Yasağa rağmen kapasitenin üzerinde yolculuk etmek zorunda kalan mevsimlik tarım işçileri, hijyensiz koşullarda günde 12 saat sigortasız çalıştırılıyor ve yaşamlarını 20 metrekarelik bir çadıra sığdırıyor.
Emrullah ACAR / MA/ANKARA
Tarım kenti olmasına rağmen ekin alanı olmadığı için her yıl binlerce insan Urfa’dan mevsimlik işçi olarak göç yolcuğuna çıkıyor. Gittikleri kentlerde başta ırkçı saldırılara maruz kalan işçiler, bu yıl da salgın tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Kavurucu yaz sıcaklarında küçük çadırlarda konaklayan kalabalık ailelerin, temiz içme suyuna erişimin olmaması salgın hastalıklarla karşı karşıya gelmelerine yol açarken, salgına karşı nasıl korunacakları ise belirsiz.
Urfa’dan binlerce kilometre uzaklıkta bulunan Ankara’nın Bala ilçesine gelen mevsimlik tarım işçilerini de aynı olumsuzluklar bekliyor. Göç yolculuğuna çıkan binlerce tarım işçisinden Hasan Olgun, yaşadıkları sorunları, “Türkiye’de en çok sömürüye maruz kalan işçi kesimi tarım işçileridir” sözleriyle özetliyor.
Risk izin alma süreciyle başlıyor
İçişleri Bakanlığı tarafından tarım işçileri için getirilen “özel izin” uygulamasının risk barındırdığını söyleyen Olgun, “Günlerce Tarım Müdürlüğü’nün önünde izin sonuçlarının çıkmasını bekliyoruz. Yığılmalar nedeniyle hastalığın yayılma riski de artmaktadır” dedi.
İş yürüsün de…
Olgun, salgın için getirilen yasaklamaların tarım işçileri için uygulanmadığını ifade ederek, “Tam bilemiyoruz ama belki de trafik polisleri bu konuda özel talimatlar doğrultusunda ceza kesmiyor. İş yürüsün de bu insanlar kaza yapmış, hayatları kimin umurunda! Şimdi koronavirüs dolayısıyla kapasitenin yarısı diye yolculuk talimatı var ama bırakın yarısını, kapasitenin iki katı üzerinde yolculuk yapılıyor” diye konuştu.
Tarım işçisi sayısı arttı
Çalışmak zorunda oldukları için ücretlere itiraz edemediklerini ve işverenin bu durumundan faydalandığını söyleyen Olgun, “Tarım işçileri günde 12 saat ağır işlerde hem de sigortasız çalışıyorlar. Buna rağmen aylık kazançları asgari ücretin altında. Bir de koronavirüs sebebiyle daha önce bölgede düzenli bir işte çalışanların işyerleri kapatıldığı için ve işsiz kaldıkları için bu yıl onlarda tarım işçiliğine yöneldiler” diye belirtti.
Buna yaşamak denirse…
Tarım işçileri için “Bütün hayatlar 20 metrekarelik bir çadıra sığıyor” diyen Olgun, “Yatıp, kalktığımız, oturduğumuz, mutfak olarak kullandığımız yer sadece 20 metrekarelik bir çadır. Ne bir televizyon ne buzdolabı. Sosyal hayattan kopuk bir yaşam. Buna yaşamak denirse. Elektrik yok, akşamları lüküz denen tüplü lambayla çadır aydınlatılıyor. Suya erişim ise çok kısıtlı. İşverenler tarafından tankerle su getirilir, bu tankerlerden aldığın suyu kovalarda ve küçük bidonlarda çadıra taşır kullanırsın ki, tanker suyu çok çabuk bitiyor. Bazen tekrar tankerin getirilmesi uzun zaman alır, bir gün susuz beklediğimiz zamanlar olur” şeklinde anlattı.