrosunun oluşturulması gereği ortaya çıktı.
1980 darbesine yol açan asıl gerçeklik PKK gibi bir hareketin kurulması, Apocu grubun kendisini partileştirerek özgür Kürt ve Kürdistan’ı yaratma mücadelesine karar vermiş olmasıdır. Bu temelde 1980 darbesi ve ardından Kürdistan’da özellikle PKK’nin kadro ve sempatizanlarına yönelik geliştirilen tutuklama ve cezaevine koymalar, bir anlamda düşmanın özgür Kürdün gelişimine bir müdahale ve bunu durdurma hamlesi olmaktaydı. PKK’nin öncü kadroları Diyarbakır zindanında teslim alınmaya çalışılarak, bu öncü kadrolar şahsında PKK’nin ideolojik yenilgisinin sağlanması hedeflendi. Fakat başta Mazlum Doğan olmak üzere, Dörtlerin ve ardından 14 Temmuz  Ölüm Orucu Eylemi sonrası yaşanan şehadetler PKK’nin ideolojik olarak zafer kazanması, düşmanın ise büyük bir yenilgi yaşaması oldu. Artık özgür Kürtlük, özgür Kürt kimliği zaferini kesinleştirdi ve Türk faşist devleti şahsında tüm uluslararası sömürgeci güçlere bunu ispatladı.
İşte 15 Ağustos Atılımı öncelikle PKK’nin kadro ve sempatizanlarında yaşanan ideolojik zaferin yarattığı moral güçle Kürdistan dağlarında gerilla mücadelesine yönelme cesaret ve iradesinin adı olmakta ve bu ruh ve moralle faşist Türk devleti şahsında NATO’ya karşı mücadele etme kararının ilanı olmaktadır. Bu direniş ve zafer ruhunun da 14 Temmuz büyük ölüm orucunun zaferi temelinde yaratıldığı da unutulmaz ve inkar edilemez bir gerçeklik olmaktadır.

15 Ağustos Gerilla Atılımı Kürtlerin varoluş mücadelesinde neyi ifade ediyor?                                                                                                                                            
Dicle Erzurum:
Kürt olgusu ve Kürdistan gerçekliğinin yok sayıldığı, inkar edildiği bir dönem olan 12 Eylül 1980 faşist askeri darbesine bir cevaptır 15 Ağustos Atılımı. O dönem faşist Türk ordusu Kürdistan’da bir işgal harekatı başlattı. Girmediği il, ilçe, köy, mahalle, ev, işyeri, adeta tutuklamadıkları ve işkence etmedikleri insan bırakmamışlardır. Kürt dilinin, kültürünün yasaklandığı, Kürtlüğe karşı bir imha-inkar ve asimilasyon, soykırım politikalarıydı uygulanan. Kürdü, Kürdistan’ı tarihten silmek, yok etmekti tüm amaçları. Bu yalnızca Türk devletinin yürüttüğü bir politika değildi, uluslararası emperyalist güçlerin de parmağının olduğu bir imha-inkar politikasıydı.
Kuşkusuz bu darbe PKK özgürlük mücadelemizin başlatmış olduğu ideolojik, politik ve özgürlükçü, anlamlı bir yaşamın arayışına karşı da yapılan bir darbeydi. Önder APO Kürtler açısından ilk doğuşun ideolojik, politik ve örgütsel temeli kapsadığını ve bu mücadelenin ilk meyvesi partileşme olduğunu, ikinci doğuş olarak da, tüm bu sömürgeci zihniyete ve sisteme karşı gerilla ordusunun örgütlendiği, silahlı mücadelenin başlatıldığı 15 Ağustos Atılımı’nın olduğunu belirtmişti. Bu hamle aynı zamanda Önderliksel bir hamle olup, PKK’lileşmenin ideolojik, politik ve askeri anlamda pratikleştirici, uygulayıcı adımıdır. Önderliğimizin yedi yaşında başlatmış olduğu mücadele felsefesi hep bir başarıya, zafere kilitlenmiş, direnişçi özü açığa çıkaran, özgürlükçü bir ruh ve düşünce gerçekliğini en imkansız denilen koşullarda imkan yaratarak, yoktan var eden bir hakikat, bir ideoloji, bir felsefe, bir direniştir. 15 Ağustos Atılımı da bu önderliksel çıkışın bir sonucudur.
15 Ağustos Atılımı, faşist egemen sistemin sözüm ona üzerini betonladığını söylediği Kürdistan’da, ulusal mücadeleyi başlatan ve üzerine beton dökülmüş halkı yeniden dirilten bir hamledir. Bu hamle beraberinde Kürt toplumun da ve bireyin de ciddi değişimler yaratmıştır. Kendi kimliğinden uzak, iradesiz, ruhsuz, örgütsüz bir toplum gerçekliğinden, daha iradeli, fedakar, örgütlü en önemlisi direnişçi ruhunu açığa çıkarmış, varoluşunu göstermiştir. Kürt insanı ve toplumu tarihte olduğu gibi hiçbir zaman yenilgiyi ve teslimiyeti kabullenmemiş, kendi özüne varıp savaşçı, direnişçi özelliğini 15 Ağustos Atılımıyla ortaya koymuştur.
15 Ağustos Atılımı zihniyet bakımından da Kürt toplumunda ciddi değişimler yaratmış, özellikle kadının mücadeleye katılımını sağlamıştır. Kürdistan toplumunda bir genç kıza biçilen yaşam statüsü belliydi. Toplumumuz da namus olgusu   kadını, kızını evden çıkarmamak, toplumdan uzak tutmaktı. Fakat bugün ise namus anlayışı (eski yaklaşım kısmen sürse de) ülke ile toprak anayla özdeşleşmiştir. Küçük ve hep hor görülen, güvenilmeyen Kürt kızı, bugün 15 Ağustos Atılımı ile cesur, yiğit, onurlu ve kahramanlık sıfatını kazanmış, savaşın en kızgın sahalarında aktif rol alarak kendi kimliğini, iradesini açığa çıkarmıştır. Kadının bu duruşu ve mücadelesi militarizm zihniyetine büyük darbe vurmuştur. Gerici, kölelik içeren, güçsüz, Kürt insanı bugün kendi onuru, gururu, şerefi ve özgürlüğü uğruna mücadele etmektedir. Bunlar gerçekten büyük değerler ve kazanımlardır.
15 Ağustos Atılımı denilince akla gelen bir önemli isim de Agit (Mahsum KORKMAZ) yoldaş olmaktadır. Adeta onunla özdeşleşmiş, sembolleşmiştir. 15 Ağustos Atılımı Kürdistan açısından gerilla savaşının başlangıcı olmuş ve komutan Agit öncülüğünde bir duruşu ve katılımı sağlamıştır. PKK’de “Bir Lokma Bir Hırka Felsefesi”ni esas almak ve buna göre katılıp, örgütlenmek temel bir ilkedir. Komutan Agit işte bu ilkenin ve kişiliğin duruşu, öncüsüdür. Agit’in yoldaşlığında da hep sevgi, saygıyı esirgemeyen, koruyan ama yanlış yaklaşım ve katılımlara da hep tavır alan, eleştiren bir örgütsel duruşun da sahibi olduğu PKK’nin tarih sayfalarında yazılmaktadır. Özcesi Agit yoldaş bizler açısından PKK’lileşme de örnek bir kişiliktir. Bugün de mücadelemizin gelinen aşamasında büyük direniş sergileyen halkımıza ve kadroların üzerine düşen görev ve sorumluluk daha fazla artmıştır.

15 Ağustos Atılımı ne gibi sonuçlar doğurdu?
Çiya Amed:
Her şeyden önce, tüm toplumsal yapıların var olması için maddi ve manevi değerler gereklidir. Kürt toplumunun kapitalist modernitenin yüzyıllık soykırım politikaları sonucu geldiği durum 15 Ağustos öncesi ve sonrası diye ayrı ele alınmalıdır.
Neden mi?  Çünkü 15 Ağustos Atılımı’yla birlikte Kürt Özgürlük Hareketi mevcut duruma karşı hamle başlatmıştır. Kürt halkı açısından bu hamle milattır. Ne açıdan bir milat?
Kürt halkını bir araya getiren, politik toplum olmasında önemli bir payı olan otuz yıllık gerilla savaşımıdır. Bu savaşım büyük manevi değerler yaratmıştır. Kahramanlar yaratmıştır. Ona biçilen rolün tersine Kürt insanı öncelikle kendi olmak için bir kavgaya girişmiş bu kavganın yaratmış olduğu bir manevi değerler bütünü oluşmuştur. Bu değerlerle Kürtler kendi tarihleri, kültürlerinin farkına varmışlar, tarihleri ve kültürleriyle gerçek anlamda buluşmuşlardır. O zamana kadar sadece bazı elit, aristokratlar tarafından düşünülen, yazılan, dile gelen gerçeklerle daha derin ve somut olarak buluşmuşlardır. Bu Kürdün hayatına moral ve maneviyat katmıştır.
Ortadoğu’nun kadim halklarından biri olan Kürtler, kültürlerinin evrensel kök hücresi olduğunun farkına varmış, bu kültürün derin anlamına ulaşmıştır. Olmayan bir halk ya da bir yığın insandan, tarihsel olarak insanlığın büyük devrimi olan köy-tarım devrimindeki belirleyici rollerinin farkına varan bir ulus olmuşlardır, bunun güncellenmesinin gereği olarak Ortadoğu hatta dünya demokrasi mücadelesinde öncülük misyonunu üstlenen konuma gelmişlerdir. Geçmişte Kürt olduğunu gizleyenler, şimdi kapitalist dünyanın yaşadığı çıkmazın farkına vararak gerillas ile, siyasi, diplomatik, ekonomik her alanda ayrı bir dünya, yaşam inşa mücadelesinin içine girmişlerdir. Geçmişte bir onbaşı önünde el pençe divan duran Kürtler şimdi generalleri ömür boyu hapse mahkum edecek, tüm Ortadoğu, hatta dünya denkleminde politik bir güç olma aşamasına gelmiştir.
Evinden çıkamayan, toplumsal cinsiyetçiliğin duvarlarına hapsedilmiş Kürt kadın gerçeğinden, yürütülen mücadeleyle Ortadoğu ve dünya kadınlarına öncülük eden, ilham kaynağı olan bir kurumlaşma ve örgütlenmeyi yakalamıştır. Kadının toplumda statüsüz olduğu bir gerçeklikten, Türkiye’de en çok kadın belediye başkanı ve milletvekili çıkaran bir toplumsal gerçekliğe dönüşmüştür. Kürtler geçmişte pek çok gücün kullandığı bir toplumsal gerçeklikken, şimdi kendi öz politikalarıyla, öz iradesiyle Ortadoğu ve dünya güç dengelerinde dikkate alınan bir halk gerçeği haline gelinmiştir. Bahsettiğimiz sadece birkaç boyuttur. Ve toplum ulaştığı düzeyin farkında olsa da yetersiz olduğunun da bilincindedir. En önemli nokta 15 Ağustos’la mücadele azmi ve kararlılığına kavuşan bir halk gerçekliği oluşmuştur.

Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin günümüzde geldiği aşama dikkate alındığında, Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa sürecinde Kürt halkı, 15 Ağustos ruhunu nasıl pratikleştirmeli ya da sürece nasıl katılmalı?
Ferhat Şirhat:
Evet şunu belirtelim ki, 15 Ağustos ruhu herşeyden önce başta bütün “olmaz teorilerini” yerlebir eden bir ruhtur. Bu ruha sahip olanlar, bölgede sadece kendilerini değil kendileriyle beraber halkları özgürleştiren bir ruh ve mücadelenin başlangıcını yaptılar. O ruh bugün Ortadoğu’da halkları özgürleştirmeye başlayan, “halkların baharı” devrim sürecini doğurdu, yolunda ışık oluyor. Ancak, O ruhun planlayıcıları ve uygulayıcıları olan Önderliğimiz ve Özgürlük Hareketimiz, var olan algılar üzerinden halkları özgürleştirmenin özgürlük olamayacağını, dolayısıyla halkları özgürleştirmen yolunun demokratik uygarlığı yeniden inşaa etmekten geçtiği vurgusu önemlidir. Bu noktada 2011’de Ortadoğu’da başlayan halk isyanlarının bir parçası olan Suriye Baas rejiminin tekçi, inkar ve imhacı politikalarına karşı başlayan Rojava serhildanı özgürlük için hayati önemdedir. Bugün Rojava halkı birçok uluslararası gücün desteklediği çetelerin saldırısı altındadır. Şimdi burada önemli olan bu uluslararası güçlerin ve her türden gerici faşizmin neden halkımıza ve halklara bu kadar kin ve öfkeyle saldırıyor olduğunu anlamaktır.
Bugün Ortadoğu’da yaşanan savaş aslında iki cephe arasında yaşanıyor. Bir tarafta uluslararası devletçi, iktidarcı güçler ve her türlü gerici dinci faşizm, diğer tarafta ise demokratik uygarlığı inşa etmeye çalışan Kürt hareketi. Bilindiği üzere Önder Apo ikibinli yılardan itibaren kapitalist sistemi sorgulayıp, çözümlemiş ve kapitalist uygarlığın hiçbir biçimde halklara özgülüğü getiremeyeceğini belirtmişti. Bunun yerine demokratik uygarlığın uygulanış biçimi olan demokratik konfederalizmi koymuştu. Son olarak 2013 Amed Newrozu’nda bunu inşaa etme hamlesini başlatmıştı. Bugün bu çağrının pratikleştiği alan Rojava Kürdistan’ıdır. İşte bu yüzden kapitalizm tüm gücü ve bileşenleriyle saldırıyor, bunun gerçekleşmesini önlemek istiyor.
Evet işte bu noktada 15 Ağustos’un o tüm olmaz teorilerini yerle bir eden, tüm bitmişlikleri, tükenmişlikleri yok edip yoktan var eden büyük kararlılık, inanç ve moral gücü olan “ruhu” ile Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı inşa etmelidir. Buna her mahalle, köy ve sokakta halk meclislerini kurarak, toplumun kendi kendini yönetme örgütlülüğünü güçlendirip iradeleştirmeli. Uluslararası ekonomik ambargoyu ve sınır kapılarını kapatıp abluka uygulayanların amaçlarını boşa çıkarmak ve kapitalist tekellere gereksinim duymadan kendi ihtiyaçlarını karşılayacak, komün ve kooperatiflerini oluştururak bu durumu aşmalı. Geleceğe ilişkin kendi ekonomisini oluşturup, öz gücüyle kendine yetecek duruma gelmelidir.
Özcesi, yapmamız gereken bu sürece seferberlik ruhuyla katılmaktır. Önder Apo 5. savunmasında şöyle diyor: “Mesela ben olsaydım kendi köyüme, Cudi dağına, Cilo dağı eteklerine, Van gölü çevresine, Ağrı, Munzur ve Bingöl dağlarına, Fırat, Dicle ve Zap kıyılarına, Urfa, Muş ve Iğdır ovalarına kadar her yerde, yolum nereye düşerse düşsün, sanki korkunç tufandan çıkan Nuh’un gemisinden inmişcesine, İbrahim’in Nemrutlardan, Musa’nın Firavunlardan, İsa’nın Roma İmparatorlarından, Muhammed’in cehaletten kaçmaları misalı kapitalist moderniteden kaçarcasına, Zerdüşt’ün ziraat tutkusuna ve hayvan dostluğuna dayanarak, onlardan ve toplum gerçeklerinden ilham alarak işlerime koyulurdum… Kentte bir akademi, bir kooperatif, bir fabrika komününü oluşturmak nelere yol açmazdı ki! Halkın genel demokrasi kongrelerini, meclislerini oluşturmak, onlarda söz söylemek, iş yürütmek ne kadar kıvanç ve onur verici olurdu! Yeterki biraz toplumsal namus, biraz da aşk ve akıl olsun.”
İşte bu ruh 15 Ağustos ruhudur ve bu ruh bu halkı ve önderliğini hiç yanıltmadı, hiç yalnız bırakmadı ve hiç bir çalışmayı yarım bırakmadı. Hep inandı, katıldı ve başardı. Ve yine başaracaktır, yeter ki kendini inşaaya ve onu savunmaya katsın. Bunun dışında hiçbir şeye ihtiyacımız olmayacaktır.


SİNAN ŞAHİN/BEHDİNAN