21. yüzyıla girerken, Kürdistan Özgür Kadın Hareketi şöyle bir belirlemede bulunmuştu: ‘’21. yüzyıl kadın yüzyılı olacaktır.’’ Böyle bir belirleme, kendi içinde çok derin anlamlar taşıyan bir öz iradeyi, cesareti ve kararlılığı ifade etmektedir. Kadın açısından böyle bir belirlemeyi bu kadar iddialı dile getirme neye dayanıyor? Kadın açısından bu yüzyılı diğer yirmi küsur yüzyıldan farklı kılan neydi ki, ya da ne olmalıydı? ‘’21. yüzyılda kadın olmak daha fazla cesaret, heyecan verici’’ sözü bizlere neyi anlatıyor?

Kürdistan Özgür Kadın Hareketi, bu belirleme ve soruların yanında son 3 yıldır bir başka önemli belirleme ve çalışmayı hem kendi gündemine aldı hem de uluslararası alandaki kadın hareketlerinin tartışma gündemine sundu: ‘’Mevcut sosyal bilimler, cinsiyetçidir ve aşılmalıdır. Bu nedenle insanlığın, kadın bakış açısına dayalı yeni bir bilim alanına ihtiyacı vardır. Bu da Jineoloji (Kadın Bilimi) olmalıdır’’ dedi.
Nedir jineoloji? Neden jineoloji? Nasıl jineoloji?
Yaşamın merkezine oturtulan, ama yaşamın en aşağısında tutulan; üzerine yazılar, şiirler, destanlar yazılan ama aynı düzeyde hakkında en çok ölüm fermanı çıkarılan; herkesin tarifini yapmaya çalıştığı ama bir o kadar da tarifsiz bırakılan; kimine ‘’ana’’, kimine ‘’sevgili’’, kimine ‘’kızkardeş‘’, kimine ‘’arkadaş’’ olarak görülen ama en çok görünmez kılınan; en çok manevi rol verilen, en çok mülkleştirilen... Düşüncesine, bedenine, yaşamına kendisi dışında herkesin karıştığı ve kendisi dışında herkesin söz sahibi olduğu kadın...
Kadın, günümüz kapitalist ve ataerkil sistemde üzerinde en çok politikaların üretildiği bir gerçeklik olmaya devam etmektedir. Bu politikalar, kadını özgürleştirmek, iradeleştirmek için üretilmemektedir. Kadın, bu politikalar nedeniyle daha çok ezilmekte, ince ya da kaba yollarla katledilmekte, geçmişi-bugünü karartılmaya devam etmektedir. Bu gerçeklikte en çok pay sahibi olan ve neredeyse erkek egemenlikli sistemin kendini en çok meşru kılmasını sağlayan alan, bilim olmaktadır. Günümüz açısından temel iktidar alanlarının başında, bilgi ve bilim gelmektedir. Kapitalist sistemin, siyasetten sosyal alana, ekonomiden inançsal alana,  teknolojik alandan düşünsel-felsefeseye kadar ‘’kadın ve toplum karşıtı’’ ideoloji ve politikalarını tekrar tekrar üretmesinde bilim alanının rolü büyüktür.

Cinsiyetçi ve taraflı bilim

Bilim-iktidar ilişkisi, en çok bu çağda sınırsızca geliştirilmiştir. Bilimin cinsiyetçi karakteri en çok bu çağda sorunları daha da çözümsüz kılmış ve derinleştirmiştir.
Mevcut bilim, kadını nasıl ele alıyor? Mevcut bilim, ya da genel olarak sosyal bilimler, kadının sosyal bir gerçeklik olduğunun üzerini örtmektedir. Günümüzde bilimin ‘’gelişmişlik’’ düzeyini bile ele alsak, egemen bilim anlayışı kadına ait olan şeyleri tarihten başlayarak ortaya çıkarmamaktadır. Erkek egemenlikli bakış açısının zorlanmaması için adeta çalışmaktadır. Egemen bilim anlayışı kadını ve onun toplumsal rolünü tarif ederken, kadının ve erkeğin biyolojik farklılığı üzerinden statüler belirlemektedir. Kadının doğurganlık özelliğinden yola çıkarak salt ‘’duygusallığa dayalı hareket ettiğini’’ kabullendirmeye devam etmektedir. Ya da erkeğin fiziki farklılığını, ‘’doğasında zaten şiddet vardır’’ diyerek ve bunu da bilimsel terimler ve deneyimler adı altında ortaya koymaya çalışmaktadır. Bu şekilde kadına ‘edilgen’, erkeğe ‘etkin’ roller vererek, yine boyun eğmeyi ve şiddeti ‘’insan doğasına ait ve aşılamaz olgular’’ gibi sunarak ve bilimi de buna alet ederek, sistemin temellerine harç taşımaktadır. Bilgi-iktidar ilişkisi içerisinde, kadın erkek egemenlikli sistem çerçevesinde hep tarif edilmiştir. Bu açıdan bakıldığında mevcut bilimler kadına, doğaya ve tüm ezilenlere karşı taraflı bir duruşa sahiptir. Bilim ve teknoloji gelişimi, aslında erkek egemenlikli iktidarcı sistemin üretim alanlarından biri olmaktadır.
Bu cinsiyetçi ve taraflı bilim, tarihi, siyaseti, toplumsal alanı, ekonomiyi, kültürü, sanatı, estetik ölçüleri ve daha birçok sosyal bilimler konusunu iktidar anlayışına göre tarif etmektedir. Hepsinde de kadının inkarı, ikinci cins olarak ele alma vardır. Günümüze geldiğimizde uzaya, Mars gezegenine gidiş ve yerleşmekten bahseden bir kısım insan kesimini görmek mümkünken, insanlığın büyük bölümü açlık, savaş, göç, ekolojik felaketlerle karşı karşıya ve milliyetçi-dinci-cinsiyetçi politikalar altında inletilmektedir. Mevcut erkek egemenlikli ve kapitalist sistem gibi, iktidarcı sosyal bilimler de artık aşılma aşamasına girmiştir. Bu alan, ne doğaya, ne insana, ne topluma, ne de kadına cevap olmaktadır. Sorunlara çözüm üretememekte, tam tersine daha da derinleştirmektedir. Peki alternatif ne?

Mevcut bilimlerin alternatifi

İşte ‘’jineoloji’’ bu noktada karşımıza çıkmaktadır. Jineoloji, mevcut iktidara bulaşmış sosyal bilimlerin alternatifi olarak ele alınmaktadır. İnsanlığın kadın özgürlüğü temelinde inşa edilecek bilimlere ihtiyacı olduğunu söylemektedir. Bunu da kadın hareketlerinin görevi olarak belirlemektedir.
Mevcut sosyal bilimler alanını eleştirmek artık yeterli olmamaktadır. Yine mevcut bu alanın sahtekarlıklarını deşifre etmek yeterli olmamaktadır. 21. yüzyıl, liberalizmin ‘’eleştir, hatta tüm doğruları söyle, çözümü sözle söyle ama çözümü pratikleştirme ve sadece yaparmış gibi yap’’ hastalığından kurtulmayı dayatmaktadır. İyi, doğru ve güzel yaşamak için artık sadece ‘’bilmek’’ yetmemektedir. Kapitalist ve erkek egemenlikli sistem karşısında mücadele eden kadın ve toplum hareketleri yeni bir değişim-dönüşüm sürecini yaşama ihtiyacını duymaktadırlar. Mevcut sistemin düşünce ve pratik etkilerini sorgulama derinleşmektedir. Bu sorgulamanın önünü açan kuşkusuz feminist hareketlerin yaşadıkları değişim-dönüşüm ve yenilenme ihtiyacı olmuştur. Bu açıdan ‘’jineoloji’’, uzun yıllardır süren feminist hareketlerin tecrübeleri ve emeklerinin de bir sonucu ve devamı olarak ortaya çıkmaktadır.

Jineoloji’nin ilgili olduğu alanlar
Jineoloji, tarih bilimiyle ilişki içinde kendini tarif etmektedir. Günümüzde yaşanılan birçok sorunun kökleri, kaynakları ve nedenleri tarihin başlangıcında gizlidir. Yöntem olarak çözüme kavuşturulmamış sorunların kaynağına inmek önemlidir. Kadın açısından karşı karşıya kaldığı sorunların kökleri de tarihte gizlidir. Sorunların kökleri kadar çözümlerini de tarihi aydınlatarak, hakikatlere bu temelde ulaşarak geliştirmek mümkündür. Mevcut sosyal bilimler, tarihi kadınlar açısından hala karanlıkta bırakmaktadır. Kadın tarihi, emeği, yaratımları hala açığa çıkmayı beklemektedir.
Bugünkü sorunları sadece sonuçlar olarak ele almak yetersizdir. Mevcut sosyal bilimlerin tarih anlayışı oldukça sakattır. Tarihi ölü ve yaşanmış bitmiş olarak ele almaktadır. Bu hastalıklı bir yaklaşım ve zihniyettir. Jineoloji, kendisini alternatif bir bilim olarak oluştururken, iktidar bilimini bu temelde eleştiriye tabi tutmakta ve doğru nasıl olmalıdırı ortaya koymayı esas almaktadır. Kadının, toplumların ve egemenlerin tarihini yeniden ve kadın özgürlük bakış açısı temelinde yeniden yorumlanması, yine antropoloji-arkeoloji bilim alanlarındaki araştırma sonuçlarının da bu temelde değerlendirilmesi gerektiğine inanmaktadır. Bu açıdan jineoloji tarih, antropoloji-arkeoloji ve diğer alanları kapsamaktadır.
Kadın tarihinin aydınlatılmasının hedeflerinden biri; kadını doğru tarif etmektir. Kadının ne olduğunu ve ne olmadığını tarif ederken, cinsiyetçi zihniyet ve söylemlerden kurtulmak önemlidir. Kadının nasıl var olduğunu anlamak ve anlatmak önemli bir ihtiyaçtır. Mesela kadın biyolojisinin doğru temelde yeniden açıklanmaya ihtiyacı vardır. Çünkü mevcut sistem bilimleri, yukarıda da belirttiğimiz gibi kadının biyolojik farklılığını edilgenlik-pasiflik nedeni olarak ele almakta ve toplumsal alanda bu yorumuna dayanarak kadına statü vermektedir. Toplumun algısında kadın ‘’zayıf, kendi kendine bakamayan, savunulmaya ihtiyacı olan, erkeği baştan çıkaran ve erkeği cinsel olarak tatmin etmesi gereken’’ olarak kabul ettirilir. Bu temelde kadın statüsü tarif edilirken ‘’evinin kadını, çocukların anası, ev işçisi, reklam malzemesi, bir mülk’’ rollerine mahkum edilir. Jineoloji, kadının sosyal-toplumsal bir gerçeklik olduğundan yola çıkarak; kadının beden-düşünce ve duygu bütünlüğüne sahip olması temelinde ele alınması gerektiğini belirtir. Bu temelde erkek egemenlikli sistemin yol açtığı sorunlar ve bilgi çarpıtmaları deşifre edilir.
Jineoloji’nin konularından bir diğeri, siyaset bilimidir. Sosyal bilimlerin bir dalı olan siyaset bilimi, devlet-iktidar alanı içine hapsedilmiştir. Toplumun, yani devlet ve iktidar dışı kesimlerin siyaset yapması sanki ‘’devletsiz ve iktidarsız’’ mümkün değilmiş gibi tarif edilir. Siyasetin önüne ‘’devleti ve iktidarı hedefleme-ele geçirmeyi’’ koyar. Bu alanı erkek alanı olarak tarif eder. Ahlak olgusunu siyaset dışı tutar. ‘’Devlete ve iktidara giden yolda herşey mübahtır’’ şeklindeki korkunç anlayışı bilinçlere kazır. Kadını zaten bu alanın dışında tutar ve bu alana giren kadının ‘’erkek gibi’’ olması gerektiğini işler. Oysa siyaset, toplumun ve özelde kadının kendini ifade ve pratikleştirme alanıdır. Toplumsal bir alandır. O nedenle siyaset biliminin yeniden tarif edilerek, devlet ve iktidar merkezli tariften kurtarılarak, toplum merkezli tarife kavuşturulması gerekmektedir. Bunun için de kadının siyasetin merkezinde olması gerekmektedir. Yine siyasetin özgürlük ahlakıyla bağının yeniden kurulması gerekmektedir. Jineoloji de bunları amaçlamaktadır.

Hakikatin çarpıtıldığı alan

Cinsellik, erkek egemen sistem bilimlerinin hakikatleri çarpıttıkları alanların başında gelmektedir. Cinselliğin de yeniden tarif edilmesi ve yorumlanması gerekmektedir. Kadın üzerinde tahakküm kurulan bir konu da budur. Hem en çok çarpıtılıp tahrik edilen, hem de yasak-günah ve tabu olarak bastırılıp doğalitesinden çıkarılan bir konudur. Denir ki, ‘’Hiçbir canlıda, varlığını sürdürme dışında cinsel güdüye sürekli bir rol verilmez. Ama insan gerçeğinde cinselliğe, varlığını sürdürmenin ötesinde bir içerik ve işlev verilir.’’ Cinsellik, erkek egemen sistemin, günümüz somutunda kapitalist sistemde iktidar ilişkilerinin ve toplumsal cinsiyetçiliğin üretim alanıdır. Kadın burada salt cinsel bir meta olarak ele alınır. Erkeğin bir zevk aracı olarak görülür. Erkeğin iktidar kurma alanıdır. Kadın bu temelde çocuk makinası olarak görülür ve kadın sistem için işçi ve asker doğuran olarak görülür. Kadının en fazla sömürüldüğü bir alandır. Tecavüz kültürü buna da dayanmaktadır. Bu zihniyetin sonucu dünya genelinde nüfus sorunu baş göstermiştir. Dünya, artık bu dengesizliği kaldıramaz duruma gelmektedir. Cinsellik, tahakküm alanı olmaktan kurtarılmalıdır. Kadın bedeni, ruhu bu tecavüz ve tüketim kültüründen kurtarılmalıdır. Cinsel güdü hakikati ve doğası içinde yeniden tarif edilmelidir. Yine kadının bu alanda söz ve karar sahibi olmasının ve bunun için de bağımsız ve özgür bir konuma ulaşmasının gerekliliği karşımıza çıkmaktadır. Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan bu konuda “Cinsellik hakkının kadında olması, kadının tam bağımsızlığını, tam eşitliğini ve özgürlüğünü gerektirir” demektedir.
Jineoloji açısından felsefe de ele alınan konulardandır. Mevcut bilimler, felsefeyi bilim dışı tutmaktadırlar. İnsan yaşamı, evreni bir bütün herşeyi sorgularken, kısaca yaşamın anlamına ulaşmak için felsefeyi esas alır. Jineoloji, felsefeye, etiğe yeni sosyal bilimlerde önemli yer verir. Çünkü insanı insan yapan olgulardır bunlar. Jineoloji de çözüm yaklaşımını felsefeye, yani yaşamın anlamına dayandırmaktadır. Alternatif bilimin inşacısı olan kadın bilimi bu temelde ‘’toplumun ortak vicdanı’’ olan etiği, yani ahlak bilimini de kendi alanı olarak belirlemektedir. Ahlakı tarif ederken ‘’özgürlük ahlakı’’ kavramını kullanmaktadır. Bu alanı da iktidar anlayışından kurtarmayı amaçlamaktadır.

Estetik, ekoloji ve ekonomi

Bu noktada estetik anlayışını da ele almaktadır. İktidarcı sistemin kadını sömürdüğü alanlardan biridir estetik-güzellik alanı. Estetik ve güzellik anlayışını şekil ve biçime indirmiştir. Çarpıklaştırmıştır. Kadının bedenine ve ruhuna saldırının en çirkince yapıldığı bir alandır bu. Kadının her şeyine müdahale edilmektedir. Kadının doğalitesi ‘’çirkin’’ gösterilip, ‘’sistemin güzellik uzmanlarınca’’ kadının bedenine operasyonlar yapılır. Sonuçta kadın aslında tanınmaz hale getirilir. Kadın, cinsel bir obje olarak tanıtılmaya devam eder. Güzellik anlayışı ve ölçülerinin, özgürlük anlayışı temelinde yeniden tarife ihtiyacı vardır. Güzelliğin ruhla, akılla bağı yeniden kurulmalıdır. Güzelliğin salt fiziksel sınırlara hapsedildiği erkek egemenlikli ölçüler aşılmalıdır. Doğal ve özgür kadının, güzel, güçlü olduğu anlaşılır kılınmalıdır. Bu temelde etik ve estetik alanın özgürleştirilmesi, jineolojinin konularından olmaktadır.
Ekoloji, kadının sömürgeleştirilmesi sonrasında insan ve toplumla bağı koparılan, insan ve topluma yabancılaştırılan bir alandır. Doğanın bir devamı olan insan, doğayla çatışır ve savaşır hale getirilmiştir. Aynı kadına yaklaşım gibi, doğa da ‘’ele geçirilmesi, denetlenmesi ve hizmete sunulması gereken’’ şeklinde akıllara kazınmıştır. Halbuki insan, doğadan uzaklaştırıldıkça kendisinden de uzaklaşmış, kendisine yabancılaştırılmıştır. Bunu yaratan, erkeke egemenlikli sistemin zihniyet ve bilim anlayışıdır. Bu nedenle jineoloji ekoloji alanında da yeni tanım ve yorumları geliştirmeyi hedeflemektedir.
Ekonomi, kapitalist sistemin kadından, toplumdan çaldığı ve çarpık tarif ettiği bir alandır. Ekonomi, en sade deyimle, insan toplumunun kendi ihtiyaçlarını karşılama faaliyetidir. Kapitalizm, insan ve ihtiyaçları arasında çarpık bir ilişki kurmuştur. İnsanı, ihtiyaç duymadığı şeylere yöneltmektedir. Reklamlarla, bilim adamlarına söylettirdikleriyle bunu yapmaktadır. Yine tarihte ekonomiyi geliştiren güç kadın olmuştur. Ancak kadın ekonomiden koparılmıştır. Jineoloji, bu alana dönük de çalışma hedefleri belirlemektedir. Ekonomi, sosyal bilimlerin temel alanlarından biridir. Bu alanda da bir dönüşüm ihtiyacı bulunmaktadır.

Cins kimliği değil, toplumsal kimlik

Jineoloji, yani kadın biliminin alanları bunlarla sınırlı değil elbette. Jineoloji yeni oluşan, tartışılmaya başlanan bir alandır. Bu alan geliştirilirken, kadın hareketlerinin tecrübeleri ve ulaştıkları sonuçlar da ele alınmaktadır. Feminizm tarihi bu açıdan çok büyük bir yer kaplamaktadır. Feminizm bu açıdan jineolojinin içinde yer almaktadır, kapsanmaktadır. Feminizmin, kadın sorununu görünür kılması ve kadın bakış açısını oluşturması açısından önemi çok büyüktür. Ancak verili bilim sınırlarını ve sistem içi yaşamın aşılamaması, yine kendini mevcut genel tanımlar ve kavramlarla (liberal feminizm, anarko feminizm, marksist feminizm, varoluşçu feminizm vb.) tarif etmeyi aşamamak, özgünlüğünü derinleştirememek, farklılıkları olsa da bu kadar parçalı olmak, ortaklaşmayı sağlayamamak vb. sorular çerçevesinde ele alınan feminizm, jineoloji tarafından hem büyük bir miras, hem de geleceğe dönük bir temel alan olarak tarif edilmektedir.
Jineoloji, kadın bilimini geliştirirken, sadece kadının özgürleşmesini değil, onun toplumsal karakterinden ve gerçekliğinden yola çıkarak, toplumsal alanın her yönüyle özgürleştirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Tüm toplumsal alanlara kadın bakış açısını yaymak, değişim ve dönüşümü kadınla sınırlı tutmamayı amaçladığını ortaya koymaktadır. Çünkü kadın sadece bir cins kimliği değil, toplumsal bir kimliği ifade etmektedir, demektedir.
Bu açıdan demokratikleşme, toplumun bu temelde örgütlendirilmesi, kadın sistem ve kurumlaşmalarının geliştirilmesi de jineolojinin alanına girmektedir. Bilginin iktidardan kurtarılıp, kadına, insana ve topluma kavuşması, dağıtılması için toplumsal alanda yaygınca akademileşmelerin gerçekleştirilmesi gerektiği açıktır. Bilgi, elit tabakaların, toplumdan ayrıksılaşan çevrelerin tekelinden, kadın ve toplum akademileri sayesinde kurtarılabilir.
Jineoloji, erkek egemen sistemle ezilenler arasında bir taraftır; kadından, tüm ezilenlerden yanadır; özgürlük mücadelesini yürütenlerin bilimidir. Jineoloji, yeni bir alan olarak yeni bir tartışmayı başlatmıştır. Bu bilim alanını geliştirmek de büyük bir mücadele, ısrar, kendine güven, sabır kadar, yeniliğe açık olmayı da gerektiriyor elbette. Alternatif bir tarihsel ve toplumsal bakış açısına sahip bir eleştiriselliği gerektiriyor. En önemlisi de teori ve pratik birliktelik içinde, çözümü, verili olan ataerkil sistemin, yine kapitalist sistemin sınırlarında aramamayı gerektiriyor.
Mevcut sistemin kadın ve erkek temsilcilerinin jineolojiyi anlamak yerine, saldıracakları, ‘’gerçekleşemez’’ anlayışını kabul ettirmeye çalışacakları beklenmeli, bekleniyor da. Jineoloji, hakikat yolcularının, kendilerini hakikate, insan-kadın-doğa ve toplum özgürlüğüne adayanların inşa edebileceği bir bilimdir. Mevcut sistemden beklentisi olmayanların bilimi olarak inşa edilecektir.
Başta da belirttiğimiz gibi; ‘’21. yüzyıl, kadın yüzyılı olacaktır.’’ Bu kadın da, erkek egemenlikli sistemle tüm bağlarını koparmış olan, yaşamak istediği özgür toplumu, jineoloji temelinde inşa eden kadın olacaktır.

GÖNÜL KAYA