"Muasır medeniyete" eğitimle ulaşılacaktı! Eğitimin "Tek kimlik" yaratmak dışında bir işlevi olmadı. 18 "Milli Eğitim Şurası" yapılmış, 19. "Şura" yapılırken zihniyette ne değişti de? Laik, demokratik, bilimsel, ana dilde eğitim kabul edilsin? 18 kere "Türküm, Doğruyum, Müslüman’ım" diyen akıl, toplumsal gereksinimleri karşılayacak reform yapar mı? Devlet için eğitim askeri talidir. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından düzenlenen bir eğitim konferansına çağrılmıştım. Dönemin "Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı" da vardı. Ona "Talim ve terbiye" militarist bir tabir değil mi? Kurumunuzun adını değiştirmeyi düşünüyor musunuz? Diye sordum. "Eğitim de eğip bükmekten geliyor!" dedi. "Eğitim programı çoğulcu değil!" dedim. "Ne olsaydı çoğulcu olurdu?" diye soran Prof. Dr’ye "Ben Kürt ve Aleviyim bu program beni inkar ediyor!" dedim, tüm başlar bana döndü! Önümde oturan zarif kadın "Beyefendi siz iyi niyetli değilsiniz!" diye beni azarladı. Ben ısrarcı olup tartışmayı sürdürmek istedim, salon karıştı! Hakaret fiili saldırıya ulaşacakken oturumu yöneten "Bir ara veriyorum!" diyerek tansiyonu düşürmeye çalıştı. Arada bir "Dini bütün" yanıma geldi "Hakkını helal et! Galiba seni üzdük?" deyince "Eğitim cenazesi kalkarken hakkımı helal edip etmediğimi sorun!" dedim. O anda yaklaşıp, kulağıma "Helal olsun sana çok iyi yaptın! Ben Gazi Üniversitesinde hocayım. Hacıbektaşlı Aleviyim!" diyen kişiye "Sen hoca da olamazsın, Alevi de! Salondakilerin tümü bana saldırdı. Sen neden sesini çıkarmadın?" dedim.
Devletin eğitim politikası tekçi, eğitim yöneticileri hem tekçi hem de magandadır! Eğitim politikasının ruhu 1920’lerde Amerikalı Pragmatist John Dewey’den devşirmedir. Noam Chomsky, Dewey’i "Klasik liberalizmin özgürlükçü değerlerinden beslenen ve erken eğitimde gerçekleştirilecek reformların toplumsal değişim için büyük imkanlar sağlayacağına inanan bir düşünür" olarak tanıtır. Dewey’in pragmatist liberalizmi ile Türk/İslam zihniyetini yoğuran devlet asimilasyonda yüzde 100 başarı sağlayamasa da amacına önemli ölçüde ulaştı. Eğitimde kendine özgü model oluşturmak, Türkiye’nin etnik ve inançsal gerçekliği için çoğulcu bir eğitim politikası yaratmak asla düşünülmedi. Bireyin yetenek ve becerilerini geliştirmenin tersine köreltildi. Çünkü devlet, toplumsal ihtiyaçları karşılayacak üretici güç yaratmayı değil, devlete biat eden Türk/İslam birey yaratmayı planladı. Devlet eğitim adı altında, tarihi, sosyal, kültürel, inançsal değerlerimizi katletti! Türkiye’de okula başlayan kız ve erkek çocukların yüzde 20’si dahi denebilecek yetenek, beceri ve zekadayken, eğitim sistemi bu eşsiz değerleri köreltiyor!
Son radikal değişiklik 2004 yılında yapılmış yeni programın adına "Öğrenci Merkezli Eğitim" denmişti. Güya "Önce öğretmen merkezli bir eğitim" varmış "öğrencinin aktif ve özgür olduğu bir program yapılmış!" Dönemin MEB’i Hüseyin Çelik "Biz yeni programda bayrak direği modeli uyguladık!" demişti. "Bayrak direği modelini" asimilasyonun kökü sağlam, tepesi sallansa da olur anlamında söyledi. "Direğin köküne Türk/İslam çimentosu döktük!" diyordu. Bu gün, sahte laiklik tapınmacısı Sol Kemalistlerle, gelenekçi, muhafazakar Sağ Kemalistler nasıl didişmişse o gün de öyle didişmişlerdi. Ancak eğitim sorunu da iktidar sorunu, Kürt sorunu, Alevi sorunu, demokrasi ve özgürlükler sorunu gibi Sol Kemalizm, Sağ Kemalizm çatışmasında çözülemez. Bu tartışmayı izlemekle yetinmek yerine, eğitim keşmekeşine bilimsel bir çözüm üretmeliyiz.
Şu anda eğitim sistemi, ırkçı, asimilasyoncudur. Devlet eğitim yoluyla insanlığa karşı suç işlemektedir. Ana dilde eğitim, inançsal anlamda eşit ve özgür eğitim, bireyin yetenek ve becerilerini geliştirmeyi, toplumsal ihtiyaçlar için üretici güç yaratmayı hedefleyen bir eğitim sistemi oluşturmalıyız…