2018, politik olarak zorlu bir yıl oldu; ancak sinema adına da bir o kadar iyi bir yıldı. Her ne kadar Oscar sezonundaki filmler seyirciyi pek tatmin etmese de, festivallerden sekip vizyonu ziyaret eden filmler hayli nitelikliydi. Peki, bu seneden en çok hangi filmleri sevdik?

 

HAZIRLAYAN: ZABEL MİRKAN

Sayıyı azaltmak zor olsa da ilk 5’ini listelemek çok da zor oldu. Seçim yaparken sadece 2018 yapımı filmleri dikkate aldığımı ve bu listenin tamamen kişisel tercihler ile şekillendiğini de ayrıca not düşmek isterim.

 

Dokunma Bana

 

2018 yapımı Touch Me Not (Dokunma Bana) filmi 68. Uluslararası Berlin Film Festivali’nden Altın Ayı ödülüyle döndü. İlgiyle takip edilen Doğu Avrupa Sineması’nın son dönemdeki en iyi örneklerinden diyebileceğimiz film Romanya, Çek Cumhuriyeti, Bulgaristan, Almanya ve Fransa ortak yapımı. Yönetmen Adina Pintilie’in de ilk uzun metrajlı filmi. Yönetmenin derdi, dünyayla ve ebeveynleriyle kurduğu ilişkilere izleyici de dahil etmek ve ona eşsiz bir deneyim sunmak. İğrenilene, dışarıya atılana duyulan tiksinme hissinin arzuya ve hayranlığa dönüşme sürecinin işlendiği filmin amacı tüm bunları normatif bir beden ve cinsellik algısına sıkışıp kalmadan yapmak. Michael J. Bader’in Arousal kitabından fazlasıyla etkilendiğini söyleyen yönetmen Pintilie, ağırlıklı olarak psikanalist ve terapist Bader’in yaklaşımlarının izinde kuruyor hikâyeyi: Cinsel davranışlarımıza bakmak aynaya bakmak gibidir, geçmişimiz ve travmalarımız ilgili pek çok bilgi verir bize. Psikanaliz ve queer politikanın ustalıkla harmanlandığı film şüphesiz ki 2018’in en iyi filmlerinden...

Dovlatov

   

Rus yazar Sergey Dovlatov’un altı gününü anlatan ve yazarla aynı ismi taşıyan film Altın Ayı için yarıştığı Berlin Film Festivali’nden kostüm ve yapım tasarımı dalında En İyi Sanatsal Katkı ödülüyle döndü. Filmin senaristleri Aleksey German Jr. ve Yulia Tupikina; Aleksey German Jr. aynı zamanda filmin yönetmeni. Film, 1971 Leningrad’ına götürüyor bizi ve Dovlatov’un sıradan görünen; ancak hiç de öyle olmayan altı gününü anlatıyor. Bu altı günde pek çok yıkım ve zorlukla karşılaşan Dovlatov’un bunlarla nasıl baş ettiğini görmek mümkün. Yazar önce muhalif olduğu gerekçesiyle Sovyet Gazeteciler Birliği’nden kovulur, Gazeteciler Birliği’nden kovulmasını 1976 yılında Sovyet Yazarlar Birliği’nden ihraç edilmesi izler ve Dovlatov en son sınır dışı edilir. 1979’da Amerika Birleşik Devletleri’ne göç eden Dovlatov, 1990 yılında, henüz 48 yaşındayken hayata gözlerini yumar. 1991 yılında, Sovyetlerin yıkılmasıyla, kitabı hikâyesini yazdığı topraklarda yayımlansa da Dovlatov bunu asla göremez...

Climax

2018 Fransa yapımı Climax, Fransa’daki köhne bir dans kulübünde geçen uzun bir geceyi anlatıyor. 90’ların ortasında 20 dansçı, üç günlük bir prova için ormandaki yatılı bir okulda bir araya gelir. Birbirini yeni tanıyan ekip provalar dışında da eğlenceli vakit geçirirler. Provalar bittikten sonra son bir parti düzenlenir. Başlangıçta herkes son derece eğlenir ve içerken, zamanla bazıları tuhaf davranışlar sergilemeye başlar. Dansçılar bir süre sonra tamamen kontrollerini kaybeder. İçtiklerinin etkisinden çıkmaları artık neredeyse imkânsızdır. Kimisi davranışlarını, kimisi ise kaygısını kontrol edemez ve gerilim dolu dakikalar başlar. Filmin yönetmen ve senaristliğini “Dönüş Yok”, “Boşluk” ve “Aşk” gibi filmlerle tanınan Arjantinli yönetmen Gaspar Noé üstleniyor. Filmin senaryosu ise sadece beş sayfa. Yönetmenin filmde vurguladığı ise son derece keskin ve anlaşılır: İnsan özünde saldırgan, bencil ve kötüdür. Ve bu er-geç ortaya çıkar. Zor bir deneyim mi? Kesinlikle. Gaspar Noé’nin yaşayan en iyi yönetmenlerden biri olduğunun kanıtı mı? Kesinlikle.

Ahlat Ağacı

   

71. Cannes Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapan Ahlat Ağacı, usta yönetmen Nuri Bilge Ceylan’ın son filmi. Ceylan bu filmde izleyiciyi, çocukluğunun geçtiği Çanakkale’ye götürüyor. Ahlat Ağacı, Türkiye’de 216 salonda gösterildi. Film, 188 dakika olmasına rağmen izleyiciyi tek bir an sahneden koparmıyor, bu başarısını ise sürekli diyaloglara ve bu diyalogların doluluğuna borçlu. Murat Cemcir gibi, üçüncü sınıf diyebileceğimiz filmlerde oynayan bir karakterden güçlü bir düşkün baba portresi çıkarabilmek ise ancak iyi bir yönetmenin mahareti olarak o yönetmenin hanesine yazılır. Keza filmdeki tüm detaylar, Nuri Bilge Ceylan’ın gözlem yeteneğine ve yaşayan en başarılı Türkiyeli yönetmenlerden biri olduğuna dair hayranlıkla izleyeceğiniz detaylar…

Transit

   

Almanya’nın son zamanlarda en dikkat çeken yönetmenlerinden Christian Petzold imzalı Transit 68. Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı’da yarışan filmler arasında en iddialı yapımlardan biriydi. Anna Seghers’in 1942 tarihli romanından uyarlanan filmde, Nazi işgalinden kaçan Georg, elinde Meksika’ya iltica etmesini sağlayabilecek evraklar ve iki mektupla yola çıkar. Bu belgeler aslında bir yazara aittir. Yazar, Nazi işgalinin içinden çıkılamaz etkisiyle kuytu bir otel odasında bileklerini keserek yaşamına son verir. Otel görevlisi onu bulduğunda, yazar küvette kanlar içinde yatıyordur. İntihar eden yazarın karısı Marie ise kocasının geleceği günü beklemektedir.