“Cezaevlerinin gerek mimari yapısı gerekse devrede olan zihniyet boyutu her yönü ile sınırlandıran, kısıtlayan elverişsiz ve gayriinsani yapı ve işleyişi söz konusudur. Baskılara, saldırılara ve gayriinsani uygulamalara karşı sık sık açlık grevlerine girmek zorunda kalıyoruz. Kısacası cezaevi koşullarında bırakalım tedavi olmayı, var olan sağlık sorunları daha da ağırlaşıyor.”*


Yalnızca sayılarını bildiğimiz; ama hikâyelerini ve şu an hangi koşullarda cezaevlerinde kaldıklarını bilmediğimiz siyasi tutsakları daha görünür kılmak istiyoruz. Bu nedenle her hafta Forum sayfasında iki tutsağın hikayesini sizlerle buluşturacağız. 

Yirmi üç yıldır tutuklu bulunan Süreyya Bulut’la başlıyoruz. Bulut, 1975 yılında Iğdır’da doğmuş, 1994’te de tutuklanmış. PKK üyeliğinden yargılanmış ve müebbet hapis cezası almış. Ciddi sağlık sorunları yaşıyor Bulut. Başında şarapnel parçası var ve son yıllarda da bu parça yüzünden oluşan kistlerle de mücadele ediyor. Sık sık ağır baş ağrısı ataklarına maruz kalıyor. Doktorlar ameliyat olması gerektiğini söylüyorlar; ama ameliyatın hayli riskli olduğunu ve cezaevi koşullarında da tedavinin mümkün olmadığını belirtiyorlar. 


İkinci gözünü de kaybedebilir!

Süreyya Bulut’un bir gözü, başındaki şarapnel parçasından dolayı görme yetisini kaybetti. Düzgün koşullarda tedavi olabilme şansı olsaydı gözünü kaybetmeyebilirdi; ancak şimdi diğer gözünü de kaybetme riskiyle karşı karşıya. Her iki ayağında ve kolunda şarapnel parçaları var. Özellikle diz kapağındaki parçalardan dolayı yürümekte zorlanıyor. Yirmi üç yıldır bu sağlık sorunlarıyla birlikte cezaevi koşullarında yaşıyor Süreyya Bulut.


Ring aracıyla hastaneye

Cezaevinde sıradan sağlık sorunları olan tutsaklar bile tedavi için olumsuz yanıt alırken, Süreyya Bulut gibi tutsaklar için tedavi koşulları hayli zor. Hasta tutsağın hastaneye sevki aylar sürebiliyor. Hastaneye sevk ring aracıyla yapılıyor. Ring aracı ise penceresi olmayan, havasız, çelikten yapılmış büyük bir araç. Kimin durumu ne kadar ağır, gözetmeksizin tüm tutsaklar bu araca bindiriliyor. 


‘Bunları niye tedavi ediyoruz ki!’

Hastane süreci ise tutsaklar için bir işkence türünden başka bir şey değil. Elleri kelepçeli tutsaklar, çoğu zaman kelepçeleri çözülmeden muayene ediliyor. Tabii şanslılarsa. O kadar yolu ring aracında elleri kelepçeli şekilde gelen tutsakların bazıları muayene edilmeden direkt cezaevine gönderiliyor. Doktor muayenesi ise bazen doktorun aşağılamaları ve hakaretleriyle geçiyor. Süreyya Bulut’un bir mektubunda aktardığında göreyse doktorlar çoğu zaman yüzeysel ve hastayı geçiştiren bir yaklaşımda bulunuyorlar. Bazıları ise söz ve davranışlarıyla “Bunları niye tedavi ediyoruz ki?” diyerek milliyetçi ve ırkçı tutumlarını göstermekten kaçınmıyorlar. 

Süreyya Bulut’a Wernicke-Korsakoff tanısı konularak “İçeride kalamaz,” denilmesine rağmen savcı, serbest bırakılmasının toplum güvenliği açısından tehlikeli olduğuna kanaat getirerek tutukluluğunun devamını istedi.




Mektup Adresi:

Süreyya Bulut Bakırköy Kadın Cezaevi İnfaz Kurumu

İstanbul

* Süreyya Bulut’un cezaevi koşullarını anlattığı mektubundan bir alıntı. 




Tecritte 441 gün



Hakkında geçici kapatma kararı verilen Özgür Gündem Gazetesi’nin bulunduğu binaya 16 Ağustos günü ağır silahlarla donatılmış polislerce baskın yapıldı. ”Size devletin gücünü göstereceğiz” sloganları ile binaya giren polisler Özgür Gündem Gazetesi çalışanlarını darp etmeye başladı. Küfür ve hakaretlerle merdivenlerden sürüklenerek indirilen muhabirler çevik kuvvet arabasına bindirildi. Daha sonra İnan Kızılkaya ve gazetenin genel yayın yönetmeni Bilir Kaya, başka bir minibüse bindirildi. Minibüsün içinde ters kelepçeli şekilde Kızılkaya ve Kaya’yı yere yatıran polisler altı-yedi saat boyunca muhabirlere işkence uyguladı ve ”Sizi Musa Anter gibi geberteceğiz, asit kuyularına atacağız” diyerek tehdit etti.

Gece saatlerinde götürüldükleri Esenler Karakolu’nda altı gün boyunca hayvan barınağını andıran bir yerde gözaltında tutuldular. Çıkarıldıkları mahkeme tarafından Bilir Kaya ile birlikte 26 Ağustos’ta tutuklandı İnan Kızılkaya ve Silivri 9 No’lu cezaevine götürüldüler. Mahkum kabul bölümünde zorla çıplak aramaya maruz kaldı Kızılkaya. Karşı çıktığı için çıplak aramada taciz edildi ve işkenceye maruz kaldı, ağır tecrit koşullarında tutuldu. İlk aylarda mektupları idare tarafından OHAL gerekçesi ile engellendi, sonraki dönemde ise mektup sayısına sınır getirildi. Meslek örgütlerinden Türkiye Gazeteciler Derneği, Çağdaş Gazeteciler Derneği’ne gönderdiği mektupları sakıncalı görülüp disiplin kurulu tarafından yasaklandı. Dışarıdan gönderilen kitapları da engellendi ve Kızılkaya’ya verilmemeye başlandı. Kasım ayına kadar Evrensel, Cumhuriyet, Azadiya Welat ve diğer bazı gazeteler hiçbir gerekçe gösterilmeksizin Kızılkaya’ya verilmedi. Bir gazete ve TRT radyosu dışında, bir gazeteci olarak dünya ile iletişim imkânı yoktu. Televizyon hakkı ise üç ay sonra karşılandı. 

Aile ve avukat görüşüne çıkarıldığında görüşme kabinine kadar tacize varan üst aramaları yapıldı Kızılkaya’ya ve diğer tutsaklara. Bazı günler Kızılkaya ve arkadaşlarının odalarına baskın yapıldı ve tutsaklara ayakta sayım dayatıldı, kabul etmediklerinde ise psikolojik şiddete maruz kaldılar ve tehdit edildiler. Tutuksuz yargılandığı davalara gidiş gelişlerinde ise bazı infaz memurlarının ”Sen teröristsin, gazeteci değilsin,” söylemlerine maruz kaldı. Kızılkaya, bir tutuklu olarak temel haklarını kullanamadı. Kızılkaya’nın çalıştığı gazetenin binasında dava dosyalarına, gazete arşivlerine el konulduğu için de dava dosyaları için gerekli evraklara erişemedi. Tecrit koşullarında 441 gün tutsak edilen gazeteci Kızılkaya, İstanbul’da dün görülen duruşmasında tahliye oldu.