Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a ve şahsında Kürt halkına yönelik tezgahlanan 15 Şubat 1999 Uluslararası komplosunun 15. Yıldönümünü yaşıyoruz. Her alanda Kürtler komployu protesto eden eylemler yapıyorlar. Önder Abdullah Öcalan’a ve özgürlük mücadelesine sahip çıkıyorlar. Uluslararası komplo her yerde tartışılıyor. Bu yıldönümündeki tartışmalar her zamankinden daha yoğun ve farklı. Tartışmalar Kürt Halk Önderi’nin 2013 Newroz’unda yaptığı çağrı temelinde gelişen yeni demokratik çözüm süreci ile birleşiyor.
Uluslararası
komplonun 9 Ekim 1998 günü Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın
Suriye’den çıkartılarak Yunanistan’a gidişinin sağlanmasıyla başladığı
biliniyor. Hedef, uçakla indiği Atina Havaalanı‘ndan içeri alınmayarak
ortada bırakmaktı. Geri dönmek mecburiyetinde bırakarak kimsenin sorumlu
olmayacağı bir ortamda yok etmekti. Önder Abdullah Öcalan’ın imhasına
dayanarak da PKK’yi tasfiye etmekti. Böylece Kürt direnişini ezerek
Kürtler üzerindeki inkar ve imhayı başarıya götürmekti.
Önder
Abdullah Öcalan Atina’dan Moskova’ya giderek 9 Ekim komplosunun bu
amacını başarısız kıldı. Fakat 9 Ekim imha planı boşa çıkartılsa da
komplo sona ermedi. Komplocu güçler tarihin en amansız bir uluslararası
takibiyle komployu sürdürdüler ve 15 Şubat 1999 korsanlık olayına kadar
götürdüler. Böylece Önder Abdullah Öcalan’a ve Kürtlere yöneltilen
uluslararası komploda ikinci aşamaya geçilmiş oldu: İdam yöntemiyle imha
aşaması!
1999 Yılının Mayıs ve Haziran aylarında hepsi
formalite olan sözde bir yargılamanın İmralı Adası’nda nasıl yapıldığı
biliniyor. Sonucu baştan belli olan bu sözde mahkemenin hiç düşünmeden
idam cezası verdiği de! Komplocuların hesabına göre, Önder Abdullah
Öcalan’ın fiilen yönetmediği PKK altı ay içinde tasfiye olacak, PKK’nin
tasfiyesi ardından da İmralı mahkemesinin verdiği idam kararı rahatlıkla
uygulanabilecekti.
Fakat komplocuların bu hesabı da
tutmadı. Bekledikleri gibi PKK tasfiye olmadı. Dolayısıyla İmralı
mahkemesinin verdiği idam kararı uygulanamadı. Bu durumda idamın PKK’yi
tasfiyeye götürmeyeceği değerlendirilerek, İmralı’da çürütme politikası
uygulanması daha doğru görüldü. Zamana yayılmış çürütme politikası ile
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan çalışamaz ve üretemez kılınacak,
böylece düşünce gücünden yoksun bırakılan PKK de tasfiye olacaktı!
Tabi
komplocuların bu hesabı da tutmadı. Sosyal demokrat Ecevit’in düşünce
gücüne dayanılarak uygulanmak istenen bu politika da komployu başarıya
götürmedi. Önder Abdullah Öcalan hiç kimsenin ihtimal vermediğini yaptı,
herkesin olamaz dediğini başardı. İmralı baskı ve tecrit ortamını bir
okula dönüştürmeyi ve Kürt sorununun demokratik çözümünün teori ve
stratejisini geliştirmeyi sağladı. Böylece İmralı çürütme politikasını
da yenilgiye uğratmayı başardı. On ikinci yılında bugün çatırdamakta
olan AKP iktidarına sıra böyle geldi.
Geçen on bir yıl
boyunca uluslararası komployu başarıya götürebilmek için AKP’nin
yapmadıkları kalmadı. Tabi arkasında başta ABD olmak üzere komployu
yürüten tüm uluslararası güçler vardı. ABD’nin Irak’ı işgaline
dayanılarak PKK’yi içerden bölüp tasfiye etmeyi amaçlayan bir
provokasyon hareketi dayatıldı. Bu başarısız kalınca yeniden topyekün
mücadele konsepti ile saldırıya geçildi. İmralı’da Kürt Halk Önderi
üzerindeki baskı ve tecrit en üst düzeye çıkartıldı, Kürt demokratik
siyaseti üzerinde siyasal soykırım operasyonu yürütüldü, başta Kürt
çocukları, gençleri ve kadınları olmak üzere tüm halk üzerinde yoğun bir
polis terörü uygulandı, gerillaya dönük defalarca ezme operasyonları
geliştirildi, vs. Fakat AKP’nin tüm bu baskı ve terör politikaları sonuç
vermediği gibi, oldukça usta olduğu oyun ve hileleri de sonuç vermedi.
Ne kadar taktiğe başvurduysa uluslar arası komployu başarıya götüremedi.
Şimdi 15 Şubat komplosunun on altıncı yılına girerken AKP iktidarının
temelleri sarsılıyor. Buna karşı Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve
Kürt Özgürlük Hareketi bölgenin en dinamik ve etkili siyasal gücü olma
konumunu ve özelliğini sürdürüyor.
On beş yıl gibi uzun bir
süre değil çalışmak, İmralı’da yaşamak bile başlı başına büyük bir
mucizedir. Bu on beş yılın her anının en ağır psikolojik savaşa karşı
müthiş bir direniş olduğu tartışma götürmezdir. Önder Abdullah Öcalan on
beş yıl boyunca böyle mucizevi bir direniş konumunda yaşadığı gibi, bu
on beş yılı düşünce üretiminin en verimli dönemi haline getirmeyi de
başarmıştır. Bu süreçte hazırladığı irili ufaklı 12 ciltlik
Savunmalarıyla iktidarcı ve devletçi uygarlıkla kapitalist modernite
sistemini yargılamış ve insanlığa özgür ve demokratik yaşamın yolunu
göstermiştir. Savunmaların hazırlandığı ağır tecrit koşulları dikkate
alınırsa, önem ve değerlerinin ne kadar yüksek olduğu daha iyi
anlaşılır.
Şimdi uluslararası komplo ve İmralı sistemine
karşı on altıncı yıl mücadelesine ilişkin de üç hususu vurgulamak önem
taşımaktadır. Birincisi İmralı’da on beş yıl dolmaktadır. İmralı
sisteminin ABD ve Avrupa tarafından oluşturulduğu, Türkiye’ye de
gardiyanlık görevinin verildiği bilinmektedir. O halde İmralı’da Avrupa
hukukunun geçerli olması gerekir. Avrupa hukukuna göre de, müebbet veya
ağırlaştırılmış müebbet cezaların on beş yılı dolduktan sonra mahkeme
yeni değerlendirme yapar ve yeniden karar verir. Bu kararla ceza devam
ettirildiği gibi, sona erdirilerek tutuklu serbest bırakılabilir de. On
beş yıl dolduğuna göre, Türkiye’deki tartışmalardan bağımsız olarak Kürt
Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın durumunun mahkemece yeniden
değerlendirilmesi gerekir. Bu on altıncı yıldaki hukuki mücadele alanını
oluşturuyor.
İkincisi ise siyasal alanda yaşanacak yoğun
mücadeledir. Hem 2011-2012 direnişinin ve hem de 2013 yılı mücadelesinin
ortaya çıkardığı ciddi sonuçlar vardır. Türkiye’deki seçim süreçleri ve
AKP-Fethullahçı çatışmasının yarattığı çok önemli bir siyasal süreç söz
konusudur. Buna bir de Ortadoğu’da yaşanan Üçüncü Dünya Savaşının
düzeyi eklenirse, komploya karşı on altıncı yıl mücadelesinin ne kadar
karmaşık ve sonuç alıcı olacağı çok açık bir biçimde görülür. Bu yılda
Türkiye, İran ve Kürdistan üçgeninde çok önemli siyasal ve askeri
gelişmelerin yaşanacağı açıktır. Önder Abdullah Öcalan’ın yürüttüğü Kürt
Özgürlük Mücadelesi en güçlü ve tarihi kazanımlarını elde edecek
düzeydedir.
Şimdiye kadar fazla gerekmiyordu, ama İP(İşçi
Partisi)’nin son hezeyanları sonucunda üçüncü olarak da ideolojik
mücadeleyi belirtelim. İP ve onun sözde liderliği kendilerini
hapishaneye tıkanlara bir şey diyemeyince, Kürt Halk Önderi Abdullah
Öcalan’a saldırarak durumunu maskelemek ve kamuoyunu yanıltmak istiyor.
Türkiye’de geçerli olan “PKK’ye ve Liderine saldırarak kendini kurtar”
taktiğine başvuruyor. Teknik hilenin her türünü kullanarak Önder
Abdullah Öcalan’ı “Kötüleyecek” kasetler yayınlıyor. Kasetli mücadeleyi
Fethullahçı efendilerinden çok iyi öğrenmişe benziyor.
Bütün
çabalarına rağmen, aslında yayınladıklarında yeni ve bilinmeyen pek bir
şey de yok. Eğer kırpılarak saptırılmazsa, Önder Abdullah Öcalan’a
ilişkin yayınlananların özünü zaten defalarca yazmış ve söylemiş
bulunuyor. Bazıları bunu “Abdullah Öcalan’ı itibarsızlaştırma
operasyonu” olarak değerlendiriyorlar. Yapanların amacı bu olabilir,
fakat bu tür çabaların Kürt halkının ve insanlığın gönlünde taht kurmuş
olan Önder Abdullah Öcalan’ı sarsması mümkün değildir. Bunlar beyhude
çabalardır. “Merdi Kıpti secaat arz ederken sirkatin söylermiş”. Burada Kürt
Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın sözde İmralı sorgusunun kasetlerini
yayınladığını söyleyenlere şunu sormazlar mı: Bu kasetler sizde ne
geziyor? Yoksa uluslararası komplonun ve İmralı soruşturmasının içinde
miydiniz? Yoksa gerçekten Ergenekoncu ve kontrgerillacı mısınız? 1972’de
direnerek şehit düşen Önderler, sizin için daha o zamandan “Ajan”
demişlerdi. Yaptıklarınız bu sözleri doğrulamıyor mu? Kırkbeş yıldır
Türkiye’deki demokratik devrimi tasfiye ettiniz, şimdi de Kürdistan
Devrimini ve Türkiye üzerindeki etkilerini tasfiye etme görevini mi
üslendiniz?
Altın pas tutmaz! Güneş balçıkla sıvanmaz! Ajan,
dönek ve tasfiyecilerin çamurları özgürlük ve demokrasi duvarında iz
bırakmaz! On altıncı yıl mücadelesi uluslararası komployu yerle bir
ettiği gibi, komplonun uşaklarını da tarihin çöp sepetine atmayı bilir!