FİLİZ ARGAL / FRANKFURT 

 

AKP hükümetinin baskıları sonucu sürgüne çıkmak zorunda kalanlardan biri de Amed Büro Emekçileri Sendikası (BES) eski başkanı Mehmet Karaaslan. Yaklaşık 30 yıldır sendikal mücadele içerisinde yer alan, 2006’dan bu yana Amed’de mücadele veren Karaaslan için arkadaşları “militan sendikacı” ifadesini kullanıyor. Cezalar ve devam eden davalar nedeniyle eşi ve çocuklarıyla birlikte ülkesini terk etmek zorunda kalan Karaaslan, mücadelesini şimdilerde Avrupa’da sürdürüyor. Geçtiğimiz haftalarda açıklanan Şavaşa ve Diktatörlüğe Karşı Barış İçin Avrupa Forumu içerisinde de yer alan Karaslan ile konuştuk. 


Öncelikle neden kadar süredir Almanya’dasınız ve neden sürgüne çıkmak zorunda kaldınız?

2009 yılında Diyarbakır BES başkanıyken 5 arkadaşımla birlikte Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın köyü olan Amara’ya yapılan yürüyüşe katılmıştım. Yürüyüşe polis müdahale etti ve 3 yoldaşımız şehit edildi. Amara yürüyüşü gerekçe gösterilerek ‘polise mukavemet’ suçlamasıyla hakkımda 2012 yılında dava açıldı. 2015 yılında ise hakkımda kesilen 8 yıl 5 aylık ceza Yargıtay’da onaylandı. Bunun ardından ben de Ağustos 2015 tarihinde Almanya’ya iltica talebinde bulundum. Halihazırda hakkımda devam eden davalar da var. 

 

Sendikal mücadeleniz on yıllara dayanıyor. Türkiye’de hükümetin güdümünde olmayan sendikalarda çalışmak oldukça meşakkatli olsa gerek… 

Evet öyledir. Aslında hayatım hep ceza, uyarı ve disiplin suçlarıyla geçti. 1989 yılında memuriyete başlar başlamaz sendikal mücadele içinde yer aldım. Kamu Emekçileri Sendikası’nın (KESK) dernekleşme sürecinde başladım aktif siyasal mücadeleye. İstanbul Maliyeciler Derneği (MADER), daha sonraki süreçte Tüm Maliye Sen’in iş yeri temsilciliğinden yönetim kademesine kadar çeşitli görevlerde yer aldım. 1994 -2006 yılları arasında Ankara’da Tüm Maliye Sen’de çalıştım. BES Ankara Şube Baskanlığı Genel Eğitim Sekreterliği yaptım. Ankara’daki görevimi tabiri caizse “millitan sendikacılık” yaparak geçirdim. Tüm bu süreçlerde defalarca göz altına alındım. Disiplin cezalarına çarptırıldım. Türkiye’nin Güney Kürdistan’a gerçekleştirdiği askeri harekata karşı ABD konsolosluğuna çelenk bıraktığımız için 8 arkadaşımla gözaltına alındık ve 18 gün Kırşehir Kapalı Cezaevi’nde kaldık. Yapılan itirazlar sonucu şartlı salıverildik. 

2006 yılında Kürdistan’a yani doğduğum topraklara Diyarbakır’a geri döndüm. Maliye Bakanlığı’nda çalışmaya devam ettim. Sendikal ve siyasal mücadelemi doğduğum topraklarda sürdürmeye başladım. Çalıştığım yerde iş yeri temsilcisi olarak mücadeleme devam ettim. Yurtdışına çıkana kadar Amed’de BES Şube Başkanlığı yapıyordum. 

KESK içerisinde yer alan Yurtsever Emekçiler Hareketi olarak her zaman militan ve mücadeleci sendikal anlayış temelinde duruş sergiledik. Bu temelde mücadele içinde yer alarak ısrarcı ve kararlı bir sendikal mücadeleyi savunmaya devam ettik.


Böylesi yoğun bir mücadele sürecinden sonra sürgüne çıkmak ve mülteci olmak nasıl bir duygu yarattı sizde? Mülteciliğe geçişte nelerle karşılaştınız?

Tutsaklığın ve esaretin diğer adı mülteciliktir. Buraya ilk olarak eşimi ve iki çocuğumu ülkede bırakıp gelmek zorunda kalmıştım. Benden sonra ailem kendilerini korumak amacıyla sık sık yer ve adres değiştirdi. Almanya’ya geldikten sonra 2015 Ağustos’unda iltica başvurusunda bulundum ve resmen mülteci oldum. Mülteci kamplarının kapasitesinin üzerinde dolu olması, yatacak yer olmaması nedeniyle bir spor salonunda kaldım. Spor salonunun doluluğu nedeniyle bile insanlar ara koridorlarda yatıp kalkıyorlardı. Bu durum tıpkı Şengal’den ve Kobanê’den can havliyle kendini sınırın öbür tarafına atan nsanları hatırlattı bana. O dönem gelenlere yardım etmiştim. Bazen “Acaba bu aile, benim Kobanê sınırından kurtardığım aile mi” diye düşünmekten kendimi alamıyordum. “Şu teyze yardım ettiğim teyze olabilir mi” diye soruyordum kendime? O kadar çok mülteci vardı ki sanki rüya görüyordum. Yardım ettiğim insanlarla şimdi aynı kaderi paylaşıyordum… Herkesin bir hikayesi vardı. Herkes birbirine yabancı ve şaşkınlık içinde bakıyordu. Bir korku, bir endişe vardı herkesin yüzünde. Belkide içlerinde en şanslısı bendim. Çünkü kampa gelene kadar yollarda hiçbir sıkıntı yaşamamıştım.


Türkiye’deki koşullar sadece sizi değil tüm ailenizi mağdur ve mülteci etmiş. Aileniz ne zaman Türkiye’yi terk etti?

15 Temmuz darbe girişiminin ardından ailemin pasaportları iptal edilmeden eşim ve iki çocuğum Almanya’ya gelebildiler. Ailem iltica başvurusu yaptıktan sonra benim bulunduğum kampa değil başka bir kampa verdiler. Çocuklarımdan biri 10 diğeri 7 yaşında. 45 gün ayrı kamplarda kaldık. Çocuklarımdan ayrı geçirdiğim bir yılın sonunda tekrar ayrı düşmek çok ağır geldi. 


Yetişkinler kadar çocuklar da bu süreçte mağdur ediliyor. Biraz çocuklarınızdan bahseder misiniz? Ne değişti hayatlarında?

Çocuklarım birden bire kendilerini bir başka ülkede ve hiç tanımadıkları insanlarla yaşamak zorunda buldular. Almanca bilmediklerinden iletişim kuramıyorlardı. Üstelik ben de yanlarında yoktum. Koşa koşa oyun oynadıkları sokakları ve arkadaşlarından kopup geldiler. Hiç kimseyle iletişim kuramıyorlardı. Şimdi de yaşadığımız yerde çok fazla görüşecekleri kimse yok. Kaldığımız evde televizyon yok. Sadece Almanca duyuyorlar. Bu durum çocuklarım açısıdan oldukça zor ve sıkıntı yarattı. Eşim yerleştiğimiz ev için bu evin kamptan bir farkı yok diyor. Küçük bir köy olmasından dolayı büyük yalnızlık çekiyoruz. Burada hiç alışık olmadığımız bir durumla karşı karşıyayız.

 

Türkiye’de şu anki siyasal durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

 Kürdistan, Türkiye ve Ortadoğu’daki politik ve siyasal gelişmeleri takip ediyorum ve endişelerim sürekli artıyor.  AKP ve Saray devleti, varlığını Kürtlerin yok oluşu üzerine kurmuş. Faşist diktatörlük başta Kürtler olmak üzere tüm muhalif kesimler üzerinde terör estiriyor. IŞİD ve Ortadoğu‘daki diğer cihatçı gruplarla kol kola halklara katliamlar dayatıyorlar. Sur, Cizre, Nusaybin, Şırnak, Silvan gibi Kürdistan’daki birçok şehir yerle bir edildi. Kürdistan’da insanlık suçu işleyerek bodrumlarda insanları canlı infaz ettiler. Gerilla cenazelerini yerlerde sürükleyerek gözdağı vermeye çalışan bu iktidar belediyelere kayyumlar atayarak, belediye başkanlarını tutuklayarak bütün muhalif kesimleri baskı altına almak istiyor. Ya zindana atıyor ya da işini elinden alıyor, işsiz bırakıyor. Açlıkla halkı korku altına almaya çalışan bir iktidarla karşı karşıyayız. 

 

Burada yaşamınızı nasıl organize ediyorsunuz? Planlarınız ve umutlarınız neler?

 Geride bıraktığımız yoldaşlarımıza bir sözümüz var. Bizlerden büyük beklenti içindeler. Diasporada onlara bir nebze de olsa soluk almalarını sağlayacak bir kamuoyu oluşturarak AKP faşizminin Avrupa’da teşhirini yapmak zorundayız.

Arkamda bıraktığım mücadele arkadaşlarımın bir kısmı KHK ile işten atıldı, bir kısmı ise tutuklandı. Kürtler başta olmak üzere tüm muhalifler baskı altında; ülke bir iç savaşa sürükleniyor. Böylesi bir manzaraya karşı herkesin yapabileceği mutlaka bir şeyler vardır. 

Avrupa’ya gelmek zorunda kalan arkadaşlarımızla birlikte Şavaşa ve Diktatörlüğe Karşı Barış İçin Avrupa Forumu’nu kurduk. Avrupa kamuoyuna bir çağrıda bulunduk ve bir deklarasyon yayınladık. Çalışmalarımız bulunduğumuz alanlarda sürmeye devam edecek. 

Kürt kimliğim ve sendikal mücadelem nedeniyle mülteci durumuna düştüm. Sendikal ve siyasal mücadelemi Avrupa’da da sürdüreceğim. AKP’nin ‘yok edemediğini içeri at, yok et, çürüt’ politikasına karşı 25 yıllık kamu emekçisi olarak tercihimi yurtdışına çıkmaktan yana kullandım. Sürgün hayatımda son nefesime kadar Sarayların saltanatına karşı, ezilen, sömürülen, yok edilen, yok sayılanların cephesinde mücadeleme devam edeceğim. Diyorum ki, “Mutlaka kazanacağız, insanlık kazanacak!”



OHAL ve kayyumun ilk hedefi: KESK

OHAL döneminde Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) üyesi toplam 2 bin 522 kişi ihraç edildi; bunlardan 71’i tutuklandı. KESK üyeleri ayrıca, sürgün, maaş kesintisi ve idari para cezası gibi uygulamaların hedefi oldu.

KESK’in hazırladığı Sendikal Hak İhlalleri Raporu’na göre OHAL kapsamında 31 Aralık 2016 tarihine kadar KESK’e bağlı sendikaların üyesi-yöneticisi toplam 11 bin 711 kamu emekçisi açığa alındı. Bunlardan 10 bin 692’si görevine iade edildi, 490’ı OHAL KHK’leri ile ihraç edildi. Açığa almaların sadece OHAL Kanununa dayalı yapılmadığı belirtilen raporda, 2016 yılı itibariyle sosyal medya paylaşımları ve “cumhurbaşkanına hakaret” iddiası ile 78 KESK üyesini açığı alındığı, böylelikle toplam 11 bin 789 KESK üyesi emekçinin açığa alınmış olduğu belirtildi. Rapora göre, 31 Aralık tarihi itibari ile KESK’e bağlı sendika üyesi-yöneticisi toplam 529 kamu emekçisi halen açığa alınmış durumda. 

Raporda, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın açıkladığı 135 bin 356 kamu çalışanı hakkında işlem yapıldığı, bunlardan 97 bin 679’u ihraç edildiği bilgisine yer verildi ve “OHAL kapsamında çıkarılan KHK’ler ile 31 Aralık 2016 tarihine kadar bağlı sendikalarımız üyesi-yöneticisi toplam 2 bin 094 kamu emekçisi ihraç edilmiştir” bilgisine yer verildi.

Rapora göre, adli ve idari soruşturmalar sonucu ihraç edilenler de dâhil edildiğinde toplamda 2 bin 179 KESK’linin ihraç edildi. Bununla birlikte 6 Ocak 2017 tarihinde yayınlanan KHK’lar ile ihraç edilen 343 KESK’li de eklendiğinde toplam 2 bin 522 KESK üyesi emekçi ihraç edilmiş durumda.

OHAL süresince KESK üyeleri, sürgün, para cezası, hakaret gibi pek çok ayrımcı muameleye maruz kalırken, Kürdistan belediyelerine atanan kayyumlar da ilk olarak KESK üyesi çalışanları hedef aldı.


Kayyumun da gözü KESK’lilerde


Rapora göre, kayyum atanmasıyla birlikte toplu iş sözleşmeleri iptal edildi. TÜM BEL-SEN ile Derik Belediyesi arasında imzalanan sözleşmenin atanan kayyum tarafından 10 Ekim 2016 tarihinde iptal edildiği belirtildi. Raporda, “Kayyum atanan belediyelerde sendikalarımızdan istifa edilmesi için sistematik bir çalışma yürütüldüğünün en bariz örneği Batman’da yaşanmıştır. Batman Belediyesi‘ne atanan kayyumun atadığı yandaş sendika yöneticisi kayyum yardımcısının baskısı ve teşviki sonucu sendikamız TÜM BEL-SEN üyesi 150 kişi istifa etmiş, büyük çoğunluğu yandaş sendikaya geçmiştir” denildi.

Kamudan ihraç edilen KESK üyesi memurların 331’i ise Büro Emekçileri Sendikası (BES) üyesi.