Darbeciler hırsızdır. Darbe yapıp iktidarı ele geçirmişken kişisel servetlerini daha da büyütmek isterler. Bunu yaparken sermayeyi de yanlarına alırlar ve birlikte çalarlar. Kimi zaman da bugün de olduğu gibi hırsızlar darbe yapar ve daha çok çalarlar.

Bugün yaptığı sivil darbenin ardından dünya piyasalarında yaşadığı itibar kaybı ekonomik dengeleri alt üst edince Erdoğan’ın başlatmaya çalıştığı, “dolarlarınızı satın altın alın” kampanyası 27 Mayıs darbecilerinin “alyans” kampanyasının bugüne uyarlanmış hali. Adı uluslararası altın kaçakçılığına karışan Erdoğan ailesinin ekonomik krizden çıkmak için vatandaşa yaptığı “altın alın” çağrısının altında yatan gerçek sebebi anlamak zor değil.

Türkiye gibi üretim yerine ranta dayalı inşaat sektörü ile ayakta kalmaya çalışan ekonomilerin siyasal kırılmalar karşısında ciddi türbülanslara yakalanması kaçınılmaz oluyor. Krizin kısa sürede aşılamaması durumunda ekonominin dibe çakılması da makus talihe dönüşür. Erdoğan’ın 15 Temmuz darbesi sonrası türbülansa giren Türk ekonomisi hızlı bir çöküş yaşıyor. Darbe yönetimi ekonomiyi üretimi artırarak adil bir paylaşım düzeni kurmak yerine krizi millete mal etmeyi tercih ediyor. Tıpkı 27 Mayıs darbesini yapan darbeciler gibi.

27 Mayıs darbesini yapan Milli Birlik Komitesi tarafından darbenin yarattığı siyasal bunalım sonrası yaşanan büyük ekonomik kriz karşısında ordunun zırhlı tugaylarında alyanslarını hazineye(devlete) bağışlama kampanyası başlatıldı. Çok geçmeden darbe destekçisi sermayenin başını çeken Vehbi Koç hazineye yüklü miktarda altın ve gayrı menkul bağışladı. Kampanya kapsamında vatandaşlardan da alyansları toplandı. Ardından alyansları alınan çiftlere onun yerine Milli Birlik Komitesi tarafından yaptırılan bakırdan “Devrim alyansları” dağıtıldı. Çok geçmeden toplanan bu altınların ordu mensuplarına yapılan lojmanlar için kullanıldığı ortaya çıktı. Hatta Ankara’nın Yücetepe semtinde bu paralarla yapıldığı için “alyans evler” olarak anılan bir bölgenin olduğu da bilinir.

Erdoğan hem ekonomi yönetiminde hem de Kürt sorununda 27 Mayısçıların izinden gidiyor. Şöyle bir bakalım. Elimizde var olan bilgiler içerisinde tartışma götürmez en ciddi bilgi Fethullah Gülen Cemaati’nin devletin içinde yapılanırken de sivil toplum içinde örgütlenirken de devletin denetimi ve desteği dahilinde faaliyet yürüttüğüdür. Gülen Cemaati devletin bir dönem en büyük resmi cemaati idi. Bugün Süleymancıların yerleştirildiği alanı unutmayın ki düne kadar Gülen Cemaati işgal ediyordu. Bu cemaatin faaliyetleri konusunda hem resmi kurumları hem de kamuoyunu uyarmak üzere yapılan hiç bir girişim sonuç vermedi.

Dahası Erdoğan’ın üzerine yeni bir dikta inşa etmeye çalıştığı 15 Temmuz darbe girişimi konusunda çok önceden PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın “Kürt sorununda demokratikleşme sağlanmazsa darbe mekaniği işler” saptaması orta yerde duruyor. Yine 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Erdoğan iktidarının diline pelesenk olan “Paralel devlet yapılanması” ifadesini Gülen Cemaati’ni kast ederek ilk kullanan da yine Abdullah Öcalan oldu. Darbe girişiminde bulunan, Erdoğan iktidarının ortağıdır, darbeyi yapan Erdoğan’ın kendisi. Bunun da ilk gören Öcalan oldu. 

Ortağının kendisine darbe yapacağı bilgisi kendisine fısıldanan Erdoğan bunu fırsat bilerek bir karşı darbe ile iktidara alenen el koydu. OHAL ilanı ve ülkenin Kanun Hükmünde Kararnameler ile yönetilme süreci darbenin kurumsallaşması anlamına geliyor. Bu da elbette siyasal kriz demek. Erdoğan iktidarının ülkeyi yönetememesi üzerine oluşan siyasal krizin sonucu ekonomi çöküyor. Kürt direnişi Erdoğan iktidarının siyasal varlığını bitirmiş durumda. Erdoğan’ın Rojava ve Güney Kürdistan’a yönelik askeri işgal girişimleri içerde kaybettiği savaşı dışarıda kazanıyormuş gibi gösterme çabası. 

Erdoğan’ın 15 Temmuz’da giriştiği darbenin de temel hedeflerinden biri Kürt inkarında yeni bir dönem başlatmaktır. Kendine teslim olmuş bir grup işbirlikçi ile Kürt direnişine alternatif olmaktır hedefleri. Bugün Kürdistan’da yaşanan siyasal linçin de “alyans kampanyası” gibi 27 Mayıs uygulamalarından hiç bir farkı yok. 27 Mayıs’ı yapan MBK de Adnan Menderes iktidarını “Kürdistan kurma girişiminde” bulunmakla itham ederek Kürdistan’da operasyon başlatmıştı. Bu kapsamda yaklaşık 500 kişi Sivas garnizonuna kapatıldı. Bu süreçte MBK’nin Kürdistan’da toplu katliam planları yaptığı da iddia edilir. 27 Mayıs darbesi sonrası kabul edilen 60 Anayasası 1924 Anayasası’nın girişinde yer alan “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ifadesi, “egemenlik kayıtsız şartsız Türk milletinindir” şeklinde değiştirildi. Kürt inkarında yeni bir dönem başladı.