
Bilindiği gibi son yüz yılın en kapsamlı ve yaygın Kürt halk direnişi Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan öncülüğünde başlamıştı. Önder Apo öncülük yaptığı harekete her açıdan ruh ve hayat vermişti. İlk sözlerden, teori, ideoloji, siyaset ve örgütsel kuruluşlara kadar hepsine öncülük etmişti. PKK onun ellerinde doğmuş ve büyümüştü. Her açıdan da aralıksız, nefes nefese bir öncülük yapmış ve halk direnişini ortaya çıkararak yönetmişti. Bu açıdan PKK’ye bir önderlik hareketi deniliyordu.
Halk ve hareketle bütünleşmiş böyle bir önderliği ortadan kaldırmak doğal olarak halkı ve hareketi ortadan kaldırmayı hedefliyordu. Bu komplonun hedefi: Önderlik şahsında hareketi başsız bırakmak, yenilgiye ve dağılmaya kapıları açmaktı. Bu açıdan Kürt halkının ve kazanımlarının nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu derinden kavraması çok önemlidir.
Savaşlarda, ayaklamalarda gel gitler, darbeler ve başarısızlıklar olur. Mücadele düz bir çizgi izlemez. Her darbe ve taktik yanlışlar yenilgiye yol açmaz. Kürt halkının mücadelesi de düz bir rotada yürümedi. Ağır, sancılı ve zorlu yıllar yaşandı. Ağır darbeler yendi. Bütün bunlara rağmen hareket kendisini üretmesini ve yoluna devam etmesini bildi. Bunun ustası ve toparlayanı, yol açanı da hep Önder Apo oldu.
Türk devleti, ABD gibi güçler yıllarca bu hareketi izlediler. İç yapısını, dinamiklerini, güçlü ve zayıf yanlarını anlamaya çalıştılar. Tüm bu gözlem ve izlemeler sonucu, bu önderlik hareketin başında oldukça yenemeyeceklerini onlara gösterdi. Önderliği hedeflemeleri ve dünyayı ona kapatmalarının esas nedeni de buydu.
ABD’nin Ortadoğu’da hesapları vardı. Bölgeye yeniden biçim vermek istiyorlardi. Bu açıdan önlerinde engel olacakları bertaraf etmeleri gerekiyordu. PKK ve öncülük yaptığı hareket siyasi ve ideolojik olarak ABD’nin uzağındaydı. İdeolojik ve sosyal taban olarak kontrolu zordu. Ayrıca 1. Körfez savaşında PKK önderliği ortaya çıkan boşlukları ve fırsatları herkesten fazla kullanmış ve kendisini daha güçlü hale getirmişti. Yeni bir çatışma ve boşluklardan daha fazla güçlenme ihtimali oldukça yüksekti. Ayrıca Türkiye kendi gücü ve savaş yeteneğiyle bu hareketi yenemeyecekti. Bu da açığa çıkmıştı. Bunun yanında Kürtler bir devlet değildi. Kürtlere yönelmenin fazla bir faturası da olmayacaktı.
PKK’nin dağılacağını hesapladılar
PKK’yi savaşarak yenemeyeceklerini anlamışlardı. Bu açıdan Suriye’ye savaş tehdidiyle yöneldiler. Suriye savaşın eşiğine gelmişti. Önder Apo ise Suriye’yi daha fazla zora sokmadan oradan ayrıldı. Demokratik yöntemler daha fazla devreye girer, bir barış umudu ortaya çıkar diye Avrupa’ya çıktı. ABD ağırlığını koyarak Avrupa ve Rusya’yı kapattı. Sonuçta tüm uluslararası hukuk ve Avrupa yasaları, demokratik değerleri çiğneme pahasına Önderlik Türkiye’ye verildi.
Bölgesel ve uluslararası hesap ve çıkarların kurbanı olarak yine Kürtler seçilmişti. Önder Apo’yu Türkiye’ye vermek herhangi bir jest ve destek değildi. Kürtleri yenilgiye ve sonu belirsiz bir karanlığa atmak anlamına geliyordu. Uzun yıllar büyük bedellerle ortaya çıkan ne varsa yok edilmeye ve Kürt halkının geleceği karartılmaya çalışılıyordu. Önder Apo’nun düşmanlarının eline teslim edilmesi PKK ve Kürt halkı için en büyük darbe ve anlatılamaz bir travmaydı.
PKK ve Kürt halkının bu darbe sonucu dağılacağını ve yenileceğini hesaplıyorlardı. Baş giderse gövde daha kolay bölünür ve paylaşılır hesabı yapıyorlardı. O dönemin basını, iç ve dış siyaset odakları ve strateji uzmanları bu harekete fazla şans tanımıyorlardı. Ağırlıklı olarak bir köylü hareketidir ve lideri giderse bölünür, dağılır analizleri yapılıyordu. Bu hesapları ve analizleri de boşuna değildi. Daha önceki bütün Kürt baskaldırılarında liderlerin tasfiye edilmesiyle hareketler de tasfiye edilmiş ve yıkımlar ortaya çıkmıştı. Türk genelkurmay yetkilileri de bu tür hareketlerin liderlerini ele geçirmek savaş halindeki ülkelerin başkentlerini ele geçirmekle eşdeğerdir diyorlardı. Yani nereden bakılırsa bakılsın hedef ve hesapları Kürt halkının direnişini bertaraf etmek, lidersiz ve örgütsüz bırakmaktı. Sonuç ise Kürt halkı için tam bir yıkım olacaktı.
İnanılmaz bir psikolojik savaş altında Önder Apo’nun Türkiye’ye verildi ve yargılandı. Şeyh Said’in idam edildiği güne karar denk getirildi. Tarihle bir bağ kurularak Kürt halkının başına ne getirileceği gösterilmiş oluyordu.
Küllerinden yeniden doğan bir Önderlik
Bu korkunç psikolojik savaş altında ve bir adada izole bir insanın ayakta kalması ve önderlik pozisyonunu sürdürmesi olağanüstü bir yeteneği ve iradeyi gerektiriyordu. Önder Apo bu irade ve yeteneği gösterdi. İmralı’da çarmıha gerilse de küllerinden yeniden doğma becerisini gösterdi. Bu saldırı ve kuşatma altında tarihsel sorumluluğunu yüklenmekten geri durmadı.
Bu saldırı ve felakete takılıp kalmaktansa yeni duruma göre bir çıkış ve yol bulmaya, yol açmaya çalıştı. Bu durumda yaşayıp yaşamamayı da kendisiyle tartıştı. Sonuçta yaşamaya ve sorunun çözümüne çalışmaya karar verdi. Kürt halkını ve hareketini olabildiği kadar dönüştürmeye ve ayakta tutmaya, birliklerini sağlama yollarını aradı. Bunda da başarılı oldu. 14 yıllık zaman dilimine baktığımızda bugün Kürt halkı daha örgütlü ve daha büyümüş, bırakalım tasfiye olmayı çözümü dayatır boyutlara gelmiştir.
Önder Apo İmralı’da daha fazla okuyarak, araştırarak içinde bulunulan durumdan nasıl çıkılır üzerine yoğunlaştı. Kendisinin bir ada da tutsak olduğu koşullarda hareket eskisi gibi yürüyemezdi. Bunu iyi gördü ve daha tutukluluğunun üzerinde fazla bir zaman geçmeden PKK’yi değiştirip dönüştürme projesini açıkladı. Mahkemede Demokratik Cumhuriyet tezini geliştirerek tansiyonu düşürdü ve gerilla güçlerinin sınır dışına çekilmesi çağrısı yaptı. Parti bu doğrultuda hareket etti. Bu gerilla güçlerinin çekilirken verdikleri kayıplara rağmen toparlanmasına ve stratejik değişime kendisini hazırlamasına zemin hazırladı.
Bugün PKK dört parçada daha fazla örgütlüdür
Önder Apo’nun ideolojik ve felsefik araştırma ve arayışları günümüze kadar devam etti. AİHM yazdıkları binlerce sayfalık savunmalarında ideolojik ve teorik değişimleri tarihsel, toplumsal arka planına dayandırdı. PKK stratejik ve örgütsel anlamda yeniden yapılandırıldı. Kongra Gel sistemine geçildi. PKK’yi daraltma ve etkisizleştirme oyunları boşa çıkarıldı. PKK bugün Kürdistan’ın dört parçasında daha fazla örgütlü ve etkisini ideolojik ve örgütsel olarak artırmış bulunmaktadır. Kongra Gel sistemi içinde Önder Apo’nun ideolojik önderliğini ve sistemini benimsemiş PJAK, PYD, PÇDK gibi dört parçada örgütlenen partiler ortaya çıkmış ve giderek güç kazanmaya başlamışlardır. Bu hareketlerin tümü Önder Apo’nun öngörüleri ve perspektifleri doğrultusunda oluşmuş ve doğrultuları belirlenmiştir.
O karanlık ve belirsiz günlerden bugün önünü gören ve kendisine daha fazla güveni artmış bir örgütler ağı ve halk gerçeği ortaya çıkmıştır. Türk ordusu ve hükümetleri basının da desteğiyle Önder Apo’yu etkisizleştirmeye ve İmralı’ya gömmeye çalıştılar. Kürt halkından koparılmış bir önderlik durumuna düşürme hedefleri vardı. Ancak bu oyunları ve sistemli çalışmaları sonuç vermemiştir. Bugün Önder Apo her zamankinden daha fazla tüm Kürdistan’da ve örgütleri üzerinde etkili durumdadır.
Kongra Gel’in ilk kongresinde, değişim ve dönüşümün kritik dönemecinde Osman ve Botan’ların şahsında hareket ağır bir tasfiye ve erime tehlikesı yaşadı. Bu süreçte de yine halkın harekete sahip çıkması ve önderliğin müdahalesiyle tasfiye durduruldu. 2005’te yeni bir çıkışla hareket kendisini toparlamayi ve çıkış yapmayı başardı. 1999’dan 2005’e kadar Önder Apo barışcıl bir çözüm için büyük bir çaba harcadı. Ancak AKP Hükümeti ne savaş ne barış, bırakın çürüsünler stratejisini uyguladı.
Bu çürütme taktikleri de 2005 çıkışıyla boşa çıkarıldı. Hareketin gelişmesi ve kitle tabanının genişlemesine rağmen Önder Apo hep barış ve demokratik çözüm arayışları içerisinde oldu. Özellikle Türk hükümetinden gelen tüm ateşkes talep ve çağrılarına olumlu karşılık verdi. Kimse bu önderliğin çözüm için sorumluluktan kaçtığını ve savaşta ısrar ettiğini iddia edemez. Ateşkeslerin istendiği gibi yürümemesi ve bozulması yine Türk hükümetinin ateskeşlere karşılık vermemesi ve resmi bir sorumluluk altına girmemesinden kaynaklıydı.
‘Yol Haritası’ ve yeni süreç
Türk hükümetleri şimdiye kadar kamuoyuna Kürt sorununun çözümü konusunda bir proje sunabilmiş değillerdir. Tüm çözüm projeleri ve yolları hep Önder Apo tarafından geliştirilmiş ve kamuoyuna sunulmuştur. Özellikle AKP Hükümetinin Oslo süreci olarak adlandırılan dönemde başlattığı dialog ortamında da çözüm için proje üreten yine bu önderlik olmuştur.
“Yol Haritası” olarak bilinen çözüm projesi sağlam bir tarihsel ve sosyal alt yapıya oturtularak formüle edilmiş ve hükümete sunulmuştur. Bunun yanında üç protokol hazırlanmış ve silahların devreden çıkarılacağı somut öneriler T. Erdoğan hükümetine sunulmuştur. Hükümet bu protokolleri onaylamak ve sorumluluk almak yerine süreci tıkamış ve siddeti, savaşı tırmandırmıştır.
Üçüncü dönem seçimi kazanan ve devleti ele geçiren, kendisine aşırı güven duyan AKP, PKK’yi ezmeyi veya zayıflatmayı planlamıştır. Masa başında yaptıkları güç hesaplamalarında devleti, tarikatları ve basını topyekün kullanır ve son teknolojiyle saldırırlarsa PKK’yi, gerillayi yeneceklerine inanıyorlardı. Bunun için Oslo sürecini bir kenara attılar.
Bu imha ve tasfiye planının hayat bulması için öncelikli hedef yine İmralı’ydı. Önder Apo, PKK ve halktan koparılmalıydı. Halk ve örgütü ondan moral, ve perspektif almamalıydı. Beyin devre dışı bırakılırsa PKK’nin karar mekanizmaları bozulacaktı. Bu durumda PKK rahat karar alamazdı. Halk belirsizlik içine girecekti. PKK’nin bölünme, zayıflama ihtimali daha fazla olacaktı. Bunlara ek olarak her taraf bombalanacak, gerilla üzerinde ağır bir baskı kurulacaktı. Legalde de iş yapan kim varsa toplanacak hapishaneler doldurulacaktı. Böylece kitleler sindirilecek ve hareket bastırılacaktı.
Bu çerçevede onbine yakın insan KCK adı altında hapishanelere dolduruldu. Yıllarca insanlar mahkemelere bile çıkarılmadı. 12 Eylül döneminde olmayan baskın ve tutuklamalar gerçekleşti. Bir günde 40’ı aşkın avukatın evi basıldı ve gözaltına alındı. 12 Eylül hapihanelerinde bu kadar Kürt tutuklu bulunmuyordu.
Beşar Esad rejimiyle can ciğer olmuştu
Dışarıda da tüm güçlerini ve ittifaklarını harekete geçirdiler. İran’la anlaşarak onların da PKK’ye saldırmalarını sağladılar. İran hiç yapmadığı bir biçimde ağır bir saldırıya geçti. Yoğun çatışmalar yaşandı. Gerilla gücleri muazzam bir direniş sergiledi. Yapılan bir ateşkesle çatışmalar durduruldu.
Türkiye, Beşar Esad rejimiyle de can ciğer olmuştu. Esad ele geçirdiği kadroyu Türkiye’ye teslim ediyordu. ABD’den insansız hava araçları ve gelişkin silahlar almayı sürdürüyordu. Kürt halkı ve gerilla güçleri her taraftan baskılanmaya ve teslim olmaya zorlanıyordu.
Ankara Önder Apo’nun duruşunu, gerillanın ve Kürt halkının direniş iradesini anlaşılan yeterince hesaba katmamıştı. Özellikle geçen yıl bahar aylarıyla birlikte gerillanın harekete geçmesiyle AKP Hükümetinin yaratmaya çalıştığı psikolojik üstünlük çabası yerle bir oldu. Önderlik İmralı’da yine tarihsel bir duruş ve irade sergilemişti. Tüm avukatları hapishaneye atılmış ve bir buçuk yıl boyunca tüm yasalar ve hukuk çiğnenererek dünyadan izole edilmişti. Tüm yalıtma ve etkisizleştirme çabaları ise yaramamıştı.
Birbuçuk yıl boyunca dünyaya kapattıkları Önder Apo bırakalım Kürt halkı ve PKK içinde güç kaybetmeyi, tüm zamanlardan daha fazla güç ve prestij sahibi olmuştu. Bu nasıl gerçekleşti diye birçok araştırmacı kafa yormaya devam etmektedir. Türkiye’yi yönetenler bugün en istemedikleri ve hiç hoşlanmadıkları bir durumla karşı karşıya kaldılar.
Kürtler son iki yıl içinde Suriye’de çıkan karışıklıklar ve iç savaş ortamında üçüncü bir yol izleyerek bulundukları bölgelerde özerkliklerini ilan ederek kendilerini yönetmeye başladılar. Bu gelişmelere önderlik eden güç de ağırlıklı olarak PYD’dir. Türkiye PYD’yi sürecin dışına atmak ve Suriye’de Kürtlerin bir statüye sahip olmaması içi büyük bir çaba sergilemektedir. Suriye Arap muhalefetini silahlandırarak, destekleyerek, Kürtlerin üzerine salarak statüsüz bırakmaya çalışmaktadır. Şimdiye kadar bu oyunlar tutmamış ve Suriye Kürtleri direnerek haklarını korumaya devam etmektedirler.
15 Şubat komplosu sonuçsuz kalmıştır
Görüldüğü gibi 15 Şubat komplosundan beklenen sonuç elde edilememiştir. PKK ve Kürt halkı aleyhinde kuşatma ve komplolar düzenleme oyunları ve niyetleri bitmemiştir. Ancak şimdiye kadar Önder Apo’nun ideolojik ve örgütsel tedbirleri 15 Şubat komplosunu sonuçsuz bırakmıştır.
15 Şubat komplosu Kürt halkının nasıl bir tehlike karşısında olduğunu göstermiş ve duyarlılığını artırmıştır. Bugün bir adada ve dünyadan izole edildiği halde sayın Öcalan’ın Kürtler arasında etkisi ve kabul görmesi artıyorsa bu onun duruşuyla ve aldığı önlemlerle açıklanabilir.
Bugün AKP Hükümeti eğer PKK’yi yenebilseydi İmralı’ya gidip Kürtlerin önderi ve temsilcisi olarak sayın Öcalan’la görüşme gereği duymazdı. Eğer İmralı’ya gitmek zorunda kalınıyorsa 15 Şubat’ın sonuç almadığını gösterir. Daha fazla can ve mal kaybının olmaması ve Kürt Türk ilişkilerinde silahlar aradan çıksın isteniyorsa barışçıl yollardan sapmamak gerekir. Bugün Kürt halkı dört parçada daha bilinçli ve daha örgütlü hale gelmiştir. Kürtler Ortadoğu’da herkesin dikkate alması gereken bir güç haline gelmiştir. Bu gücün en büyük örgütleyeni ve etkileyeni de Kürt Halk Önderi Öcalan’dan başkası değildir.
MUZAFFER AYATA