CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun içine “Yenikapı Ruhu”nun kaçtığına artık emin oldum.

Söze gelince mangalda kül bırakmıyor.

Öze gelince, içine kaçan “Yenikapı Ruhu” etrafı fena halde kokutuyor.

Ne demişti?

15 Temmuz darbesi “kontrollü bir darbedir”. Yani Erdoğan darbecileri Adil Öksüz gibiler eliyle “kontrol” altına aldı, istediği tarihde, istediği ayda, istediği günde, istediği saat ve dakikada “sokağa saldı”. Saldığı gibi de doğal olarak bastırdı.

Kılıçdaroğlu başka ne dedi?

Asıl darbe “20 Temmuz OHAL sivil darbesidir”. Yani Erdoğan “kontrol ettiği darbeyi” tıpkı Hitler’in Reichstag “kontrollü yangınını” bahane etmesi gibi bahane ederek, yine tıpkı Hitler’in eline aldığı “kanun hükmünde kararname yetkisinin” tıpkısını tıpkı Hitler gibi pervasız ve anayasa dışı kullanarak, TBMM iradesine karşı darbe yaptı.

Başka ne demişti?

Son dediği çok yeni: Önce ağzında “referandumun meşruiyeti tartışmalı” laflarını gevelese de, sonunda “bu referandum meşru değildir ve sonucu tanımıyoruz” dedi.

Bu üç “tez”, yani “15 Temmuz kontrollü darbedir”, “20 Temmuz asıl OHAL darbesidir”, “referandum meşru değildir” tezleri, mevcut rejimin de, Erdoğan’ın da, AKP hükümetinin de Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına ve yasalarına göre, hiçbir meşruiyeti olmadığını ilan etmekte.

Eğer Kılıçdaroğlu’na “inanacak” olursak, karşımızda, her türlü yöntemle alaşağı edilmesi gereken ve alaşağı edildikten sonra da “anayasayı cebren ve hile ile yürürlükten kaldırma”, “darbe yapma”, “referandumda çıkan hayır sonucunu zorla değiştirme” suçlarından ve elbette “vatana ihanet” sebebiyle yargı önüne çıkartılacak bir “çete” var demektir.

Böyle durumlarda demokrasi güçlerinin tıpkı Kürt halkının yaptığı gibi, bu meşru olmayan diktatörlük rejimine karşı barışçı ve barışçı olmayan her türlü yöntemle direnme hakkını, çağdaş insanlık çoktan beri tanımıştır. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini okuyan bilir.

İyi de ne oluyor?

Referandum sonuçlarının ilan edildiği gün, eğer CHP Genel Başkanı, “bu meşru değildir” demekle yetinmeyip, kendi tabanını, diğer protestocu güçlerle birlikte direnmeye çağırsaydı, o gün Saray iktidarının bütün temelleri sarsılırdı. Yıkılmamak için meşru protestoda bulunan halka saldırdığında da, dünyanın bütün ülkeleri onun karşısına çıkardı. Türk halkının böyle bir direniş göstermesi durumunda, Kürdistan siyasi ve askeri güçleri, hala “sınırlı” tuttukları mücadeleyi o anda milyonların harekete geçmesiyle birlikte İçişleri Bakanının “paralı silahlı unsurlarına” karşı harekete geçirirdi.

Demokratik bir devrimci değişim süreci başlar ve gerek ülkedeki, gerek bölgedeki ve gerekse dünyadaki elverişli ortamda bu süreç zaferle sonuçlanırdı.

Ne yaptı Kılıçdaroğlu?

Türkiye’nin dört bir yanında, CHP’li demokratların da katıldığı gösterilerle “kurumsal olarak ilişkimiz yoktur” dedi.

“Sokakta protesto” bile etmeyeceksen, neden “kontrollü darbeden” söz ettin? Madem “yürümeyeceksin”, neden Erdoğan’ı “darbeci” olarak suçladın? Meşru olmayan bir referanduma karşı sokakta “demokrasi” için bağırmayacaktın da, ne demeye “referandum sonucu meşru değildir, tanımıyorum” diye kabadayılık yaptın?

20 Temmuz OHAL darbesiyle ve 15 Nisan YSK darbesiyle  Türkiye Büyük Millet Meclisi şekli bir kuruma dönüştüğüne ve fiilen tüm yetkileri elinden alındığına göre, Kılıçdaroğlu ne demeye bu olmayan Meclis’te “daha fazla iş yapmaktan” söz etmekte?

Selin Sayek Böke’nin “Meclisten çekilmek de içinde her türlü direniş masada” demesinden bir saniye sonra, “çekilmiyoruz” diye telaşlı açıklamaların anlamı ne?

Kuto bana dedi ki, “anlamını ben biliyem, bu Kılıçdaroğlu, yüzde 49’luk oyu kendi oyu saniy, Akbaba gibi MHP’nin ve HDP’nin baraj altında kalmasını bekliy ve 2019’da yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanıp, kendisi ‘tek adam’ olmayı düşüniy… Bizi iki yıl oyalamaya çalışıy. Lakin bu iki yıl boyunca Saray, seçime giden yolları öyle mayınlarla döşeyecek ki, Kılıçdaroğlu seçim zaferini rüyasında bile göremeyecek… Bugün sokağa çıkmayan Kılıçdaroğlu, 2019’da seçim mitinglerine de çıkamayacak… Sokaktaki CHP’lileri, Üsküdar CHP gençlik kollarını selamliyem… Hepsinin 23 Nisan Egemenlik bayramını kutliyem… Bijî berxwedana Referandûmê…”

Eh, ne diyeyim. Ben de Kuto’ya katıliyem…