Gurbet Çiçek, 4 çocuğuyla birlikte gözaltına alındı. 12 yaşındaki kızına cinsel istismarda bulunulduğunu, oğlunun burnunun kırıldığını, diğer oğlunun da bir ay boyunca yataktan çıkamadığını anlatan tutsak Çiçek, işkencede duyma yetisini yitirdi. 2 yıldır iddianame olmadığı için ne ile suçlandığını bilmiyor.
Okuma yazması olmadığı halde gözaltında zorla altına parmak bastırıldığı ve ne olduğunu bilmediği gerekçelerle 2 yıldır cezaevinde bulunan 5 çocuk annesi Gurbet Çiçek, bir an önce iddianamesinin hazırlanarak suçsuzluğunun ortaya çıkmasını istedi. Bulunduğu Elazığ T Tipi Kapalı Cezaevi’nde KHK ile kapatılan DİHA’nın tutuklu muhabiri Şerife Oruç aracılığıyla mektup gönderen Çiçek, ailesiyle birlikte gözaltında alındığını, gördüğü şiddet sonucu duyma yetisini yitirdiğini, 12 yaşındaki kızına cinsel istismarda bulunulduğunu ve 2 oğlunun da öldürülesiye darp edildiğini anlattı.
Haziran 2016’da gözaltına alınarak tutuklanan Gurbet Çiçek , gönderdiği mektupta şunları kaydetti: “Ben 50 yaşında 5 çocuk annesiyim ve 2 yıldır tutukluyum. 2 yıldır iddianamemin hazırlanmasını bekliyorum. Gözaltında ve cezaevinde yaşadıklarımı sizler aracılığıyla tüm kamuoyuyla paylaşmak istiyorum ki benim maruz kaldıklarıma bir başkası maruz kalmasın. İçinde bulunduğum adaletsizliğin ve hukuksuzluğun son bulmasını istiyorum.
Her türlü işkence yapıldı
Mardin’in Derik ilçesi Bayır köyünde yaşıyordum. Çiftçilikle geçimimizi sağlıyorduk. Bir sabah ne olduğunu anlamadan ben ve 4 çocuğum ‘örgüt üyesi olmak’ iddiasıyla gözaltına alındık. Gözaltında çocuklarımla beraber hem psikolojik hem de fiziki olarak her türlü işkenceye maruz kaldık. Gözaltında aldığım darbelerden dolayı duyma yetimi kaybettim. Kulak zarımda yırtılma meydana geldi. Bir oğlumun burnunu kırdılar. Bir diğer oğlum ise aldığı darbelerden kaynaklı bir ay boyunca yataktan çıkamadı. Bizimle beraber gözaltına alınan 12 yaşındaki kızımı da soyup cinsel istismarda bulundular. Çocuklarım yaşadıklarının ağır travmasını hala yaşıyor. Özellikle de 12 yaşındaki kızım zor süreçler yaşadı ve hala yaşıyor. Gözaltı sürecinden sonra, çocuklarım adli kontrol şartıyla serbest bırakıldılar. Ben tutuklandım. 2 yıldır iddianamem olmadığı için neden tutuklu olduğumu bilmiyorum. Okuma yazmam olmadığından gözaltındayken önüme koydukları birçok kağıda parmak bastırdılar. Bundan kaynaklı iddianamede ya da mahkemede önüme ne çıkacak bilmiyorum."
Hepatit B hastası olduğunu ve cezaevinde birçok hastalıkla mücadele ettiğini ifade eden Çiçek, “Ayrıca bir gözüm görmüyor ve kulaklarım duymuyor. Ameliyat olmam gerek. Yine karaciğer rahatsızlığı, tansiyon ve kolesterolle mücadele ediyorum. Dışarıda yaşlı bir annem ve babam var. Eşim ise kayıp nerede olduğunu bilmiyorum. Çocuklarıma bakacak kimsem yok. 2 yıldır iddianame bekliyorum ve daha ne kadar belirsizlikle tutuklu bulunacağımı da bilmiyorum. Bir an önce dosyamın açılmasını ve suçsuzluğumun ortaya çıkmasını istiyorum. Bunun için de bir anne olarak tüm kamuoyuna duyarlılık çağrısında bulunuyorum” dedi.
AMED
Baskılar misliyle arttı
Cezaevlerinde insan onuruna yakışmayan hukuk dışı işkence ortamının devam ettiğini belirten Zindanlarla Dayanışma İnisiyatifi’nden Selma Altan, “Diktatörlük rejimi bütün kötülüğüyle seçimlere hazırlanırken, cezaevlerinde yaşanan baskı misliyle arttı” dedi.
Ege Bölgesi’ndeki cezaevlerinde yaşananlarla ilgili bilgi veren İzmir Zindanlarla Dayanışma İnisiyatifi’nden Selma Altan, muhaliflerin “terörist” damgasıyla ya gözaltına alındığını ya da adli kontrol şartıyla dışarıda hapsedildiğini söyledi.
Toplumda mevcut olan baskıların cezaevlerinde misliyle yaşandığının altını çizen Selma Altan, Ege Bölgesi’ndeki cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerini şöyle sıraladı: “Siyasi tutsakların üzerindeki tecrit, işkence ortamı, kimlik dayatması, ayakta sayım dayatması, sosyal faaliyet engeli, kitap dergi kısıtlaması, mektup ve faksların içeri ve dışarı alınmaması, provokatif oda aramaları, tehditler, hastane sevklerinin uzatılması ve hastanelere ulaşılamaması, aile görüşlerinin kısaltılması, avukat müvekkil mahremiyetinin ihlali, yeni gelenlere çıplak arama dayatılması ve darplar.”
R tipleri sözde rehabilitasyon
Menemen R Tipi Cezaevi’nde 10 kişilik odalarda 20 kişinin tutulduğunu belirten Altan, Menemen Cezaevi’nde bulunan 4 siyasi tutsağın 36’ıncı gününde biten açlık grevinin sonucunda Dicle Bozan’ın Elazığ’a, Yusuf Bulut’un Isparta’ya sürüldüğünü, Ergin Aktaş ve Ahmet Hemi’nin ise aynı odaya alındığını söyledi. Açlık grevinin sonunda oluşan komplikasyonların devam ettiğini kaydeden Altan, “R tipleri zindanların sözde rehabilitasyon merkezleri” dedi.
Vantilatör alınmasına izin yok
Yaz ile birlikte sıcaklığın arttığını ve eski vantilatörlerin yetmediğini, yenilerinin alınmasına da izin verilmediğini ifade eden Altan, tutsakların spor alanlarına çıkmalarının kısıtlandığını, sosyal ve kültürel alanlara çıkmalarının yasaklandığını, Kuran dışında kitabın içeriye girişinin yasaklandığını vurguladı. Alten, “Provokatif oda aramaları artmış, idareye verilen itiraz dilekçeleri ya reddedilmekte ya da dikkate alınmamaktadır. Ayrıca bazı tutsaklar üzerinde bunlardan farklı olarak baskılar artmıştır” diye kaydetti.
Aile görüşleri kısaltıldı
Akhisar Cezaevi’nde ise aile görüş haklarının 50-60 dakikadan 25-30 dakikaya düşürüldüğünü söyleyen Selma Altan, yeni cezaevi olduğu için eksikliklerin çok olduğunu ve ailelerin getirdiği eşyaların içeri alınmadığını belirtti. Cezaevlerinde insan onuruna yakışmayan hukuk dışı işkence ortamının devam ettiğini ifade eden Altan, şöyle dedi: “Tutsaklara dayatılan bu faşizan infaz rejiminden vazgeçilmelidir. Zindanların tutsak haklarına uygun hale getirilmesi gerekmektedir. Özellikle siyasi tutsakların üzerindeki baskılar, tecrit, işkence ortamı, kaldırılmalı, hukukun gösterdiği değerlerle insan onuruna yakışır bir hale getirilmesi gerekmektedir.”
JINNEWS/İZMİR
Tokalaşmaya da izin verilmedi
Tarsus 1 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan Arif Şahin, karşılaştıkları baskı ve hak ihlallerine dair gönderdiği mektubunda aileleri ile tokalaşmalarına dahi izin verilmediğini belirtti.
Mersin-Tarsus 1 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan Arif Şahin, gönderdiği mektubunda cezaevinde maruz kaldıkları baskı ve hak ihlallerini yazdı. Mektubunda psikolojik, fiziki şiddet ve özel işkencelere maruz kaldıklarını aktaran Şahin, sınırlı sayıda kitap bulundurabildiklerini, kitap değişiminin ise geç yapıldığını kaydetti.
Şahin, görüş günlerinde ailelerine ve kendilerine saldırgan tavırlar sergilendiğini de paylaştı. Şahin, “Ailelerimizle tokalaşmamıza dahi izin verilmiyor. Revire düzenli çıkarılmıyoruz. Hastalandıktan bir ay ya da 45 gün sonra o da idare ile sonucu veya suç duyurusu sonucu çıkartılıyoruz. Hastane sevkleri yapılmıyor. Yapılınca da kelepçeli muayene dayatıyorlar. Cezaevi çıkışında asker, onur kırıcı üst baş araması yapıyor. Ters arama yapıyor ve kamerasız odaya götürüyor” diye yazdı.
Yine ortak etkinlik haklarının ellerinden alındığını belirten Şahin, haftada 45 dakikalığına spora çıkarıldıklarını kaydederken, “Sağımıza, solumuza FETÖ’cü, DAİŞ’li tutuklu konuyor. Bu uygulama provokatif uygulamalara yol açabiliyor” dedi.
Şahin, kaldıkları 14 kişilik koğuşlarda 20’den fazla kişinin tutulduğunu, bu nedenle kimi tutukluların yerde yatmak zorunda kaldığını da ekledi.
Öcalan’la görüşme reddedildi
Öcalan’ın avukatlarının, müvekkilleriyle görüşmek için yaptığı 763'üncü başvuru da reddedildi.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın avukatları Cengiz Yürekli, Fuat Coşacak ve Serbay Köklü’nün, müvekkilleriyle görüşmek için Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığı 763'üncü başvuru reddedildi. Başsavcılık, avukatların başvurusunu 5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun gereğince, “Hükümlüler hakkında getirilen kısıtlamaları” gerekçe göstererek reddetti.
Verilen kararla avukatların Öcalan’la görüşme talebi, 27 Temmuz 2011’den bu yana 763'üncü kez “hava muhalefeti”, “koster bozuk”, “koster onarımda” ve “OHAL” gerekçeleriyle engellenmiş oldu.