Bundan on altı yıl önce Önder Apo 15 Şubat 1999 yılında alçakça bir komplo sonucu yakalanarak Türkiye’ye teslim edildi. Dönemin başbakanı Bülent Ecevit "Apo bize neden teslim edildi, anlamadım" mealinde bir cümle kullanmıştı. Aslında Ecevit komplonun amacını ağzından çıkan tek bir cümleyle açıklamış oluyordu. 

15 Şubat uluslararası komplosu esas olarak Türkiye’ye karşı geliştirilen bir komploydu. Bu komplo, etkisini yüzyıllara yayacak düzeyde kapsamlı ve derinlikli özel bir darbe niteliği taşıyordu. Uluslararası komplocu güçlerin bu komplo ile hedefledikleri; Önder Apo’yu kim vurdu-ya götürerek fiziki olarak imha etmek, bunu başaramadıkları taktirde ise Türkiye’ye teslim etmekti. CIA ve MOSSAT’ın başını çektiği uluslararası komplocu güçlerin tek bir amacı vardı ve o da Türkiye’de yüzyılları alacak bir Kürt- Türk savaşını başlatmaktı. Bu komplonun aynı zamanda Türkiye’ye karşı geliştirilen bir komplo olmasının nedeni de tamamen bu gerçeklikle bağlantılıdır. 

Önder Apo İmralı’da ortaya koyduğu son derece ilkeli ve sorumlu duruşla bu büyük karanlık oyunu bozmuştur. Türk devletinin ve Türkiye halklarının canına okuyacak bu kirli komployu boşa çıkarmıştır. Önder Apo, her türden milliyetçiliklerin, toplumsal çatışmaların ve kanlı savaşların nedeni olan ulus devlet paradigmasının yerine demokratik ulus paradigmasını koyarak Demokratik Özerk Kürdistan çözüm projesiyle yeni bir süreç başlatmıştır. Bunun ardından Türkiye’nin içinde ve dışında bu çözüm projesini hazmedemeyen, çıkarını halklar arası savaşta ve çatışmada gören çok sayıda güç ortaya çıkmıştır. Bu güçlerin tarihsel geleneğe dayalı köklü bir geçmişleri olsa da özellikle 15 Şubat 1999 sonrası oldukça organize hale gelerek aktifleştikleri bir gerçektir. Bu yapılar Türk devlet sistemi içerisinde adeta paralel devletler biçiminde kendisini örgütleyerek ciddi bir kadrolaşmaya gittiler ve devlet bürokrasisi içerisinde stratejik noktalarda görevler aldılar. 

Fetullah Gülen cemaati esas olarak bu iş için görevlendirilmiş en etkili ve tüm diğer yapıları da kapsayan bir niteliğe sahiptir. Gülen’in ABD’de yıllardır korunuyor olmasının ve Dünya’nın dört bir yanında örgütlenmesinin ve binlerce okul açmasına destek sunulmasının tek nedeni de kesinlikle üstlendiği bu misyondan kaynaklıdır. Cemaat yoluyla Türkiye yönetiliyor ve İslamiyete Gülen’in getirdiği yeni yorumla İslam toplumu, coğrafyası kontrolde, küresel sermayenin sömürüsüne açık tutulmak isteniyordu. AKP ise ABD’nin cemaat üzerinden projelendirdiği bu yeni sömürgeci planın siyasal örgütü olarak ortaya çıktı, çıkarıldı. AKP on yıl boyunca cemaatle el ele kol kola işbirliği ve ittifak halinde büyüdü, serpildi ve son bir hamle olarak devleti ele geçirdi. AKP devleti ele geçirince cemaat başta olmak üzere kendisini iktidar yapan güçlerle iktidarın nimetlerini paylaşmak istemedi ve her biriyle çatışmaya başladı. AKP özelde de R. T. Erdoğan IŞİD gibi faşist çete yapılarla ve benzer fundamentalist eğilimlerle işbirliğine girerek yeni bir Osmanlı saltanatı kurmaya, yeni çağı halifelikle karşılamaya hefeslendi. Zira altı boş hayallere dayanan demokrasi karşıtı bu basit hesap, demokratik devrimci güçlerin özgürlük direnişlerine çarparak boşa düştü. Diğer taraftan ise bu hesap, yöntem bakımından kısmi farklılıklar içerse de AKP ile aynı emeli paylaşan Dünya’ya hükmeden büyük hegemonik güçlerin sert duvarlarına çarparak AKP’ye geri döndü. AKP hegemonik politikasında başarısız kaldı, sıkıştı ve yalnızlaştı. 

Uluslararası komplo, Gülen cemaati, benzer çeşitli yapılar ve IŞİD gibi faşist çete örgütleri üzerinden sonuca götürülmek istendi. Roboskî ve Paris katliamı, Rojava Devrimine saldırılar, 15 Eylül 2014 yılında başlayan Kobani Kantonunu işgal harekatı, uluslararası komplonun süre gelen en büyük ve en korkunç aşamalarından biriydi. 15 Şubat komplosunda olduğu gibi bu komploları da Önder Apo yüksek öngörüsü ve halklar karşısında taşıdığı büyük sorumluluk anlayışından hareketle yerinde ve zamanında müdahale de bulunarak engelledi. Önder Apo’nun müdahaleleri olmasaydı kesinlikle Türkiye, Suriye ve Irak’a dönüşmekten kurtulamayacaktı. 

Önder Apo, Türkiye’ye karşı tarihin en büyük komplosu anlamına gelen 15 Şubat tarihini, Kürt sorununun demokratik çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşerek ilelebet komplolardan kurtulmasının tarihi haline getirmek istedi. Bu anlayıştan hareketle hazırladığı demokratik müzakere çözüm taslağının takvimlendirmesini de bu tarihi gözeterek oluşturdu. Yani AKP’nin zamanında somut adım atması durumunda 15 Şubat, Kürt sorununda tarihi çözümün gerçekleştiği ve demokratik Türkiye kuruluşunun ilan edileceği tarihsel bir gün olacaktı. Bu biçimiyle 15 Şubat kara bir gün olmayı geride bırakarak aydınlık bir geleceğin anlam dolu başlangıcını ifade edecekti. 

Maalesef AKP demokratik müzakere taslağında ortaya konulan takvimi oyalama siyasetiyle boşa düşürerek aşındırdı. AKP’nin yeni iç güvenlik yasalarıyla 15 Şubat komplosunu farklı biçimlerde toplumsal mecralarda sürdürmeye çalışıyor olması ve 6-9 Ekim olaylarını buna gerekçe yapması Türkiye’de yaşanan  kaosun derinleşerek kapsamlı bir savaşa evrileceği anlamına gelmektedir. İç güvenlik paketi kesinlikle hiçbir farklı tartışmaya yer bırakmayacak biçimde bir provokasyon ve yeni bir komplo hareketidir. 

Türk devleti tarihte en fazla darbelere ve komplolara maruz kalan devletlerden biridir. Öyle ki bu durum Türk devlet gerçeğinde bir iç darbe mekaniği ortaya çıkarmıştır. Bu gerçeklik Türk devletinin oluşum karakterinden kaynaklıdır. Bu hazin kaderi değiştirecek tek şey, başta Kürt sorunu olmak üzere tüm tarihsel ve toplumsal sorunların demokratik müzakere yöntemiyle çözülmesi ve demokratik yeni bir anayasadır.