Türkiye kamuoyu seçimler konusunda erkenden yoğun bir tartışma sürecine girmiş bulunuyor. Görüldüğü üzere tüm tartışmaların ana gündemi HDP’dir. Çünkü AKP, toplumun çok geniş kesimlerinin değişim ve demokratikleşme beklentilerinin aksi istikametine yelken açmıştır. Karşısında onu geriletecek, toplumun beklentileri üzerine temellenecek özgürlükçü ve demokratik temelde bir ülke inşa edecek yenilikçi ve değişimci bir güce ihtiyaç var. Herkes bu tarihsel eşikte ya rolünü hakkıyla oynayacak, ya da ülkenin AKP eliyle daha da çıkmaza sürüklenmesine göz yumarak, gelecek kuşaklara ağır bir yük bırakacaktır. Bu sorumluluk ve görevler öncelikle ülkenin mağdurlarına ve ötekilerine düşmektedir. Özellikle Kürt sorunu ve Alevi inanç sorunu etrafında harekete geçmiş iki önemli toplumsal gücün ortak hareketi, gerçek demokrasiyi kazanmanın güvencesi olacaktır. Kaldı ki bu iki kimlik, geniş bir kesimi birlikte içerdiğinden aynı zamanda bütünleşmiş bir niteliğe sahiptir. Türkmen ve Arap Aleviler gibi farklı etnik topluluklar da dikkate alındığında, Alevi kültürel kimliğinin kapsamı daha da genişlemekte, etki alanı büyümektedir. Önemli olan bu dinamizmin bir ittifak zemininde buluşturulmasını sağlayabilmektir. 

Resmi tarih anlatısı, oluşturulan hafızayla Aleviler için cumhuriyet dönemine dair pembe bir tablo çizse de, gerçeğin böyle olmadığını yaşanmışlıklardan biliyoruz. Durum tespiti açısından yaşanmışlıklar, başvurulması gereken asıl referanslardır.  Ne var ki acı hatıraların üzerine adeta sünger çekilmiştir. Uzak geçmişe ait Kerbela katliamı, hafızlardaki tazeliğini korurken, yakın zamanın hadisleri olan Dêrsim soykırımı ve Koçgiri katliamı, Alevilerin kolektif hafızasında gereken yerini alamamıştır. Yine Malatya, Sivas, Çorum ve daha pek çok katliam çok daha yakın bir zamanın ürünü olsa da, ortak bellekteki yeri, parçalı ve cılız politik reaksiyonların ötesine geçmemiştir. Oysa ortak anılardan beslenen kültürel bellek, kimliğin ana unsurudur.  Dikkat edilirse Kerbela katliamının Alevi toplumunun hafızasında böyle bir özelliği var. Buna karşın son yüzyılda yaşananların ortak hafızaya dönüştüğünü söylemek çok zor. Bunu, türdeş bir toplum yaratmak için cumhuriyetle birlikte gelişen sistemli hafıza katliamından ayrı düşünemeyiz. Toplumsal sürekliliği ortadan kaldıracak en büyük felaket, hafıza yitimiyle başlayan başkalaşımdır. Kendi hakikatine ilişkin hafıza yitimine uğrayan bir toplum, fiziki olarak varlığını sürdürebilir. Ancak bu varlık hali, asıl kökten ve beslenmesi gereken kaynaklardan koparak savrulmuş ve başkalaşmış bir var olma halidir. Alevi toplumu yıllardır egemenlerin hafıza inşa operasyonlarıyla asıl kaynaklarından uzaklaştırılarak, bir çıkmazın içine sürülmek istenmektedir. Elbette kültürel soykırım amaçlı bu operasyonlar tümden amacına ulaşmış değil. Ancak hafızayı önemli oranda erozyona uğrattığı da görmezden gelinemez. 


Alevi toplumu kirli oyunlara geçit vermeyecektir 

Seçimler yaklaştıkça belli ki Alevi toplumu üzerinden yürütülecek tartışmalar daha da yoğunlaşacak. Bu tartışmaların esasta korkular üzerinden yürütüleceği sır değil. Bugüne kadar korku tapınaklarının gölgesinde siyaset yapanlar, kendilerini dalgalara karşı güvenli liman olarak sundular.  Alevi toplumunu o limanlara sığınmaya zorladılar. Özellikle Aleviliğin yasaklı hale gelmesinden ve yer altına sürülmesinden sorumlu CHP bunu hep yaptı ve yapmaya devam ediyor. Yakın günlerde CHP PM’nin kamuoyuna yansıyan kararlarından birinin, HDP’ye karşı alınacak tedbirler olduğunu biliyoruz. HDP’ye karşı alınacak tedbir dediği, yönelişleri HDP’ye doğru olan Alevileri korkutup, kendi kara sularına demir atmalarını sağlamak. Bunun için her zaman yaptığı gibi AKP’yi sopa olarak kullanacak, HDP üzerinden Kürt Özgürlük Hareketi'ne kara çalarak, el altından mezhepçilik yapacaktır. Ancak Alevi toplumu kirli oyunlara geçit vermeyecektir. Kürt Özgürlük Hareketi'nin ne anlam taşıdığı Şengal ve Kobanê’de tüm çıplaklığıyla açığa çıkmıştır. Şengal ve Kobanê hakikat cellâtlarının, hakikatin üzerine çektiği kara perdenin yırtıldığı, hakikatin aşikâre olduğu mekânlardır. Bunu en iyi görenler elbette hakikat arayışı olan Alevi toplumudur.

  Burada bir gerçeğe vurgu yapmadan geçmek olmaz. Bugüne değin Alevi toplumu CHP ile özdeş görüldü. Hatta kimi zaman CHP ile ilişkisi, Dêrsim hadisesi üzerinden ağır ithamlarla ele alındı. Oysa Alevi toplumu açısından CHP özdeşliği gerçeği yansıtmıyor. Tek parti diktatöryasına karşı toplumsal tepkinin kendini dışa vurduğu 1950 seçimleri, bu gerçeği saptama açısından önemli bir veridir. Bu seçimlerde DP Alevi potansiyelinin yoğun olduğu Dêrsim, Sivas ve Tokat’ta deyim yerindeyse tulum çıkartmıştır. DP’nin bu bölgelerde tümden zemin kaybetmesi 1957 seçimleri ile başlamıştır. Bunun asıl nedeni DP’nin Sünni yönelişini, politikalarıyla açıkça ortaya koyması ve tarikatlarla girdiği açık ilişkilerdir. Fakat DP’nin yaptığı dönem açısından yeni bir şey değildir. Sistemin temellerine uygun, politikada kendince tutarlı davranmasıdır. Bu, nasıl bir tutarlılıktır diye sorulabilir. Bunu tescil etmek için cumhuriyetin hangi temeller üzerine inşa edildiğine bakmak yeterli olacaktır. 


Çözüm, düzen bekçileri arasında tercihle sağlanmaz

Modern cumhuriyet bir yerde İslam’ın türdeş temelde ulusal, üniter versiyonudur. Her türden farklılığı yok sayarak, saf bir ulus yaratma projesine uygun olarak din, mezhep ve inanış çoğulluğu da yok sayılmıştır. Tekçi anlayışı gereği, Sünni Hanefi inancını Diyanet kurumuyla merkeze koyarak, dini devlet tekeline almıştır. Çokça dillendirilen ve Alevi toplumunun can simidi gibi sunulan sahte laiklik ise devletin din tekelini güvenceye almaktan ve farklı inanışları yok sayarak asimilasyona zorlamaktan öteye bir anlam taşımadığı yaşananlarla sabittir. Özellikle inanış temelli kimliğini belirleme ve kendini o kimlik üzerinden yeniden üretme, toplulukların elinden alınmıştır. Bu politikanın en bariz mağduru ise Aleviler olmuştur. DP’nin yaptığı hiçbir oportünizme sapmadan bu politikayı açık etmesidir. DP’nin yükselişi karşısında tutunamayan CHP'nin yaptığı, dayatmacı laiklik argümanına sarılması, Alevi toplumunun hafızasında uzak geçmişteki tarihsel korkuları daha bir depreştirerek kendine bağlamak olmuştur. Ancak cumhuriyet tarihi de göstermiştir ki çözüm, inkar ve asimilasyonu temel politika haline getiren düzen bekçileri arasında tercihte bulunmakla sağlanamaz. Asıl yapılması gereken, inkar sistemini özgürlükçü temelde dönüştürebilmektir. Bu anlamda 2015 seçimleri tarihsel bir fırsattır. Tekçi, inkarcı cumhuriyet dönemi aşılmıştır. AKP’nin doğan boşluğu fırsata çevirerek hegemonya inşa ve kendi sistemini sonuca ulaştırmada kat ettiği mesafe dikkate alındığında, Alevi örgütleri başta olmak üzere, süreç demokrasi güçlerine yanlış yapma şansı tanımıyor. Yanlışların telafisi hiç kolay olmayacaktır. Bu anlamda özgürlükçü, demokratik bir sistemin inşasında Alevi toplumunun tutumu, hayati önemdedir.