Bu anlamda toplumun özgürlük sorunu temelde kadının özgürlük sorunudur. Ekonominin-siyasetin-eğitimin hatta sanat-felsefe-bilim gibi alanların, toplumdan ziyade devlet elinde tekelleşmesi ve dev bir merkezi bürokrasinin gelişimi reel-sosyalizmi egemenlikli sistemin en büyük dayanağı haline getirmiştir. Kadın bu dev çarkın en fazla proleterleşen dişlisi konumundadır. Siyasette kadın yoktur; ekonomide kadın sadece emek gücünden faydalanılandır; sanatta basit-en kabasından bir propaganda aracı durumundadır. Kadın örgütlülüğü bu erkek-egemenlikli devletçi yapının oldukça karanlık gölgesindedir. Devletin ve devletçi siyasetin bir kol-hareketi olmayı aşmamaktadır. Erkek egemenlikli devletçiliği güçlendirmekten öte rol oynamamaktadır. Öncü kadın militanlar ve kadın özgürlük arayışları olmasına rağmen, bir kadın özgürlük manifestosu ve demokratik toplum perspektifi yeterince ortaya çıkmamıştır. Özellikle Rosa Lüxemburg demokratik toplum perspektifi ile devleti sorgulamasına karşın; erkek egemenlikli zihniyeti bütün direnişine karşın kıramamıştır. Kadının özgürleşmesi ve siyasallaşması anlamında tarihin en önde gelen öncü kadın militanlarından olmasına rağmen; kadının öz ve bağımsız örgütlülüğünü ortaya çıkarmadaki yetersizliği kendi koşullarında ele alınması gereken bir durumdur. Bilimsel sosyalist devrimler çağıydı. Bütün dünyada bir "hayaletin dolaştığı”, sosyalizmin yükseliş süreciydi, peşinde sürüklediği ve boynuna doladığı bütün erkek egemenlikli zihniyetle birlikte. Aynı zamanda erkeğin damgasını taşıyan bir devrimler çağıydı. Beraberinde seyreden karşı-devrimler ve faşist rejimlerin geliştiği yüzyıl olma özelliğindeydi. 20. Yüzyılın karakteri kadının kendi öz iradesine dayalı siyasallaşmasına ve kadın eksenli bir demokrasi gelişimine fazla elvermiyordu.
Yine de Rosa Lüksemburg siyasal bilinç formasyonu ve devrimci duruşu ile kadın özgürlük tarihinin öncü kadın kişiliklerinden birisidir.
21. yüzyıl erkek egemenlikli sistemin çıkmazlarını en derinden yaşadığı bir yüzyıl olma özelliğindedir. Uluslar arası hegemon güçlerin bütün müdahaleleri toplumu kaos halinde tutarak kendi evrensel iktidarını korumayı hedeflemektedir. Toplumsal sorunların taşınamaz hale geldiği bu yüzyılda; sistemiçi çözüm yöntemlerinin ve perspektiflerinin sorunu daha da kaotikleştirmekten öteye geçememektedir. Başta Ortadoğu ulusal-dinsel ve kültürel sorunlara boğdurularak toplumlar savaş, açlık, işsizlik, katliam ve geri-kör bir cehalete sürüklenmektedir. Irkçı-faşist ve din adı altında geliştirilen çeteci saldırılar ve giderek topluma yaydırılan kör şiddet uluslar arası ve bölgesel güçlerin hegemonya politikalarının bilinçli operasyonları olarak giderek daha fazla bir şiddet sarmalını ortaya çıkarmaktadır. Devletçi erkek egemenlikli sistemin geldiği son nokta; Ortadoğu kaosu olmaktadır.
21. yüzyıl esasta demokratik devrimler çağıdır. Erkek aklının ve zihniyetinin son tablosudur Ortadoğu kaosu. Bu zihniyetin demokratik çözüm iradesi ve toplumsal barışı inşa gücü yoktur. Demokratik devrimler toplumsallığın kendi öz değerleri ile kendi siyasal-ekonomik ve kültürel değerlerine dayalı kendisini gerçekleştirmesidir. Siyasetin toplumsallaşması, toplumun siyasallaşmasıdır.
Ortadoğu'da kadına dayalı demokratik-özgür toplum perspektifi tarihsel-toplumsal zeminleri en güçlü olan bir perspektiftir. Toplumsallık esasta demokratiktir ve kadına dayalı gelişmektedir. Kadının dar cinsiyet özgürlüğünü esas alan bütün perspektifler pozitivist erkek egemenlikli sistemin sınırlarında bütün kimliklerin erkek egemenlikli bir şekilde yeniden üretilmesini aşamamıştır. Oysa tarihsel toplum kadın eksenlidir ve demokratiktir. Demokrasinin temeli toplumun siyasallaşması ise, kadının siyasallaşması bunun çekirdeği konumundadır. Kadının siyasallaşmadığı bir toplumda demokrasinin gelişmesi mümkün değildir. Kadın siyasallaşmasının araçları veya zeminleri kuşkusuz öz iradenin, öz kararların ve uygulama gücünün gelişeceği demokratik özerk kadın meclisleşmeleridir. Bununla birlikte kadın aydınlanmasına dayalı toplumsal değişim ve demokratik kültürün gelişimidir.
Son yıllarda kadın siyasallaşmasının hızla geliştiği ve yayılma potansiyeli yüksek bir gerçeklik haline geldiği görüldü. Oldukça etkili, sürükleyici ve özgürlükçü bir güç konumundadır. Özellikle Kürdistan coğrafyasından başlayarak giderek Batıya ve komşu ülkelere de yayılan ciddi bir kadın siyasallaşması yaşanmaktadır. Yerel yönetimlerden tutalım, kadın barış girişimleri, meclisleri ve demokratik özerk kantonlara kadar kapsamlı bir kadın aydınlanması, örgütlenmesi ve etrafında demokratik bir kültür gelişmektedir. Bu gelişmeyi daha yoğunlaştırılmış bir siyasal oluşuma evriltmenin bütün zeminleri hazırdır. Kadın özgürlüğüne dayalı demokratik toplum perspektifini esas alacak bir kadın partileşmesi giderek daha fazla bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmaktadır. Tamamen toplumsal değişimi, demokratik kültürü ve aydınlanmayı kadın ekseninde geliştirecektir. 21. Yüzyılın kadın devrimi ve özgürlük esintisi artık Ortadoğuya kaymıştır.
21. yy kadının siyasallaşma yüzyılıdır
Kadının öz örgütlülüğünün dağıtılması başta da zihinlerde silinmesi; erkek egemenlikli sistemin binlerce yıllık "kamusal alan” olarak tanımlanan devletçiliğinin temel varlık zeminidir. Kadının toplumsallığından alınıp genel- ve özel-evlere kapatılmasının devletin oluşumunda ve kalıcı bir baskı ve egemenlik aygıtı haline dönüşmesindeki rolünün kapsamlı tartışılması lazım. Ekonomi-siyaset-eğitim- sanat-felsefe-bilim alanlarından toplumun dışlanması esasta kadının dışlanması ile başlamıştır. Kadının güçsüzleştirilmesi, egemenlik alanlarının bir kullanım ve kaldıraç aracı haline getirilmesiyle sağlanmıştır. Reber Apo bunun için kadını ilk ezilen sınıf, ulus, cins olarak tanımlıyor. Temellerinden sarsılan toplumsal yapı esas ve en derin darbesini kadının köleleştirilmesi ile almıştır. En büyük toplumsal depremler ve derin yarıklar bu sarsılmanın sonucudur. Ortaya çıkan yarıklar günümüze değin toplumda hep ayrışmaya, karşıtlaşmaya ve iktidara dayalı kalıcı olarak sürekli sarsılma durumudur. Toplumsal bünye ana harcını yitirmiş gibi hep deprem durumunu yaşamaktadır. Hep kramp halinde. Ve sayısız "bilimsel”, "sosyolojik” tezler ve teoriler bunun üzerine üretilmiştir.