Ve biliyoruz; kötüler hayatın bir parçası oldukları müddetçe hep eksikli bir hayatımız olacak. Ama yine biliyoruz ki her kötü, bir gün illa yenilir. Dünyadaki tüm kötüleri yok etmek mümkün görünmese de hiç bir kötülüğe izin vermeyecek bir bilinç ve direnç hattı yaratılabilir. Bunun için ihtiyaç olan şeyse, iyinin kötüye karşı gücüne güvenmesi. Dahası, bunları bilerek yarına uyanmak, bizi olumsuzluklar karşısında zayıflatmaz, daha da güçlü kılar. Bu yüzden kötüye karşı mücadelede aldığımız yol nedeniyle ve o kadar güzel olacak 2015.
Bunları yazıyorum; çünkü toplumun önemli bir kesimi hem iyiyi istiyor hem de gücüne güvenmiyor. Bugünün dünden daha kötü olduğu inancı içinde şöyle cümleler kuruyorlar; "bu vahşete inanamıyorum, dünya nasıl bir yer haline geldi!", "... kapımıza dayandı, bu adamlar bizi de keser canlı canlı", "Artık adaletten söz edilemez", "Aleviysen, Kürtsen artık sana hayat yok"...
Gözlemlerime gore; bu cümleleri sık sık tekrar edenlerin tamamına yakını, yakın bir tehdit algısı içinde, yarı felç bir ruh hali ile yaşıyorlar. Sanki bu tür olaylar daha önce yaşanmamış, sanki bugüne kadarki en büyük saldırı kendilerine olacakmış gibi... Kendilerini, kızgın ama bu saldırı ilk defa onlara yapılacağı için de ne yapacaklarını bilmez, çaresiz hissediyorlar. Hatta bu saldırı altında gelecek düşlemeyi anlamsız bulup, anın kıymetini bilmek adına tamamen lümpen, egoist, liberal, toplumsal sorumluluklarını reddeden bir yerde durup, o konumu da savunuyorlar. Bu yüzden risk almadan yaşamaya gayret ediyor, kötüye karşı kurulan cephelerde yer almamakla kalmıyor, bu tarz mücadeleyi de küçümsüyorlar. Onlara bakınca, iktidarın neden tüm toplumu tehdit ve töhmet altında bırakan politikalara sarıldığını daha iyi anlıyorsunuz.
Bu kişilerden yakın temasım olanlara, insanlık tarihinden örneklerle, kaygı duyduğu bu tehditlerin geçmişte kalmış çok daha vahşilerini işaret ediyorum. Tayyip gibi bir adam nasıl olur da peşine bu kadar adamı takar dediğinde, kamuoyunda kurulan benzerlikleri de gözeterek Hitler diyorum mesela. Hitler ki Tayyip'e beşbin basar. Sonu ne oldu? diye soruyorum.
Ama Hitler insanlık için büyük, kapanmaz yaralar açtı da gitti. Kendiliğinden de gitmedi, onu faşizme karşı mücadelenin ölümü göze alan neferleri gönderdi. O büyük mücadele olmasaydı, daha uzun yıllar saçacaktı kötülüklerini her yana, dünya daha uzun zaman kirlenecekti o kötülüklerle.
Yani, biz kötüyü bilirsek, ondan korkarak sinmek yerine karşısına daha güçlü çıkabiliriz. Kötüyü daha yolun başında yok edebiliriz. Yeter ki bir yarınımız olduğuna ve onu kendi gücümüzle iyi edebileceğimize inanalım diyorum.
Lütfü Taş, bu inançla yola çıkmış, Barış Grubu'nun bir üyesi olarak beş yıl once Habur’dan giriş yapmıştı. Devlet onu barış istediği için hapse attı ve dün ölüm haberini aldık. 1 Ocak 2015, Lütfü Taş; yani bir barış elçisi cezaevinden mezara gönderilecek… Çok söze hacet var mı? 2015 de iyi geçmeyecek diyor Lütfü Taş. Ama biz biliyoruz, onun yolundan giderek, direncini ve inadını devralarak gidişi iyiye çevirebiliriz.