15 Temmuz gecesi yaşanan kabusla birlikte, ülkenin “batı yakası” darbe girişiminin sarsıntılarını yaşarken, Kürtler yıllardır boğazları patlarcasına “darbe mekaniği devrede; Kürt sorunu çözülmeden yeni darbeler gündeme gelecektir” şeklinde feveran ediyordu. Bugün, iktidarı 14 yıldır aralıksız elinde tutan AKP, 2009 yılında “KCK operasyonları” adı altında Kürtlere dönük siyasi soykırım operasyonları başlattığında; seçilmiş-avukat-STK temsilcisi-kadın aktivistler-siyasi parti yöneticileri, vb demeden duvar diplerinde elleri kelepçelenerek tutuklandıklarında “esas paralel devlet Fethullahçılardır” diyorduk ama sesimizi duyan olmuyordu. Hukuk dışı dinlemelerle, teknik takiplerle, konuşma içeriklerinin oynanmasıyla, meşru-yasal-demokratik siyaset yapma hakkını kullanan Kürt siyasetçiler ve sivil toplum örgütü üyeleri üzerinde tam bir yargı terörü estirildi.
Yıllarca cezaevlerinde tutuldular; dahası, verilen cezaları kesinleşenler halen cezaevlerinde! Bu kararları “hukuk dışıdır; bozulmalıdır” deyip temyiz ettiğimizde önüne gelen tüm dava dosyalarını incelemeden mührü basıp kesinleştiren meşhur Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkanının da 15 Temmuz darbe girişimi sonrası tutuklananlar arasında olması ne garip! O 9. Ceza Dairesi ki, 30 yıldır Kürtlerle ilgili tüm politik davaların gittiği, 1-2 istisna hariç neredeyse hiçbir yerel mahkeme kararını bozmayan Daire! O nedenle Kürt avukatlar olarak senelerce DGM’lerde, özel yetkili mahkemelerde “Kürt halkına yönelik yurttaş hukuku değil; düşman hukuku uyguluyorsunuz” dediğimizde herkes kulağını tıkıyordu. Böylelikle 75’lik dedelerimizden tutun da 14’lük çocuklarımıza kadar onbinlerce Kürdün hayatı karartıldı; içlerinde ölümcül hasta olanlar “çözüm sürecinde” dahi tahliye edilmedi!
Kürtler 1980 darbesinden itibaren zaten sıkıyönetimle, OHAL kararlarıyla; son 1 yıldır da sıkıyönetim uygulamalarını dahi kat be kat aşan ihlallerle dolu bir hayat sürüyor. Son 40 yıldır iktidara gelen kim olursa olsun Kürtlerin payına hep katliam, baskı, inkar düşmüş! Bugün sokaktaki hangi Kürdü çevirip son 15 Temmuz gecesiyle ilgili bir şey sorsanız size şu cevabı verecektir: “..Bu darbe mekaniği uzun süredir devrede. Öcalan, kendisiyle görüşmeler sürerken de devlet yetkililerini bu konuda defalarca kez uyardı. Kürt sorununun çözülmemesi devlet içindeki karanlık çete organizasyonlarını güçlendirir” der. Dolayısıyla Kürtler, 33 gencin IŞİD’in canlı bomba eylemiyle Suruç’da katledildiği gün olan 20 Temmuz 2015’de aslında Kürt halkına dönük topyekün savaş ilan edildiğinde bir darbe sürecinin başlatıldığına inanmaktadır. 7 Haziran seçimlerinde tek başına iktidar olma gücünü kaybeden AKP’nin, katletmekle, korkutmakla, saldırmakla Kürtleri bitireceğine inandığı yeni savaş sürecinin miladıdır aslında 20 Temmuz.
Darbeci örgütün başı F.Gülen’le AKP genel başkan yardımcılarının, belediye başkanlarının, eski ve yeni bakanların, başbakanların, cumhurbaşkanlarının ismini internette yanyana tıklayın binlerce haber çıkacaktır karşınıza: Gülen’e dönük saygı, hasret ve sevgiyle bahsettikleri binlerce açıklama göreceksiniz. Bank Asya’nın açılışı esnasındaki foto karesinin içindekiler; T.Çiller, F.Gülen, Erdoğan, A.Gül, N.Kurtuluş, vb!!! Tek bir fotoğraf karesi bile neleri anlatmakta! “Ne istediniz de vermedik!” şeklinde eski ortaklıklarını itiraf eden açıklamalara ne diyeceğiz şimdi biz?
Bir yerde hukuk dışı karanlık bir yapılanma almış başını gitmişse, bu halk onlardan da hesap sormalı; onları bu kadar büyütüp besleyenlerden de!
7 Haziran seçimlerinden bu yana Kürdistan’da ve Türkiye’nin demokrasi güçlerine karşı bir sivil darbe söz konusudur. Savaşın startının verilmediği 20 Temmuz’dan bu yana binlerce insan yaşamını kaybetti, 1 milyonu insan evsiz kaldı!
Darbelerin panzehiri demokrasidir, çoğulculuktur, özgürlüklerdir.
“Darbe içinde darbe” görmekten helak düşmüş bu topluma nefes aldıracak tek şey, topluma yönelik gerçekleşen tüm suçların tek tek açığa çıkartılıp yargılanmasıdır! Roboskî’nin, Cizre’nin, Sur’un, Gever’in katilleri bugün darbe girişiminden tutuklu! Sakın ola geçmişte Ergenekonculara yaptığınız gibi Kürt halkına karşı işledikleri suçlardan azade tutmayasınız onları!
Son olarak; ilan edilen OHAL, darbecilikle mücadele gibi bir sonuca yol açmaz; tam tersine toplumsal ve bireysel hak ve özgürlükler büyük yara alır!
40 yıldan çıkartılacak sonuç bu olmamalıdır; tek çözüm devletin tüm irinlerinden arınması ve temizlenmesidir ki o da Öcalan’ın deyimiyle, askeri veya sivil tüm darbe mekanikleriyle mücadeleden geçer. O halde topluma rahat nefes aldırmak istiyorsanız derhal Kürt sorununun kalıcı biçimde çözülmesi için Öcalan’la müzakere başlatın!