
Mahsum Korkmaz komutanlığında 31 yıldır özgürlük gerillası Kürdistan'da kültürel soykırımcı devlete karşı amansız bir mücadele yürütmektedir. On binlerce şehidi, binlerce gazisi, yüz binlerce zindanlarda kalmış ve işkence görmüş insanı ve binlerce yakılmış köyü ile tarihin en büyük özgürlük mücadelesi verilmiştir. Apocu grup 42 yıl önce bu mücadeleye başladığında Kürtler yok oluşun eşiğine getirilmişti. Kürtlük başa bela görülen bir olgu haline getirilmişti. İnsanlar Kürtlüğünden kaçar olmuştu. Önder Apo bunu “Neredeyse kendi kimliğine ihanet etmeyen tek bir Kürt kalmamıştı” biçiminde ifade etmiştir. Türk devleti de Kürtlüğü bitirecek bir siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik sistem kurduğuna ve bu sistem içinde Kürtlüğün bitirileceğine inanmıştı.
İşte bu ulusal gerçeklik ortamında Kürt Halk Önderi iğneyle kuyu kazar gibi, kayada ot yeşertir gibi büyük bir çabaya girmiştir. Her günü bir destan olan bir mücadele yürütmüştür. Bu mücadele daha ilk geliştiği yıllarda komplolar ve darbelerle karşılaşmıştır. 1980’de gerçekleşen askeri faşist 12 Eylül darbesi Apocular ve PKK'nin kökünü kazımak isterken, Diyarbakır 5 nolu zindanında tarihin en büyük irade savaşı verilmiş; 14 Temmuz 1982 direnişinde somutlaşan tarihi zindan direnişiyle PKK'nin ve Kürtlerin kökünü kazımak isteyen 12 Eylül askeri faşist darbesi ideolojik yenilgiye uğratılmıştır. 14 Temmuz Direnişi'nde ideolojik yenilgi alan 12 Eylül askeri faşist darbesi, 15 Ağustos 1984 gerilla hamlesiyle de siyasi yenilgi almıştır. 31 yıllık gerilla mücadelesi Türk devleti ve tüm Kürt düşmanlarına askeri yenilgiyi de yaşatmıştır. Çünkü bugün fedai ruhla yenilmez bir gerilla gerçeği ve özgürlüğü için direnen bir halk gerçekliği vardır.
Apocular daha grup aşamasındayken önlerine temel bir hedef koymuşlardır. Bu da özgürlüğü için direnen bir halk gerçekliği yaratmaktı. Bu da başarılmıştır. Kürtler Önder Apo öncülüğünde 42 yıldır her gün kendilerini yeniden yaratmaktadırlar. Kürtler 42 yıldır her gün kendilerini yeniden yaratarak direnen ve yenilmez bir halk gerçekliği haline gelmişlerdir. Destansı geçen 42 yılın her günü neredeyse Kürt’ün yeniden yaratıldığı ve her gün Kürt’e yeni değerler kazandırıldığı günler olmuştur.
Türk devleti Kürtleri yok etmede ısrar ederken, Kürtler de kendini özgür kimlik kılmada ısrar etmiştir. Tarihin en büyük gericiliğiyle tarihin en büyük devrimci direnişi kıyasıya mücadele içinde olmuştur. Hala da bu zorlu mücadele sürmektedir. PKK Kürdistan Devrimi'nin ruhu ve tarzını ortaya çıkardığı için her saldırı kırılmakta ve sonunda yenilmez hale gelen karakterini daha da güçlendiren Kürt halkı olmaktadır. Artık Kürtleri tümden fiziki olarak soykırıma uğratmadan bu direnişi kırmak, Kürt’ün kendi kimliği ve kültürüyle özgür ve demokratik yaşamını örgütlemeyi engellemek mümkün değildir. Türk devleti hala bunu anlamamakta ve bunun sonucu olarak kendini daha büyük tehlikelerle karşı karşıya gelecek duruma sokmaktadır. Türk devleti ya bu yeni halk gerçekliğini anlayarak Kürtlerle tarihi bir uzlaşma ve kardeşlik ilişkisi içine girecek ya da kendini Kürt düşmanlığı çıkmazında bitirecektir.
Bugün Tayyip Erdoğan sanki Kürtlerle on yıllardır şiddetli bir savaş sürdürülmemiş, tek bir gerilla kalmayana kadar kirli bir savaş yürütülmemiş gibi Çiller’in komedisi haline gelerek “Ya bitecek ya bitecek” demektedir. Erdoğan, tarihi büyük bir gafletle Kürtlere haklarını tanımamış ve Kürtleri sindirmiş büyük bir Türk olarak tarihe geçme ısrarındadır. Kendi kompleksli kişiliği ile tüm Türkiye'yi sonu hüsranla bitecek tarihi bir maceraya atmış bulunmaktadır. Kürtleri kırıntılarla en aza razı edeyim derken Türkiye'yi tarihin en daralmış, zayıflamış siyasi gücü durumuna düşürmüş bir aktörü haline gelmiştir.
Tayyip Erdoğan ne tarihi ne günceli doğru okuyabilmektedir. Ne Ortadoğu'da siyasi tarihin diyalektiğini, ne de Türk-Kürt ilişkilerini anlamaktadır. Çok tarihten söz eder, ama tarihi en sığ biçimde okuyan bir kompleks küpü olarak Türkiye'yi bir alamet-i farikaya bindirmiş durumdadır.
Kürtlerin tarihi gerçekliğine anlam veremediği gibi, Kürtlerin 40 yıllık mücadelesinin yarattığı birikimi ve diyalektiği anlamaktan da uzaktır. Önder Apo'ya herhangi bir lider, PKK'ye ve gerillaya mevcut sayısı ve elindeki silah gücü olarak bakmaktadır. Önder Apo ve PKK’nin bitmez tükenmez bilmeyen bir güç kaynağı, güç potansiyeli olduğunu anlayamamaktadır. Bu nedenle her bu mücadele zayıfladı dediklerinde karşılarına her zamankinden daha güçlenmiş halde çıkmasına şaşırmaktadırlar.
Önder Apo “Ben dört duvar arasında da olsam, mezarda da olsam rolümü oynarım; nasıl bir halk gerçekliği ve militan gerçekliği yarattığımı ben biliyorum” diyerek bu gerçeklikleri ifade etmektedir. Çünkü Apocular, PKK ve 15 Ağustos sadece bir siyasal devrim ve askeri mücadele gerçekleştirmemiştir; bunlardan katbekat daha fazla ulusal devrimi, kültürel devrimi, sosyal devrimi, ruh devrimi, kişilik devrimi, ölçü devrimi, beğeni devrimi yaratıldığından, özgürlük ve demokrasi kültürü derinleştirildiğinden yenilmez bir halk, toplum ve birey gerçekliği yaratılmıştır.
21. yüzyılı bu gerçeklik belirleyecek; Ortadoğu yeniden insanlığın her bakımdan beşiği haline getirilecektir. 14 Temmuz direnişçilerini ve 15 Ağustos’u başarıyla bugüne kadar getiren bütün şehitleri minnetle ve saygıyla anıyorum.