• Kobanê Kumpas Davası'ndan dolayı rehin tutulan Alp Altınörs, Rêber Apo'nun kilitlenmiş bir ülkede 27 Şubat'ta yaptığı çağrıyla kilit taşını söktüğünü söyledi.
  • Böylece demokrasi ve barış mücadelesi için yeni koşullar yarattığını vurgulayan Altınörs, şunun altını çizdi: "Bu koşulları etkince değerlendirmek ise tüm demokrasi güçlerine kalıyor."

 

Hiçbir Marksistin, 'demokratik cumhuriyet' sloganına ilgisiz kalamayacağını, zaten Türkiye işçi sınıfının belirleyici temel stratejik bir mücadele sloganı olduğunu belirten Alp Atınörs, Friedrich Engels’in Bismarck Almanyası’nda sosyalistlere yaptığı program önerisini, 1921 Anayasası'nı ve Büyük Fransız Devrimi'ni hatırlattı. 'Demokratik cumhuriyet' talebinin etrafında yeni bir ezilenler blokunun oluşturulabileceğini vurgulayan Altınörs, şunların altını çizdi: "Sosyalistlerin barışa vereceği destek; işçi sınıfının örgütlenme, birleşme, kaynaşma ve sermayeye meydan okuma kapasitesini geliştirme çabalarıyla çelişmez. Hatta bu destek ve çaba birbirini besler, büyütür.”

Halkların Demokratik Partisi'nin (HDP) eski Eşbaşkan Yardımcısı, Merkez Yönetim Kurulu Üyesi ve Kobanê Kumpas Davası'ndan rehin tutulan Alp Altınörs, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde gelinen aşamayı, MA'dan Sema Bingöl'e değerlendirdi. Ankara Sincan 2 No’lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutulan Altınörs, Rêber Apo'nun kilitlenmiş bir ülkede 27 Şubat'ta yaptığı çağrıyla kilit taşını söktüğünü söyledi. Böylece demokrasi ve barış mücadelesi için yeni koşullar yarattığını kaydeden Altınörs, "Bu koşulları etkince değerlendirmek ise tüm demokrasi güçlerine kalıyor. Barış yapıcı olarak Öcalan’ın statüsünün yasal bağlayıcılığa kavuşması, bu ülkede tüm Kürtlerin konumunun bir nebze yükselmesi, inkarın biraz geriletilmesi anlamına gelecektir" dedi.

Uzatılmış OHAL şartları

Sürecin toplumsal karşılığının sınırlı kaldığına işaret eden Altınörs, şunları söyledi: “Önceki tüm süreçlere barış talepli bir kitle hareketi eşlik ederdi. 2013-2015 süreci bu bakımdan çok daha ileriydi. Bugünkü süreçte ise böyle bir kitle hareketinin gelişmediğini görüyoruz. Salonlara hapsolmuş bir süreç yürüyor. Miting iptalleri yaşanıyor. 2013-2015’te belki de Cumhuriyet tarihinde ilk kez Kürt coğrafyasında OHAL ya da sıkıyönetim uygulanmadı. Bugünkü süreç ise ülke genelinde uzatılmış fiilî OHAL şartlarında yürütülüyor. Siyasal baskı, sansür ve zorbalık günbegün tırmanıyor.”

İlk kez 'pişmanlık' ifadesi yok

Meclis’te 10 Ağustos’ta kabul edilen 'çerçeve yasa'ya dikkat çeken Altınörs, şöyle devam etti: “Tarihte ilk kez ‘pişmanlık’ ifadesini içermeyen bir silahsızlanma yasası olması itibarıyla olumludur. Kürt ulusunun inkarını kısmen de olsa geriletebilecek potansiyele sahiptir. Yasanın MGK kararına bağlanması ise Meclis’in kendisini işlevsizleştirmesi anlamındadır. Askeri vesayet deniliyordu. Bu yasa tam da çözüm sürecini askeri vesayet altına sokmuştur.

Hapishaneler boşalmadan olmaz

Tutsaklar, sürece umutla birlikte temkinli bir iyimserlikle yaklaşıyor. Siyasi tutsakların özgürlüğü barışın temel koşullarından biridir. Barış, hapishaneler boşalmadan, tüm politik tutsakların özgürlüğü sağlanmadan ilk adımını bile atamaz. Hapishaneler boşalırken kuyu tipi hapishaneler kalıcı olarak kapatılıp yıkılmalıdır. İdare ve Gözlem Kurullarına verilen infaz uzatma yetkisi kaldırılmalıdır. Hasta tutsakların tahliyesine getirilen Adli Tıp Kurumu raporu şartı da kaldırılmalıdır. Tutsakların toplu spor ve sohbet hakkı açık, geri alınamaz bir hak olarak infaz kanununa eklenmelidir. İdarelerin keyfine bırakılmamalıdır. Böylece bundan sonra tutuklanacaklara zulmedilmesi de önlenmiş olur.” 

Demokratik siyaset kelepçelidir

Kobanê Kumpas Davası’nda tutuklu siyasetçilerin durumunun da sürecin samimiyetini ortaya koyduğunu ifade eden Altınörs, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına rağmen hiçbir tutsağın tahliye edilmediğini hatırlattı. Altınörs, “Bu halde demokratik siyaset kelepçelidir. Kimse de güvenip yasal siyasete katılmak üzere dağdan, Avrupa’dan vesaire gelmez. Sürecin gerçek freni ve kilidi, Kobanê Kumpası’ndan hâlâ zindanda olan 13 siyasetçinin bırakılmamasıdır” diye konuştu.

Sultanlıkta demokrasi olmaz

Kürt sorununun ancak demokratik cumhuriyet temelinde çözüme kavuşturulabileceğini belirten Altınörs, şöyle devam etti: "Sürecin başarı kıstası demokratik cumhuriyetin kazanılması olmalıdır. Demokratik entegrasyon için demokratik cumhuriyet gereklidir. Sultanlıkta demokrasi olmaz. Sürecin başlıca krizi budur. Tüm siyasi hasımlarını siyasallaşmış yargı eliyle tasfiye eden; ana muhalefet partisine yargı eliyle darbe yapıp 'butlan'la kayyum atayan; seçimde alamadığı belediyeleri gözaltı, şantaj ve tutuklamalarla bir de kirli transferlerle ele geçiren bir iktidar, hiçbir temel toplumsal sorunu çözemez. Hele ki Kürt sorununu hiç çözemez." 

Özeleştiride ciddi olmak

Sosyalist hareketlerin sürece dair eleştirilerinin dikkate alınması ve değişen koşullara uygun yeni ortaklaşma zeminlerinin yaratılması gerektiğinin altını çizen Altınörs, şunları ifade etti: "Nihayetinde eleştiri ve öz eleştiri, her dem Kürt ulusal hareketinin kendisini yenileme dinamiği olmuştur. Eleştirinin bastırıldığı yerde liberalizm gelişir. Liberalizm ise çürütür. Elbette eleştiride sorumlu, özeleştiride ciddi olmak sosyalistlerin de sorumluluğudur. En hararetli tartışmalarda dahi sosyalistler, Kürt halkının Türkiye’nin temel demokrasi güçlerinden birisi olduğunu hep akılda tutmalıdır. Özellikle bu süreçte ırkçı propaganda ile Türk halkı ve Türk gençliği içinde etkili olmaya çalışan Neo-Nazi gruplara, Zafer Partisi ve benzeri yapılara karşı sosyalistler dalgakıran olmalıdır. Nazilere fırsat verilmemelidir. Hiçbir Marksist, 'demokratik cumhuriyet' sloganına ilgisiz kalamaz. Zira ‘demokratik cumhuriyet’, Türkiye işçi sınıfının belirleyici temel stratejik bir mücadele sloganıdır. Kürt Ulusal Hareketi’nin de çözümü aynı sloganla araması yeni bir buluşma, birleşme olanağıdır.”

Engels’in önerisini hatırlattı

Türkiye’de militarizmin devletin dokusuna derinlemesine işlediğini belirten Altınörs, demokratik cumhuriyet ve yerel öz yönetim tartışması kapsamında Friedrich Engels’in Bismarck Almanyası’nda sosyalistlere yaptığı program önerisini hatırlatarak, şöyle sürdürdü:

* İmparatorluğun yerine demokratik cumhuriyet ve tüm illerde, ilçelerde ve komünlerde genel oy hakkı yoluyla seçilmiş memurlar aracılığıyla eksiksiz öz yönetim.

* Atamaları devlet tarafından yapılan tüm yerel makamların ve il makamlarının kaldırılması.

* Merkezde demokratik cumhuriyet, il ve ilçelerde tüm kamu görevlilerinin seçimle geldiği öz yönetim.

* Sadece belediye başkanlarının değil; valilerin, eğitim ve sağlık il müdürlerinin de seçimle gelmesi.

'Engels-Öcalan Mutabakatı'

"Bunu, 'Engels-Öcalan Mutabakatı' olarak nitelendirebilir miyiz?" diye soran Altınörs, şu iki soruyu da ekledi:

* Türk burjuva ulusal devriminin en radikal döneminin Sovyet esinli belgesi olan 1921 Anayasası da aynen bu şekilde, her ilin yerel öz yönetimini öngörmemiş miydi?

* Büyük Fransız Devrimi'nin en radikal döneminde, 1792-1798 arasında, her Fransız ili ve ilçesi eksiksiz öz yönetime sahip değil miydi?

Böylece 'demokratik cumhuriyet' talebinin etrafında yeni bir ezilenler blokunun oluşturulabileceğini vurgulayan Altınörs, "Başkancı rejimin gerçek alternatifi de yerel halk meclislerinden TBMM'ye uzanan bir meclisler sistemidir" dedi.

Sınıf mücadelesiyle ilişkisi

Sosyalist yönden bakıldığında halklar arasında barış yönünde atılacak her adımın, sınıflar mücadelesini daha açık, daha yaygın, daha engelsiz hale getireceğini söyleyen Altınörs, şunları ekledi: "Toplumların ulusal, millî iç çelişki ve saflaşmalarla dikey bölünmesini hafifletir, sınıfsal saflaşmaları güçlendirir. Çözüm süreci ilerledikçe sınıf mücadelesinin de gelişeceği öngörülebilir. Sosyalistlerin barışa vereceği destek; işçi sınıfının örgütlenme, birleşme, kaynaşma ve sermayeye meydan okuma kapasitesini geliştirme çabalarıyla çelişmez. Hatta bu destek ve çaba birbirini besler, büyütür. Yeniden birleşme, ezilenlerin tarihsel bloğunu yeniden inşa etme, barış ve demokrasiyi sıkıca kaynaştırma; yeniden kongreleşme, yeniden meclisleşme ve halkların, emekçilerin birleşik mücadelesini yükseltme yolunda yürünmesi gerektiği kanısındayım. Bu çerçevede ilan edilen 'Demokratik Cumhuriyet Hareketi’ne de başarılar diliyorum.” HABER MERKEZİ