Cihan DENİZ
Kapitalizm için yeni yıla girmek tüketim çılgınlığı anlamına gelse de, yeni bir yıla girmenin bir anlamı da, geçmiş yılın muhasebesini yapmak; geçmiş yılın bize ne getirdiği ve bizden ne götürdüğü üzerine düşünmektir. Hele bizim gibi bir coğrafyada barış ve demokrasi mücadelesi verenler için yeni yıl aynı zamanda bu mücadelede ödenen bedelleri ve kaybettiklerimizi bir kez daha anmak ve temsil ettikleri değerleri bilince çıkartmaktır.
2019’un şu ilk günlerinden 2018’e baktığımızda ne kadar zorlu ve karanlık bir yıldan çıktığımızı görürüz. Özgürlük, barış ve demokrasi mücadelesinde büyük acılar yaşadık; en sevdiğimiz yoldaşlarımızı bu uğurda kaybettik, cezaevine uğurladık. Evlerimiz basıldı, gözaltına alındık, işkence gördük. Ama başta Kürt halkı ve onunla omuz omuza mücadele edenler olarak yılmadık; her türlü tehdide ve baskıya rağmen barışı için, özgürlük için, demokrasi için mücadele etmekten bir an geri durmadık.
Yeni bir yıla girmek, diğer yandan, verdiğimiz mücadeleler için yeni bir sayfadır; bir önceki yılın muhasebesi üzerinden hedeflerimizi güncelleriz, önümüze yeni hedefler koyarız. Bu açıdan baktığımızda, 2019’un ilk günlerinden yeni yılın barışı, özgürlüğü ve demokrasiyi savunan halkların çizgisi ile halklara tekçiliği dayatan faşist çizgi arasında belki de nihai irade savaşına şahit olacağımız bir yıl olacağını söylemek için kâhin olmaya gerek yok. 2019 süresiz ve dönüşümsüz bir mücadele yılı olacak. Belli takvimsel günlerle sınırlı değil ama tüm yıla yayılan, Türkiye halklarının tüm kesimlerini kapsayan bir mücadele ancak içinden geçtiğimiz karanlığın yerini güzel ve güneşli günlerin almasını sağlayabilir.
Kuşkusuz, cezaevleri iki çizgi arasında bu mücadelenin en keskin yaşanacağı alanların başında gelmektedir. Tüm Türkiye genelindeki cezaevlerinde aralarında HDP Hakkari milletvekili ve DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in de olduğu iki yüze yakın mahpus 2019 yılına tek talebi İmralı’daki tecridin sona erdirilmesi olan açlık grevinde girdi.
Cezaevindeki mahpuslar, Türkiye’deki barış, özgürlük ve demokrasi sorunlarının kilitlendiği noktayı en doğru şekilde gören kesimlerin başında yer almaktadır. Tam da bundan dolayı da, mahpuslar, her gün daha da ağırlaşan cezaevi koşulları, her gün maruz kaldıkları insanlık dışı muamelelerin sona ermesi için değil ama İmralı tecridinin sona ermesi için süresiz ve dönüşümsüz açlık grevine başladılar. Mahpuslar, tecrit kırılmadan koşullarının düzelmesinin veya maruz kaldıkları işkencelerin sona ermesin imkanının olmadığının bilincindedir.
Cezaevleri tam da bu bilinçle bir kez daha aslında dışarıda olan bizlerin bıraktığı boşluğu da doldurarak sadece İmralı’da uygulanan tecridi değil, tüm Türkiye halklarını kuşatan tecridi parçalamak için büyük bir kararlılıkla bedenlerini ölüme yatırdılar. HDP’nin eski Eşbaşkanı sevgili Figen Yüksekdağ “tecrit sadece Kürtlerin sorunu değil” derken tam da buna işaret etmektedir. Tecrit sadece bir kişiye dönük bir uygulamayı değil ama Türkiye’de iktidarın yönetme tarzını sembolize etmektedir. İmralı’da uygulanan tecrit, aslında iktidarın tüm Türkiye, hatta tüm Ortadoğu’da uygulamayı önene hedef olarak koyduğu siyasi modelin küçük ölçekteki bir örneğidir. Bu nedenle tecrit, Kürt olsun olmasın tüm halkların ortak sorunudur. Evine ekmek götüremeyen emekçilerin, her gün erkek egemen anlayışın farklı saldırılarına maruz kalan kadınların, geleceği gasp edilen gençlerin, yaşam hakkı savunucularının da sorunudur tecrit. Bundan dolayı tecride karşı mücadele Türkiyeli demokrasi güçleri açısından dışarıdan desteklenmesi gereken bir mücadele değil ama kendi özgürlükleri için verdikleri mücadelenin bir parçası olarak görülmeli ve sahiplenilmelidir.
Sonuç olarak, cezaevlerinde başlayan açlık grevi, özgürlük ve barış için yanan büyük bir iradenin dışa vurumu kadar aynı zamanda hepimizin yüzüne çarpan büyük bir eleştiri tokadı olarak görülmeli ve bu bilinçle sahiplenilmelidir. 2018’de eksik bıraktığımızı 2019’da eksik bırakmazsak yani cezaevlerinde başlayan süresiz dönüşümüz direnişi aynı ruhla cezaevi duvarları dışında sergilersek, Türkiye’de demokrasiye, barışa ve kardeşliğe örülen tecridin parçalanmasının aslında ne kadar da kolay olduğu görülecektir.
2019’un uğruna mücadele ettiğimiz barış ve özgürlüklere ulaşacağımızı bir yıl olacağı umudu ve inancıyla, biraz gecikmeli de olsa, tüm Yeni Özgür Politika ailesinin yeni yılını kutluyorum.