Yıllar sonra köyüne dönebilen Teğin, toprak ve doğa ile yeniden kurduğu bağın sevincini yaşıyor. Bahar geldiğinde köye dönerek, arıcılık, bahçecilik ve hayvancılık yapan Teğin, "Şehirlerde kanepe üzerine oturmaktansa köyümde bir ağacın altında taşa otururum daha iyi" diyor. Hanza mezrasında yakılmış evlerinden geriye kalan tek göz bir odada yaşayan Teğin, sabahın ilk ışıkları ile uyanarak bütün günü arı, hayvan ve bahçesiyle uğraşarak geçiriyor. 


O günü dün gibi hatırlıyor 

4 Haziran 1994'te köylerinin yakıldığı günü dün gibi hatırlayan Teğin, askerlerin bir ay boyunca Andok, Dorşîn ve Hesamdin dağları eteklerinde operasyon için asker takviyesine şahitlik ettiklerini ve ardından çatışmaların başladığını dile getirdi. Çatışmalar arttıkça köylerin askerler tarafından çembere alındığını belirten Teğin, aylarca köye hapsedildiklerini ve hastalarını dahi tedaviye götüremediklerini söyledi. 


Çığlıklar dağlarda yankılanıyordu

Giderek askerlerin köylere yaklaştığını ve her gün ölüm haberlerini aldıklarını vurgulayan Teğin, "Erkeklerin hepsi tarlalara gidip çalışıyordu. Sadece kadınlar köyde kalmıştık. Akşamüstü uçak dolaşmaya başladı. Bir anda baktık ki bütün mezralardan ateş yükseliyor. Ne olduğunu anlamadan bir anda bizim köyün içi askerle doldu. Yetiştikleri evi yakmaya başladılar. Evde kim var kim yok demeden, çıkmamıza bile fırsat vermeden evlerimizi ateşe verdiler. Çığlıklar, ağlayışlar dağlara yankılanıyordu. Kafamıza silah dayadılar. Erkekler de eve doğru geldikleri sırada ellerini kelepçeleyip aralarına aldılar" diye kaydetti. 


Kadınlar olmasaydı...

Erkeklerin kelepçelenip götürüleceğini ve öldürüleceğini anladıklarını söyleyen Teğin, "Kadınlar olarak bir araya geldik. Erkekleri ormana doğru götürmeye başladılar. Kadınlar olarak üstüne yürümeye başladık, erkekleri bıraksınlar diye. Bizi darp ettiler, taciz ettiler, kovdular, hakaret ettiler; yine de onları bırakmadan dönmeyeceğimizi söyledik. Vazgeçmeyeceğimizi anlayınca da erkekleri bıraktılar" diye konuştu. 


Zor olsa da hayatı tekrar kurmak istiyor

Aç susuz bir şekilde üç gün boyunca yanan evlerini izlemekle yetindiklerini anlatan Teğin, askerlerin gelip 'gitmezseniz kimyasal atarız' tehdidinde bulunduğunu söyledi. Ağıtlarla topraklarını terk ettiklerini kaydeden Teğin, "Artık köyüme tamamen dönmek istiyorum. Şimdi yerle bir olmuş bir hayatı tekrar bir araya getirmeye çalışıyorum ama çok zor. Şehir hayatını gördüm; dayanamıyorum orada yaşamaya. Son nefesime kadar burada köyümde yaşamak istiyorum" dedi.


 ŞERİFE ORUÇ/DİHA/AMED